Sos­ya­list ger­çek­çi­lik bir bi­çim de­ğil, bir tu­tum­dur!

Gü­ney der­gi­si­nin 5. sa­yı­sın­da ya­yın­la­dı­ğı­mız ‘Han­gi Kül­tür Mi­ra­sı­na Sa­hip Çı­kı­yo­ruz’ dos­ya­sı bağ­la­mın­da çe­şit­li düz­lem­de tar­tış­ma­lar yü­rü­yor.Bu tar­tış­ma­nın ta­raf­la­rın­dan bi­ri olan  Z. Çe­lik son ola­rak “Sos­ya­list Sov­yet­ler Bir­li­ği ve Sa­na­tın Ki­mi So­run­la­rı Üze­ri­ne” ad­lı ol­duk­ça uzun bir ya­zı gön­der­di. Bu sa­yı­mız­da bu ya­zı­yı ol­du­ğu gibi ya­yın­lı­yo­ruz. Bu­ra­da bu ya­zı­da ile­ri sü­rü­len ki­mi gö­rüş­le­re ta­vır ta­kın­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğız.
Bu ya­zı­da te­mel so­run, ki­mi be­lir­le­yi­ci nok­ta­lar­da bi­zim sa­vun­ma­dı­ğı­mız ama bi­ze mal edi­len gö­rüş­ler­le po­le­mik yü­rü­tül­me­si­dir. Di­ğer ta­raf­tan, so­mut­ta ad­lan­dır­dı­ğı­mız yan­lış­lar at­la­nı­yor ya da ge­nel ta­vır­lar­la ge­çiş­ti­ril­me­ye ça­lı­şı­lı­yor. Yer yer cüm­le­ler ba­ğın­tı­sın­dan ko­pa­rı­la­rak bi­zim sa­vun­ma­dı­ğı­mız gö­rüş­ler in­şa edi­li­yor ve bun­la­ra sal­dı­rı­lı­yor. Biz bu yön­te­min tar­tış­ma­yı iler­let­me­de, po­zis­yon­la­rın net­leş­me­sin­de pek fay­da­lı ol­ma­dı­ğı gö­rü­şün­de­yiz. Fa­kat tes­pit et­ti­ği­miz tüm yön­tem yan­lış­la­rı­nı da tek tek ele alıp, “biz öy­le de­me­miş­tik” şek­lin­de dü­zelt­me yo­lu­nu tut­ma­ya­ca­ğız. Bu­nu yap­mı­yo­ruz, çün­kü de­tay­lar için­de bo­ğu­lup tar­tış­tı­ğı­mız özü kay­bet­mek is­te­mi­yo­ruz. O ne­den­le, bu­ra­da ar­ka­da­şın ya­zı­sın­da yön­tem ko­nu­sun­da da so­run gör­dü­ğü­mü­ze dik­kat çek­mek­le ye­ti­ni­yo­ruz.
Tar­tış­ma­ya de­vam eder­ken, bu sü­reç­te net­leş­ti­ği­ni dü­şün­dü­ğü­müz an­la­yış fark­lı­lık­la­rı üze­rin­de yo­ğun­la­şa­ca­ğız. Bu ken­di­mi­zi bi­linç­li ola­rak sı­nır­la­ma­mı­zı ve A. Z. Çe­lik’in ya­zı­sın­da ile­ri sür­dü­ğü her id­di­aya, her gö­rü­şe ce­vap ver­me­ye ken­di­mi­zi kap­tır­ma­ma­mı­zı ge­rek­li kı­lı­yor. Bu­nu da ba­şın­dan be­lirt­me­yi ya­rar­lı gö­rü­yo­ruz.

Biz par­ti ve dev­le­tin sa­nat ala­nı­na mü­da­ha­le­si­ne kar­şı mı­yız?

A. Z. Çe­lik, Gü­ney dos­ya­sın­da ve tez­ler­de sa­vu­nu­lan ve Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin ha­kim kı­lın­ma­sı mü­ca­de­le­sin­de içe­rik ve bi­çi­min sı­nır­lan­dı­rıl­ma­sın­da yan­lış­la­rın ya­pıl­dı­ğı gö­rü­şü­müz­den yo­la çı­ka­rak, bi­zim par­ti ve dev­le­tin sa­nat ala­nı­na mü­da­ha­le­si­ne ka­şı çık­tı­ğı­mız id­di­ası­nı ile­ri sü­rü­yor: “Gü­ney der­gi­si­nin ge­tir­di­ği eleş­ti­ri­le­rin te­me­lin­de de par­ti­nin ve dev­le­tin kül­tür-sa­nat iş­le­ri­ne bi­raz faz­la bur­nu­nu sok­tu­ğu … suç­la­ma­sı var.”
Bu­na gö­re, bir yan­da par­ti ve dev­le­tin sa­nat ala­nın­da yön­len­di­ri­ci ve mü­da­ha­le­ci­li­ği­ni sa­vu­nan A. Z. Çe­lik ve di­ğer ta­raf­ta da bu­na kar­şı du­ran Gü­ney der­gi­si tab­lo­su çi­zi­li­yor ve bu çer­çe­ve­de po­le­mik yü­rü­tü­lü­yor. A. Z. Çe­lik, par­ti ve dev­le­tin yön­len­di­ri­­cili­ği­nin ve mü­da­ha­le­si­nin ge­rek­li ol­du­ğu­nun şa­hi­di ola­rak da Le­nin’i gös­te­ri­yor:
“Gö­rül­dü­ğü gi­bi, Le­nin, dev­rim er­te­si kül­tür-sa­nat ala­nın­da ya­şa­nan ka­os du­ru­mu­na ko­mü­nist­le­rin yön ver­me­si­ni sa­vu­nu­yor. Da­ha son­ra­ki yıl­lar­da par­ti ve dev­let çı­kar­dı­ğı ka­rar­na­me­ler­le kül­tür ve sa­na­ta yön ver­me­ye ça­lış­tı.”
İyi hoş da, par­ti ve dev­let mü­da­ha­le et­me­sin di­yen mi ol­du? Tar­tış­ma bu dü­zey­de mi yü­rü­yor? Ha­yır.
Gü­ney der­gi­sin­de “Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde­ki ki­mi ha­ta­lı uy­gu­la­ma­lar”a eleş­ti­ri ge­ti­ri­lir­ken, eleş­ti­ri­nin yö­nel­di­ği nok­ta ke­sin­lik­le par­ti ve dev­le­tin sa­na­t ala­nı­na mü­da­ha­le et­me­si si­ya­se­ti­ne de­ğil­dir. Gü­ney der­gi­sin­de ga­yet açık bir bi­çim­de sos­ya­list dev­le­tin bir sa­nat ve kül­tür si­ya­se­ti ola­ca­ğı, ko­mü­nist par­ti­si­nin bu­na ön­der­lik ede­ce­ği sa­vu­nul­mak­ta­dır. So­run, bu mü­da­ha­le­nin içe­ri­ğiy­le­dir. Gü­ney der­gi­sin­de, ga­yet so­mut ola­rak sa­nat ala­nın­da be­lir­li bi­çim­le­ri en ba­şın­dan red­de­de­rek bi­çi­me sı­nır ko­nul­ma­sı­nın yan­lış ol­du­ğu sa­vu­nul­mak­ta­dır. Ve de­va­men, sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin uy­gu­lan­ma­sın­da yer yer içe­rik­te de sı­nı­rın çok dar­laş­tı­rıl­dı­ğı ile­ri sü­rül­mek­te­dir.
A. Z. Çe­lik ile­ri sü­rü­len bu gö­rüş­ler üze­ri­ne yo­ğun­la­şa­ca­ğı­na, bi­zim po­zis­yo­nu­mu­zu par­ti­nin mü­da­ha­le­si­ne kar­şı bir po­zis­yon ola­rak gös­ter­me­ye ça­lış­mak­ta­dır. Bu yan­lış­tır.
Ye­ri gel­miş­ken bir di­ğer yan­lı­şı dü­zelt­mek­te de ya­rar var. A. Z. Çe­lik şöy­le di­yor:
“Dev­rim er­te­si her tür­lü bi­çi­min ve içe­ri­ğin hiç­bir sı­nır­la­ma ge­ti­ril­mek­si­zin ken­di­ni ifa­de ede­bil­me­si o dö­nem için nor­mal­di, ge­rek­liy­di, zo­run­luy­du ama ko­mü­nist­le­rin amaç­la­dı­ğı şey de­ğil­di.”
Bu­ra­da söy­le­nen tam doğ­ru de­ğil­dir. Dev­ri­mi iz­le­yen yıl­lar ile sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin dev­let si­ya­se­ti­nin içe­ri­ği ola­rak be­lir­len­di­ği 30’lu yıl­lar­dan son­ra­sı dö­nem ara­sın­da­ki fark, bi­rin­ci­sin­de par­ti­nin ve dev­le­tin içe­rik ve bi­çi­me hiç­bir sı­nır­la­ma ge­tir­me­me­si, ikin­ci­sin­de ge­tir­me­si de­ğil­dir. Bir ke­re, “içe­ri­ğe hiç­bir sı­nır­la­ma” ge­ti­ril­me­me­si hiç­bir dö­nem­de ol­ma­mış­tır, ola­maz! Par­ti ve Sov­yet dev­le­ti dev­ri­min ilk anın­dan iti­ba­ren yı­kı­lan sı­nıf­la­ra kar­şı, kar­şı­dev­rim­ci akım­la­ra kar­şı, Sov­yet düş­man­la­rı­na kar­şı uya­nık­lı­ğı el­den bı­rak­ma­ma­yı öğüt­le­miş­ler ve bu­na uy­gun bir ta­vır al­mış­lar­dır. Do­la­yı­sıy­la dev­rim son­ra­sı ya­şa­nan ve Le­nin’in kas­tet­ti­ği öz­gür­lük or­ta­mı, es­ki­nin ezi­len­le­ri­ne ta­nı­nan öz­gür­lük­tür.
Par­ti­nin 30’lu yıl­lar­dan ön­ce de mü­da­ha­le­ci dav­ran­dı­ğı A. Z. Çe­lik’in ak­tar­dı­ğı Pro­let­kult ile il­gi­li ka­rar­da da ga­yet açık or­ta­da­dır. O za­man fark ne­dir? Fark, 1934’te sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin for­mü­le edil­me­sin­den son­ra, da­ha ön­ce sol akım­lar için­de gör­dük­le­ri mo­der­nist stil­le­ri kul­la­nan ki­mi grup­la­rı vb. adım adım dış­la­ma­la­rı­dır. Bu sü­reç­te mo­der­nist stil­ler ay­rım­sız bi­çim­de for­ma­lizm­le dam­ga­la­nır­ken, sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin ta­nım­la­ma­sı gi­de­rek da­ral­mış­tır.

“Sa­nat­çı öz­gür­lü­ğü” ya da sos­ya­lizm­de öz­gür­lü­ğün sı­nır­la­rı so­ru­nu

A. Z. Çe­lik’in bu tar­tış­ma için­de or­ta­ya koy­du­ğu gö­rüş­le­ri esa­sen te­mel bir nok­ta­da­ki yak­la­şım ve an­la­yış fark­lı­lı­ğı­na işa­ret et­mek­te­dir: Na­sıl bir sos­ya­lizm ve sos­ya­list de­mok­ra­si­nin sı­nır­la­rı so­ru­nu! Bu tar­tış­ma “geç­miş”in na­sıl de­ğer­len­di­ri­le­ce­ğiy­le il­gi­li bir tar­tış­ma ol­ma­sı­nın öte­sin­de, ön­ce­lik­le na­sıl bir sos­ya­lizm için mü­ca­de­le edi­yo­ruz tar­tış­ma­sı­dır.
A. Z. Çe­lik, Gü­ney der­gi­si­nin “sos­ya­list top­lum­da … sa­nat­çı­lar bi­çim­sel ya­sak­lar­la kar­şı­laş­ma­ya­cak­lar­dır! Pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lü­ğü­nü açık­tan yık­ma­ya yö­ne­lik eser­ler dı­şın­da sa­nat­çı, is­te­di­ği­ni is­te­di­ği gi­bi ya­rat­ma öz­gür­lü­ğü­ne ve imkân­la­rı­na sa­hip ola­cak­tır!” sa­vu­nu­su­nu ‘ol­duk­ça ge­niş öz­gür­lük’, ‘bir sı­nır­la­ma dı­şın­da sı­nır­la­ma­sız öz­gür­lük’, ‘bur­ju­va­zi­ye en ge­niş öz­gür­lük’ vb. ola­rak yo­rum­lu­yor. Ve bu tav­rı sa­nat ala­nı­na sı­nıf mü­ca­de­le­si açı­sın­dan ge­re­ken öne­mi ver­me­mek, onu bur­ju­va­zi­ye ter­ket­mek ola­rak gö­rü­yor.
A. Z. Çe­lik ya­nı­lı­yor. Biz, ne sa­nat ala­nın­da sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin kes­kin­le­şe­ce­ği­ni yad­sı­yor, ne de bur­ju­va­zi­ye en ge­niş öz­gür­lü­ğün sa­vu­nu­cu­lu­ğu­nu ya­pı­yo­ruz.
‘Sos­ya­list sa­nat, bi­çi­me tam bir öz­gür­lük ta­nı­ma­lı, bi­çi­me sı­nır ko­nul­ma­ma­lı­dır’ den­di­ğin­de bu, sa­nat ala­nın­da bur­ju­va­zi is­te­di­ği gi­bi at oy­nat­sın an­la­mı­na gel­mez. Bu zor­la­ma bir eleş­ti­ri­dir.
A. Z. Çe­lik’in gör­mek is­te­me­di­ği şey;
a) Bi­çi­me ko­nu­lan ya­sak­la­rın bur­ju­va içe­ri­ğin ta­şın­ma­sı­nın en­ge­li ol­ma­dı­ğı­dır. Bur­ju­va içe­rik en kla­sik bi­çim­ler­de de ta­şı­na­bi­lir. Na­zi­le­rin sa­na­tı bu­nun en açık ör­ne­ği­dir.
b) Bi­çi­me ko­nu­lan ya­sak­la­rın sos­ya­list içe­ri­ğin de ta­şın­ma­sı bağ­la­mın­da dar­laş­tı­rı­cı, sığ­laş­tı­rı­cı bir rol oy­na­ma­sı­dır. Do­la­yı­sıy­la bi­çi­me ko­nu­lan ya­sak­lar pro­le­ter ve emek­çi sa­nat açı­sın­dan yan­lış­tır.
Dos­ya’da, tez­ler­de ve tar­tış­ma­lar­da or­ta­ya koy­duk, bir ke­re da­ha söy­le­ye­lim: Be­lir­li bir içe­ri­ği an­lat­ma­nın çok de­ği­şik bi­çim­le­ri var­dır. Ve içe­rik ol­du­ğu ka­dar, bi­çim de de­ği­şir, ge­li­şir, yet­kin­le­şir. He­def el­bet­te ki, bir içe­ri­ği en iyi an­la­tan bi­çi­mi bul­mak­tır. Do­la­yı­sıy­la salt içe­rik de­ğil, ay­nı za­man­da bi­çim de eleş­ti­ri­nin ko­nu­su ola­cak­tır. Bir sa­nat ese­ri­ni eleş­ti­rir­ken, onun kul­lan­dı­ğı tek­nik ve sti­lin be­lir­li bir özü en iyi bi­çim­de an­lat­ma­ya hiz­met edip et­me­di­ği tar­tı­şı­la­cak­tır. An­cak, bu tar­tış­ma­nın so­mut eser­ler­den (ya­ni içe­rik­ten) ba­ğım­sız ola­rak be­lir­li bi­çim­le­rin ge­nel ola­rak “za­rar­lı” ilan edil­me­si­ne ka­dar uç nok­ta­ya gö­tü­rül­me­si yan­lış­tır. Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde­ki uy­gu­la­ma­da bel­li bir dö­nem­de eleş­tir­di­ği­miz iş­te bu­dur. Bu ta­vır, is­ter is­te­mez sos­ya­list sa­nat­çı­la­rı be­lir­li ka­lıp­lar içi­ne hap­set­miş, ye­ni stil­le­rin, tek­nik­le­rin de­nen­me­si­ni en­gel­le­miş­tir. Bu­na aşa­ğı­da tek­rar dö­ne­ce­ğiz.
İçe­ri­ğe ko­nu­lan sı­nır­lar ko­nu­su­na ge­lin­ce… Bu nok­ta­da da biz, sos­ya­list dev­le­tin sa­nat ve kül­tür ala­nın­da­ki sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni na­sıl yü­rüt­me­si ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da A. Z. Çe­lik’ten fark­lı dü­şü­nü­yo­ruz.
Sos­ya­list dev­le­tin elin­de sa­nat ala­nın­da bur­ju­va dü­şün­ce­le­re kar­şı mü­ca­de­le­nin çok çe­şit­li araç­la­rı var­dır. İda­ri bir ted­bir olan ya­sak­la­ma yön­te­mi bun­lar­dan sa­de­ce bi­ri­dir ve kuş­ku­suz en önem­li­si de­ğil­dir. Sa­nat ala­nı­nı da kul­la­na­rak açık­tan yı­kı­cı fa­ali­yet için­de bu­lu­nan­la­rın mah­kum edil­me­si ve eser­le­ri­nin ya­sak­lan­ma­sı el­bet­te ki doğ­ru­dur. Bu­nu biz en ba­şın­dan or­ta­ya koy­duk. Sos­ya­list dev­le­tin “yı­ğın­la­rı sos­ya­list ik­ti­da­ra kar­şı açık­ça kış­kır­tan, açık­ça ırk­çı­lık, fa­şizm, cin­si­yet­çi­lik ya­pan, sa­nat adı­na por­nog­ra­fi su­nan ‘sa­nat eser­le­ri’”ne ke­sin­lik­le izin ver­me­ye­ce­ği­ni açık­la­dık. Bu nok­ta­da ya­sak­la­ma ge­rek­ti­ren içe­ri­ğin kap­sa­mı­nın “ne­yin ol­ma­ya­ca­ğı”yla dol­du­rul­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sa­vun­duk. Bu ama, açık­tan kış­kır­tı­cı­lık yap­ma­sa da, içe­rik­te yan­lış, bur­ju­va gö­rüş­ler ya­yan di­ğer eser­le­re ve sa­nat­çı­la­ra kar­şı mü­ca­de­le­nin boş­lan­ma­sı de­mek de­ğil­dir. On­la­ra kar­şı mü­ca­de­le­de esas alı­na­cak olan ide­olo­jik mü­ca­de­le­dir. Ko­mü­nist Par­ti­si­nin ve sos­ya­list dev­le­ti­n ide­olo­jik ola­rak sağ­lam sa­nat eleş­tir­men­le­ri, ya­zar­la­rı, ba­sı­nı vb. var­dır. Bu yol üze­rin­den bu eser­le­ri eleş­tir­me, teş­hir ve tec­rit et­me gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­bi­lir. “Olum­su­za kar­şı mü­ca­de­le için­de olum­lu­nun, doğ­ru­nun kav­ra­tıl­ma­sı yön­te­mi”nden an­la­dı­ğı­mız bu­dur.
Yu­kar­ıda bu nok­ta­da­ki an­la­yı­şın, sos­ya­list de­mok­ra­si ve öz­gür­lük­ler so­ru­nuy­la iliş­ki­li ol­du­ğu­nu vur­gu­la­mış­tık, bu­nu bi­raz aça­lım. Pro­le­tar­ya dev­le­ti­nin ön­cü­sü­nün ko­mü­nist par­ti­si ol­du­ğu­nu sa­vu­nu­yo­ruz. Bu nok­ta­da bi­linç­te tu­tul­ma­sı ge­re­ken, sos­ya­list bir top­lum için­de ko­mü­nist­le­rin sos­ya­liz­min in­şa­sı­nın ta­mam­lan­ma­sın­dan, sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın tas­fi­ye­sin­den son­ra da, çok uzun bir dö­nem top­lum için­de azın­lı­ğı oluş­tu­ra­cak­la­rı­dır. Ge­niş emek­çi kit­le­le­ri üze­rin­de hâlâ et­ki­de bu­lu­nan bur­ju­va an­la­yış­la­rı sö­küp at­mak, bir bü­tün ola­rak top­lu­mu dö­nüş­tür­mek uzun bir mü­ca­de­le sü­re­ci­ni ge­rek­ti­rir. Ko­mü­nist Par­ti­si bu mü­ca­de­le­nin ön­de­ri ve ör­güt­le­yi­ci­si­dir. Bu mü­ca­de­le­de onun elin­de­ki en önem­li araç, ide­olo­jik mü­ca­de­le­dir, kit­le­le­rin bi­linç ve kül­tür se­vi­ye­si­nin yük­sel­til­me­si­dir. Kül­tür ve sa­nat ala­nın­da­ki mü­ca­de­le­de bur­ju­va dü­şün­ce­le­rin ege­men­li­ği­ni esas­ta ya­sak­la­ma ted­bir­le­riy­le kır­ma­ya ça­lış­mak, az sa­yı­da­ki ko­mü­nist sa­nat­çı­nın dı­şın­da­ki­le­re ya­şam hak­kı ta­nı­ma­mak de­mek­tir. Biz Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde­ki ge­nel uy­gu­la­ma­nın bu ol­du­ğu­nu dü­şün­mü­yo­ruz. Uy­gu­la­ma­da her ne ka­dar yer yer yan­lış bir bi­çim­de bel­li bir dö­nem­de ya­sak­la­ma yön­te­mi ön pla­na çık­mış ol­sa da, ge­nel an­la­yış bu de­ğil­dir. Ay­nı şe­yi ama A. Z. Çe­lik’in po­zis­yo­nu ko­nu­sun­da söy­le­ye­mi­yo­ruz. A. Z. Çe­lik, Sov­yet­ler Bir­li­ği’ni sö­zü­mo­na “sa­vun­ma” gay­re­ti için­de yan­lış bir an­la­yış­ta ko­nak­la­mak­ta­dır.

‘Ye­ni Bi­çim­ler’ ve For­ma­lizm…

A. Z. Çe­lik, hâlâ Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde “bi­çim­ci­lik” (for­ma­lizm) red­de­dil­di, bu ‘ye­ni bi­çim­ler’in red­de­dil­me­siy­le bir ve ay­nı şey de­ğil­dir ve “bi­çim­ci sa­nat akım­la­rı­nın (mo­der­nist stil­le­rin) eleş­ti­ri­si ‘tek bir bi­çi­min mut­lak­laş­tı­rıl­ma­sı’ an­la­mı­na gel­mez” di­yor. İyi ama, bel­li bir dö­nem­de pra­tik bu ko­nu­da baş­ka ko­nu­şu­yor. Biz bu­nu or­ta­ya koy­ma­ya ça­lış­tık. Or­ta­ya koy­du­ğu­muz ör­nek­ler te­me­lin­de gö­rü­şü­nü te­mel­len­di­re­ce­ği­ne A. Z. Çe­lik ‘red­de­di­len bi­çim­ci­lik­tir, ye­ni bi­çim­ler de­ğil­dir’ gö­rü­şü­nü tek­rar­la­yıp du­ru­yor.
Bi­çim­de kla­sik stil­le mo­dern stil­ler ara­sın­da yü­rü­yen mü­ca­de­le­de ger­çek­ten red­de­di­len ney­di, bu­nu bir ke­re da­ha ör­nek­le­riy­le or­ta­ya koy­ma­ya ça­lı­şa­lım.
Fütürizm, eksp­res­yo­nizm, imp­res­yo­nizm gi­bi akım­lar bur­ju­va sa­nat akım­la­rı­dır ve akım-okul ola­rak sa­nat­ta be­lir­li bir yak­la­şı­mı, be­lir­li bir ide­olo­ji­yi ifa­de eder­ler. Fa­kat, bu­nun öte­sin­de ay­nı kav­ram­lar sa­nat­ta kul­la­nı­lan be­lir­li bi­çim­le­ri de ifa­de eder­ler. Bu an­lam­da ör­ne­ğin kü­bist bi­çi­min kul­la­nıl­dı­ğı her sa­nat ese­ri ‘içe­rik­ten yok­sun’, bi­çim­ci vb. ola­rak mah­kum edi­le­mez. Sa­nat­ta kü­bist, fü­tü­rist, konst­rük­ti­vist bi­çim­le­re yer ver­di­ler di­ye be­lir­li sos­ya­list sa­nat­çı­la­rın bi­çim­ci­lik­le suç­lan­ma­sı, mo­der­nist stil­le­rin top­ye­kün red­de­dil­me­si yan­lış­tır.
fiim­di ge­le­lim tek tek ör­nek­le­re. Eli­miz­de SBKP(B) Mer­kez Ko­mi­te­si­’nin 1946–1948 dö­ne­mi­ne iliş­kin “Ede­bi­yat ve sa­nat so­run­la­rı”na iliş­kin ka­rar­la­rı mev­cut. (Bu ka­rar­lar Jda­nov’un çe­şit­li ko­nuş­ma­la­rı­nın top­lan­dı­ğı Ede­bi­yat, Mü­zik ve Fel­se­fe Üze­ri­ne ad­lı ki­tap­ta­ki gö­rüş­ler­le öz­de ay­nı­dır. Yak­la­şı­mı bü­tün­lü­ğü için­de gör­mek is­te­yen okur­lar bu ki­ta­ba baş­vu­ra­bi­lir­ler.) Par­ti ka­rar­ları ol­ma­sı açı­sın­dan de­ğer ta­şı­yan bu ka­rar­lar­dan ba­zı pa­saj­la­rı ak­tar­mak is­ti­yo­ruz.
Bu ka­rar­lar ede­bi­yat, ti­yat­ro, film ve mü­zik ala­nın­da Sov­yet sa­nat­çı­la­rı­na yön ve­ri­ci ni­te­lik­te­dir ve için­de so­mut Sov­yet sa­nat­çı­la­rın­dan ne­le­rin ta­lep edil­di­ği ve ne­le­rin red­de­dil­di­ği ye­ral­mak­ta­dır. Do­la­yı­sıy­la bu­ra­dan, bi­çim ve içe­ri­ğe iliş­kin yak­la­şı­mı net ola­rak ora­ya çı­kar­mak müm­kün­dür.
V. Mu­ra­del­li’nin “Bü­yük Dost­luk” ope­ra­sı üze­ri­ne SBKP(B) Mer­kez Ko­mi­te­si 10 fiu­bat 1948 ta­rih­li ka­ra­rıy­la Ekim Dev­ri­mi’nin 30. yıl­dö­nü­mü do­la­yı­sıy­la ser­gi­le­nen “Bü­yük Dost­luk” ope­ra­sı­nı (mü­zik V. Mu­ra­del­li, me­tin G. Mdi­va­ni) “mü­zik­sel ve içe­rik­sel ola­rak ha­ta­lı, sa­nat­dı­şı bir eser” ola­rak de­ğer­len­di­rir.
Esas so­ru­nun mü­zik­le, mü­zi­ğin bi­çi­miy­le ol­du­ğu ga­yet açık ola­rak for­mü­le edil­mek­te­dir:
“Ope­ra’nın ana za­af­la­rı ön­ce­lik­le onun mü­zi­ğin­de yat­mak­ta­dır. Ope­ra’nın mü­zi­ği an­lam­sız­dır, an­lam­dan yok­sun­dur. On­da, in­sa­nın ak­lın­da ka­lan bir tek me­lo­di ve­ya ar­ya da­hi yok­tur. Mü­zik ka­otik ve di­zar­mo­nik­tir, baş­tan so­na uyum­suz ses­ler ve ku­lak­la­rı tır­ma­la­yan uyum­suz ses bi­le­şen­le­ri üze­ri­ne ku­ru­lu­dur…
Bes­te­ci halk ara­sın­da yay­gın me­lo­di­le­ri, şar­kı­la­rı, ez­gi ve dans mo­tif­le­ri­ni… kul­lan­ma­mış­tır.
SBKP(B) MK, Mu­ra­de­lli Ope­ra’sı­nın fi­yas­ko­su­nun Mu­ra­del­li yol­da­şın bir Sov­yet bes­te­ci­si­nin ya­ra­tı­cı­lı­ğı için fe­la­ket olan for­ma­list yo­la sap­ma­sı­nın so­nu­cu ol­du­ğu gö­rü­şün­de­dir.”
Ka­ra­rın de­va­mın­da fios­to­ka­viç’in 1936 yı­lın­da sah­ne­le­di­ği “Ley­di Mac­beth” ad­lı ope­ra­sı­na da atıf­ta bu­lu­nu­lur ve bu ope­ra­nın “za­rar­lı­lı­ğı ve teh­li­ke­si­nin”, “hal­ka ya­ban­cı, for­ma­list sap­kın­lı­ğı­nın” o dö­nem Prav­da’da şid­det­le eleş­ti­ril­di­ği an­la­tı­lır. “SBKP(B) MK’nin da­ha o dö­nem­de Sov­yet hal­kı­nın bes­te­ci­sin­den ta­lep­le­ri­ni açık­ça for­mü­le et­ti­ği”ne dik­kat çe­ki­lir. Fa­kat, bes­te­ci­ler MK’nin bu ikaz­la­rı­nı dik­ka­te al­ma­mış ve “for­ma­list, hal­ka ya­ban­cı yön­de” eser­ler ya­rat­mak­tan ge­ri dur­ma­mış­lar­dır. “Bu yön ifa­de­si­ni en güç­lü ola­rak D. fios­ta­ko­viç, S. Pro­kofiev, A. Ka­ça­tur­yan, V. fie­ba­lin, G. Po­pov, N. Myas­kovs­ki’nin eser­le­rin­de ve di­ğer bes­te­ci­le­rin Sov­yet hal­kı­nın zev­ki­ne ya­ban­cı for­ma­list sap­kın­lık­la­rın ve an­ti­de­mok­ra­tik eği­lim­le­rin açık bir bi­çim­de ifa­de­sin­de bul­mak­ta­dır.”
fios­ta­ko­viç, Pro­kof­iev, Ka­ça­tur­yan vb. gi­bi mü­zik­le­ri­ni bü­tün dün­ya­da ka­bul et­tir­miş olan bes­te­ci­ler­de­ki sö­zü­mo­na “for­ma­list sap­kın­lık­lar” şid­det­le eleş­ti­ri­lir ve red­de­di­lir­ken, bu­nun öl­çü­tü ola­rak ne­yi al­dık­la­rı şu sa­tır­lar­da or­ta­ya çık­mak­ta­dır:
“Bu mü­zi­ğin özel­li­ği, kla­sik mü­zi­ğin ana il­ke­le­ri­ni red­det­me­si, ato­na­li­te­yi, ses uyum­suz­lu­ğu­nu ve di­zar­mo­ni­yi mü­zik bi­çi­mi­nin ge­liş­me­sin­de ‘iler­le­me’ ve ‘ye­ni­lik­çi­lik’ ola­rak pro­pa­gan­da et­me­sin­de­dir…
Bu for­ma­list yö­nün ti­pik özel­lik­le­rin­den bi­ri, mü­zik ve şar­kı­da çok­ses­li­lik­ten vaz­geç­me­si … ve tekses­li mü­zik ve tek ses­le söy­le­nen şar­kı­yı ve ço­ğun­luk­la söz­süz şar­kı­yı ter­cih et­me­si­dir. Bu hal­kı­mı­za öz­gü çok­ses­li mü­zik ve şar­kı ar­mo­ni­si­nin ze­de­len­me­si an­la­mı­na ge­lir, mü­zi­ğin yok­sul­laş­ma­sı­na ve çö­kü­şü­ne yol açar.”
Bu­ra­da ak­tar­dı­ğı­mız pa­saj­lar­da SBKP(B) MK’nin sö­zü­mo­na “for­ma­liz­me” kar­şı mü­ca­de­le adı­na mü­zik­te ye­ni­lik­çi­li­ğe kar­şı dur­du­ğu ga­yet net ola­rak or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Mü­zik­te for­ma­list yö­ne kar­şı mü­ca­de­le adı­na ger­çek­te stil ola­rak Ba­tı Av­ru­pa kla­si­siz­mi­nin ve Sov­yet­ler Bir­li­ği sı­nır­la­rı için­de ya­şa­yan halk­la­rın halk mü­zi­ği­nin ka­lıp­la­rı­na sı­kı sı­kı­ya sa­rıl­ma ve bu­nun dı­şı­na çı­kıl­ma­sı­na izin ver­me­me po­zis­yo­nun­da du­rul­mak­ta­dır. For­ma­list sap­ma için­de ol­duk­la­rı id­dia edi­len bes­te­ci­le­rin mü­zik­le­ri öy­le bir an­la­tıl­mak­ta­dır ki, (“do­ğa­ya ters”, “has­ta­lık­lı”, “hal­ka ya­ban­cı”, “ku­lak­la­rı tır­ma­la­yan” vb.) ta­nı­ma­yan­lar bu bes­te­ci­le­rin mü­zik de­ğil, ne idü­ğü be­lir­siz “gü­rül­tü” yap­tık­la­rı­nı sa­nır­lar. An­cak, ger­çek hiç de öy­le de­ğil­dir. Bu bes­te­ci­ler sa­de­ce, ye­ni eser­le­rin­de, o za­ma­na ka­dar alı­şıl­ma­mış olan bi­çim­ler kul­lan­mış­lar­dır, söz­ko­nu­su olan bu­dur. Bu­nu ya­par­ken on­lar, es­ki­yi ta­ma­men red­det­me, bam­baş­ka bir şey­ler ya­rat­ma uçuk­lu­ğu­na da git­me­miş­ler­dir. An­cak, ger­çek­ten de hem kla­sik Ba­tı mü­zi­ği­nin, hem de ge­le­nek­sel Rus halk mü­zi­ği­nin ka­lıp­la­rı­nı aş­mış­lar, o za­ma­na ka­dar de­nen­me­mi­şi de­ne­miş­ler­dir.
Jda­nov, Sov­yet Mü­zik İş­çi­le­ri Kon­fe­ran­sı’n­da yap­tı­ğı ka­pa­nış ko­nuş­ma­sın­da yu­kar­da adı ge­çen bes­te­ci­le­ri for­ma­list­lik­le suç­lar­ken, bun­la­rın “kö­tü ve sah­te mü­zik­le­ri”ne kar­şı tam da ba­zı kla­sik­leş­miş, mü­zik­le­ri­ne alı­şıl­mış bes­te­ci­le­ri öv­mek­te­dir: “Glin­ka, Çay­kovs­ki, Rims­ki-Kor­sa­kov, Dar­go­miys­ki ve Mus­sorgs­ki’den ne ka­dar fark­lı­lar! Hal­kın ih­ti­yaç­la­rı­na, onun ru­hu­na ve ya­ra­tı­cı de­ha­sı­na sırt çe­vir­mek­le mü­zik­te­ki bi­çim­ci akım, halk düş­ma­nı yü­zü­nü ol­du­ğu gi­bi or­ta­ya koy­muş­tur.” (agy., s. 75)
Jda­nov, “Top­rak ağa­sı Glin­ka’nın, dev­let me­mu­ru Se­rov’un ve aris­tok­rat Sta­sov’un siz­ler­den da­ha de­mok­rat ol­duk­la­rı­nı be­lirt­mek ge­re­kir” di­ye­rek bu bes­te­ci­le­ri över­ken, Ekim dev­ri­mi ön­ce­sin­de bun­la­rın eser­le­ri­nin halk ta­ra­fın­dan ta­nın­ma­dı­ğı­nı, hal­kın ku­la­ğı­nın alı­şık ol­ma­ma­sı an­la­mın­da ‘hal­ka ya­ban­cı’ ol­du­ğu­nu unu­tu­yor! Kla­sik mü­zi­ğin kit­le­le­re ta­nı­tıl­ma­sı Ekim dev­ri­min­den son­ra par­ti ve dev­le­tin bi­linç­li ça­ba­sıy­la ol­muş­tur.
Jda­nov ger­çi ko­nuş­ma­sın­da “Kla­sik mi­ra­sın mü­zik kül­tü­rü­nün do­ruk nok­ta­sı ol­du­ğu­nu id­dia et­mi­yo­ruz. Eğer böy­le bir şey söy­le­sey­dik, iler­le­me­nin kla­sik­ler­le son bul­du­ğu­nu ka­bul et­miş olur­duk. Ne var ki, bu­gü­ne ka­dar kla­sik­ler aşıl­ma­mış­tır” di­ye­rek, “ye­ni­li­ğe” ve “iler­le­me­ye” ta­bii ki kar­şı ol­ma­dı­ğı­nı an­lat­ma­ya ça­lı­şı­yor. An­cak bu ge­nel­li­ğin öte­si­ne ge­çip so­mu­ta in­di­ğin­de, ne­yi bi­çim­ci­lik ola­rak yar­gı­la­dı­ğı­na ba­kıl­dı­ğın­da, tam da kla­si­siz­min ka­lıp­la­rı­na ta­kı­lıp kal­ma­yı öğüt­le­di­ği­ni gö­rü­yo­ruz. MK’nin ka­ra­rın­da­ki an­la­yış­lar da Jda­nov’un bu gö­rüş­le­ri­ne denk düş­mek­te­dir.
Bi­çim­ci­li­ğe kar­şı mü­ca­de­le ede­lim der­ken, Par­ti MK’nin biz­zat ken­di­si­nin bi­çim­ci­li­ğe düş­tü­ğü­nün en be­lir­gin ör­ne­ği, çok­ses­li mü­zik ile tek­ses­li mü­zi­ği kar­şı kar­şı­ya koy­ma­sı­dır. Bu­ra­da da “alı­şıl­mış” çok­ses­li (kla­sik) mü­zik ve (halk tür­kü­le­ri) ko­ro­su­nun dı­şı­na çı­ka­rak ye­ni bir stil de­ne­yen­ler, “hal­ka ya­ban­cı­lık”, “de­ka­dan­lık” (mü­zi­ğin çö­kü­şe gö­tü­rül­me­si) vb. suç­la­ma­la­rıy­la kar­şı kar­şı­ya kal­mak­ta­dır­lar. Çok­ses­li mü­zik ile tekses­li mü­zi­ğin kar­şı kar­şı­ya kon­ma­sı çok tu­haf­tır ve bi­ze geç­miş­te ül­ke­miz­de dev­rim­ci ve halk sa­nat­çı­la­rı­nın yü­rüt­tü­ğü tar­tış­ma­la­rı ha­tır­lat­mak­ta­dır. Ne var ki, o dö­nem­ler yü­rü­tü­len tar­tış­ma tam ter­si yön­de ol­muş, çok­ses­li mü­zik “hal­ka ya­ban­cı” bu­lu­nur­ken tekses­li, en iyi­si de saz eş­li­ğin­de­ki mü­zik ‘dev­rim­ci mü­zi­ğin do­ru­ğu’ ola­rak pro­pa­gan­da edil­miş­ti (ki­mi­le­ri hâ­lâ bu yak­la­şım­la­rı sür­dü­rü­yor!) Çok­ses­li mü­zik de­ne­me­le­ri en az ‘Be­et­ho­ven’in ka­pı gı­cır­tı­sı sen­fo­ni­si’ ka­dar (kla­sik mü­zik böy­le ala­ya alı­nı­yor­du!) ‘hal­kı­mı­za ya­ban­cı’ bu­lu­nu­yor­du.
Çok­ses­li mü­zik ile tek­ses­li mü­zi­ği, to­nal mü­zik ile ato­nal mü­zi­ği vb. kar­şı kar­şı­ya ko­ya­rak bun­lar­dan bi­ri­ni di­ğe­ri­nin le­hi­ne red­det­mek, for­ma­liz­me kar­şı mü­ca­de­le adı­na da ya­pıl­sa, for­ma­liz­min biz­zat ken­di­si­dir.
Gö­rül­dü­ğü gi­bi bu­ra­da söz­ko­nu­su olan A. Z. Çe­lik’in id­dia et­ti­ği gi­bi “Bi­çim­ci bur­ju­va ide­alist sa­nat an­la­yış­la­rı­nın eleş­ti­ril­me­si” de­ğil­dir. Söz­ko­nu­su olan, Gü­ney’de tes­pit edil­di­ği gi­bi, kla­si­siz­min, tek bir bi­çi­min mut­lak­laş­tı­rıl­ma­sı yö­nün­de bir ge­liş­me, çiz­gi­dı­şı bi­çim­le­ri kul­la­nan­la­ra ge­ti­ri­len sı­nır­lan­dır­ma­lar­dır.
İl­gi­li ka­ra­rın son bö­lü­mün­de Sa­nat So­run­la­rın­dan So­rum­lu SSCB Ba­ka­nı (firap­çen­ko) ve Sov­yet Bes­te­ci­le­ri Bir­li­ği Ör­güt­le­me Ko­mi­te­si Başkanı (Ka­ça­tur­yan) “Sov­yet hal­kı­na ya­ban­cı for­ma­list yö­nü ge­liş­tir­mek”le mah­kum edil­miş ve “Mü­zik ala­nı­nı dü­zelt­mek için il­gi­li par­ti ve sov­yet or­gan­la­rı­nın ör­güt­sel ted­bir­le­ri­nin onay­lan”dı­ğı vur­gu­lan­mış­tır.
A. Z. Çe­lik, da­ha ön­ce de so­mut ola­rak or­ta­ya koy­du­ğu­muz ör­nek­ler­le il­gi­li ola­rak ta­vır ta­kı­na­ca­ğı­na, tar­tış­ma­yı “ko­mü­nist sa­nat­çı­lar eleş­ti­ri­le­mez mi?”, “bi­çim eleş­ti­ri­le­mez mi?” nok­ta­la­rın­da yü­rü­tü­yor. Bu­nun ak­si­ni sa­vu­nan kim? Gü­ney der­gi­sin­de ga­yet net ola­rak bi­zim eleş­ti­ri­den ya­na ol­du­ğu­muz, bi­çim ko­nu­sun­da da eleş­ti­ri ta­lep et­ti­ği­miz or­ta­ya ko­nul­mak­ta­dır. So­run, sa­nat­çı­la­rın eleş­ti­ril­me­si, bi­çi­min eleş­ti­ril­me­si vb. de­ğil, ken­di alan­la­rın­da ye­ni­lik­ler de­ne­yen sa­nat­çı­la­rın kar­şı­sı­na yu­kar­da so­mut ola­rak or­ta­ya koy­du­ğu­muz bi­çim­de “hal­ka ya­ban­cı­lık”, “for­ma­list” suç­la­ma­la­rı­nın di­kil­me­si ve bun­la­rın ör­güt­sel ted­bir­ler­le en­gel­len­me­si­dir.
Bir baş­ka tar­tış­ma nok­ta­sı, “so­yut sa­nat” (Abst­rak­te Kunst) ko­nu­su­dur. Bu tar­tış­ma­da da taş­la­rı yer­li ye­ri­ne oturt­mak­ta fay­da var­dır. “Abst­rakt/so­yut sa­nat” mo­der­nist sa­nat bi­çim­le­ri tar­tı­şı­lır­ken, re­alizm­den ayır­mak için kul­la­nı­lan kav­ram­dır. Bir dö­nem, ta­bi­at­ta bu­lun­du­ğu bi­çi­miy­le bizim al­gı­la­dı­ğı­mız her­han­gi bir cis­min/ci­sim­le­rin “se­çi­le­me­di­ği” sa­nat sti­li­ni kul­la­nan (özel­de re­sim sa­na­tın­da) sa­nat akı­mı “so­yut sa­nat” ola­rak ad­lan­dı­rıl­mış­tır. Ne­yin so­yut sa­nat ol­du­ğu ko­nu­sun­da da hem bur­ju­va sa­nat akım­la­rı için­de, hem de sos­ya­lizm cep­he­sin­de fark­lı ba­kış açı­la­rı mev­cut­tur. Sov­yet An­sik­lo­pe­di­si’n­de so­yut sa­nat içe­rik­siz, “fi­kir­li­li­ğe (İde­en­ge­halt) kar­şı, ger­çek­çi­li­ğe kar­şı” bir akım, uç nok­ta­da for­ma­list bir akım ola­rak de­ğer­len­di­ril­mek­te­dir. Bu nok­ta­da da ki­mi bur­ju­va sa­nat akım­la­rı­nın ger­çek­ten içe­rik­siz ve fi­kir­li­li­ğe kar­şı olan yak­la­şım­la­rın­dan ken­di­le­ri­ni ayır­ma, for­ma­liz­me kar­şı mü­ca­de­le et­me ça­ba­sı için­de bir baş­ka uç nok­ta­ya va­rıl­mak­ta­dır. Do­ğa­da ya da top­lum­da va­ro­lan ve bi­zim al­gı­la­dı­ğı­mız ci­sim­le­rin ye­ral­ma­dı­ğı bir sa­nat ese­ri “içe­rik­siz”, “fi­kir­li­li­ğe kar­şı”, “for­ma­list” ola­rak de­ğer­len­di­ril­mek­te­dir. As­lı­na ba­kı­la­cak olur­sa, so­yut sa­nat kav­ra­mı­nın biz­zat ken­di­si so­run­lu­dur. Çün­kü her sa­nat­sal eser, ger­çek­te ger­çek­li­ğin bir so­yut­la­ma­sı­dır.
A. Z. Çe­lik bu ko­nu­da şun­la­rı söy­lü­yor:
“So­yut sa­nat (Abst­rak­te Kunst) Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde hak­lı ola­rak en uç nok­ta­da for­ma­list ol­du­ğu için eleş­ti­ril­miş­tir. Bu sa­nat an­la­yı­şı­nın Sov­yet Dev­le­ti’nde bel­li po­zis­yon­la­ra ge­ti­ril­miş olan (ör­ne­ğin re­sim­de Ma­le­viç vb.) ve­ya ko­mü­niz­mi be­nim­se­yen ki­mi sa­nat­çı­lar ta­ra­fın­dan sa­vu­nul­ma­sı, o an­la­yı­şı bi­çim­ci ol­mak­tan kur­tar­maz. So­yut sa­nat an­la­yı­şın­da bi­çim sa­de­ce öne çı­ka­rıl­maz, sa­de­ce bi­çim var­dır! Ge­omet­rik şe­kil­ler, üç­gen­ler, da­ire­ler, çiz­gi­ler, renk­ler! Bun­lar baş­lı­ba­şı­na sa­nat ese­ri­nin ko­nu­su ve içe­ri­ği ha­li­ne ge­lir­ler. Re­sim sa­na­tı, onun bir şe­yi an­lat­ma­sı için kul­la­nı­lan araç­la­rı­na in­dir­ge­nir. Bu o ka­dar ile­ri gö­tü­rü­lür ki, Ka­si­mir Ma­le­viç’in, be­yaz tu­val üze­ri­ne çiz­di­ği si­yah ka­re re­sim sa­na­tın­da dev­rim ola­rak ad­lan­dı­rı­lır! Bu sa­nat­çı­lar sa­nat­la­rı­nın pro­le­tar­ya­ya hiz­met et­ti­ği­ni ka­nıt­la­mak için, so­yut re­sim­le­ri­ne ve di­ğer sa­nat eser­le­ri­ne dev­rim­ci baş­lık­lar ko­yar­lar.”
Bu pa­rag­raf­ta bir­den faz­la yan­lış var­dır.
Bi­rin­ci­si: “So­yut sa­nat an­la­yı­şın­da …salt bi­çim var­dır” id­di­ası doğ­ru de­ğil­dir. Bir eser­de salt “ge­omet­rik şe­kil­le­ri, üç­gen­le­ri, da­ire­le­ri, çiz­gi­le­ri ve renk­le­ri” gö­rür, o renk­ler­de ve şe­kil­ler­de ör­ne­ğin Ka­si­mir Ma­le­viç’in “Bı­çak Bi­le­yen Adam”ı (1912 –kü­bo-fü­tü­rist stil) res­met­ti­ği­ni gör­mez­lik­ten ge­le­bi­lir­si­niz. Bu­na rağ­men, o Ma­le­viç’in ese­rin­de var­dır, do­la­yı­sıy­la o eser­de va­ro­la­nın salt bi­çim ol­du­ğu id­di­ası ayak­ta tu­tu­la­maz.
İkin­ci­si: Ma­le­viç’ten ör­nek ve­ri­yo­ruz, çün­kü bu nok­ta­da da prob­lem var. Di­ğer sa­nat­çı­lar gi­bi Ma­le­viç de her dö­nem ay­nı Ma­le­viç de­ğil­dir. Ma­le­viç, Ekim Dev­ri­mi ön­ce­sin­de kü­bist ve fü­tü­rist okul­la­rın stil­le­ri­nin ka­rı­şı­mı olan konst­rük­ti­viz­min ön­de ge­len isim­le­rin­den­dir. A. Z. Çe­lik’in ör­nek ola­rak ver­di­ği “be­yaz tu­val üze­ri­ne si­yah ka­re” Ma­le­viç’in 1914/15 yı­lı­na (ya­ni Ekim Dev­ri­min­den ön­ce) ait bir res­mi­dir ve ye­ni sti­li­nin ilk ör­ne­ği­dir. Ma­le­viç bu­na ben­zer da­ha bir di­zi re­sim üret­miş ve bu eser­le­ri­ni “sub­re­ma­tizm” ola­rak ad­lan­dır­mış­tır. Bu­nun­la an­la­tıl­mak is­te­nen, duy­gu­la­rın ci­sim­ler üze­rin­de­ki ege­men­li­ğiy­di. Ma­le­viç’in “be­yaz tu­val üze­ri­ne si­yah ka­re”si ya da “be­yaz tu­val üze­ri­ne sa­rı dört­gen”i şüp­he­siz for­ma­liz­min bi­rer ör­neği­dir.
Ekim Dev­ri­mi ön­ce­sin­de ide­alist/me­ta­fi­zik sa­nat an­la­yı­şı­na sa­hip olan Ma­le­viç, dev­ri­mi iz­le­yen yıl­lar­da ko­mü­niz­min et­ki­sin­de kal­mış ve salt re­sim sa­na­tıy­la uğ­raş­ma­yı bı­ra­ka­rak baş­ka sa­nat­çı­lar­la bir­lik­te çok yön­lü bir sa­nat fa­ali­ye­ti­ne geç­miş­tir: Afiş ça­lış­ma­la­rı, tipog­ra­fi, fo­tog­ra­fi, aji­tas­yon sa­na­tı, il­lüst­ras­yon­lar vb. (Pro­let­kult). Do­la­yı­sıy­la Ma­le­viç ve ki­mi di­ğer sa­nat­çı­la­rın sa­nat an­la­yış­la­rın­da ve üret­tik­le­ri eser­le­rin içe­ri­ğin­de ni­te­lik­sel bir de­ğiş­me ol­muş­tur. A. Z. Çe­lik bu­nu gör­me­mek­te­dir. 20’li ve 30’lu yıl­la­rın Ma­le­viç’ini 1914/15 yı­lı­na ait “be­yaz tu­val üze­ri­ne si­yah ka­re” tab­lo­su­nu ör­nek ve­re­rek yar­gı­la­mak doğ­ru de­ğil­dir.
Gü­ney der­gi­sin­de Pi­cas­so, Grosz, fios­ta­ko­viç, Ma­ya­kovs­ki ve di­ğer sa­nat­çı­lar da ye­ni bi­çim­ler de­ne­dik­le­ri için “bi­çim­ci­lik” eleş­ti­ri­si­ne ma­ruz kal­dık­la­rı nok­ta­sın­da ör­nek ola­rak ve­ril­miş­tir. An­cak, A. Z. Çe­lik de sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin içe­ri­ği­ni, 30’lu yıl­lar­da SBKP(B)’de ha­kim ol­du­ğu gi­bi kla­sik ger­çek­çi stil ola­rak dol­dur­du­ğun­dan, bi­zim doğ­ru bir içe­ri­ğe ye­ni bi­çim­ler ara­yı­şı ola­rak de­ğer­len­dir­di­ği­miz eser­le­re “for­ma­list” dam­ga­sı­nı bas­mak­ta­dır. Tüm bu tar­tış­ma­da kav­ran­ma­yan öz, “sos­ya­list ger­çek­çi­lik”in du­ra­ğan, de­ğiş­me­yen bir bi­çim, bir stil de­ğil, top­lum­sal ge­liş­me­ye bağ­lı ola­rak ge­li­şen, ken­di­ni içe­rik­te ve bi­çim­de ye­ni­le­yen, ge­li­şen bir tu­tum ol­du­ğu­dur. Böy­le ol­du­ğu için de A. Z. Çe­lik Gü­ney’in esas­ta sos­ya­list ger­çek­çi­li­ği red­det­me eği­li­mi için­de ol­du­ğu­nu id­dia et­mek­te­dir.
Sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin içe­ri­ği Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde 30’lu yıl­lar­dan son­ra, özel­de de 47-48 yıl­la­rın­da dol­du­rul­du­ğu gi­bi dol­du­ru­lur­sa, sa­nat ala­nın­da o dö­nem re­aliz­min olum­lu ör­nek­le­ri ola­rak de­ğer­len­di­ri­len eser­ler­de­ki bi­çim­le­rin tek­rar­lan­ma­sın­dan öte ya­pı­la­cak bir şey yok­tur. 48’de­ki MK ka­rar­la­rın­dan bun­dan baş­ka bir so­nuç çık­maz.

An­la­şı­lır­lık üze­ri­ne…

Bu nok­ta­da da ne sa­vun­du­ğu­mu­zu ye­te­rin­ce açık bir bi­çim­de or­ta­ya koy­du­ğu­mu­zu dü­şü­nü­yo­ruz. Sa­nat­çı ile onun ese­ri­ni din­le­yen, oku­yan, al­gı­la­yan, kı­sa­ca­sı tü­ke­ten kit­le ara­sın­da or­ga­nik bir bağ var­dır. Sos­ya­list sa­nat­çı el­bet­te ki, kit­le­ler ta­ra­fın­dan an­la­şıl­ma­yı, be­ğe­nil­me­yi he­def­le­ye­cek­tir. Bu­ra­ya ka­dar so­run yok. An­cak, her­han­gi bir sa­nat ese­ri­nin “yoz”, “de­ka­dan” vb. ola­rak dam­ga­lan­ma­sı için onun an­da­ki bir du­rum­da su­nu­lan kit­le ta­ra­fın­dan an­la­şıl­ma­mış ol­ma­sı da yet­mez. Sa­nat­çı, ye­ni­yi, da­ha iyi­yi ara­dı­ğı ve kul­lan­dı­ğı öl­çü­de, kit­le­le­rin be­ğe­ni­si­ne ilk an­da ters olan eser­ler de ya­ra­ta­bi­lir. ‘Alı­şıl­ma­mış’ı alı­şıl­mış kıl­mak be­lir­li bir sü­reç işi­dir. Bu­nun için her iki­si de ge­rek­li­dir. Hem kit­le­le­rin bi­linç ve kül­tür se­vi­ye­le­ri­nin yük­sel­til­me­si için alı­şıl­mış ola­nın, be­ğe­ni top­la­ya­nın üre­til­me­si, hem de yi­ne ay­nı amaç­la ye­ni­nin de­nen­me­si. Bu iki­si bir bü­tün­dür. Jda­nov mü­zik üze­ri­ne da­ha ön­ce de ak­tar­dı­ğı­mız ko­nuş­ma­sın­da ola­yın salt bir yö­nü­ne par­mak ba­sı­yor: “Eğer Sov­yet bes­te­ci­le­ri­nin bir bö­lü­mü el­li ya da yüz yıl son­ra an­la­şı­la­cak­la­rı­nı ve çağ­daş­la­rı ta­ra­fın­dan de­ğil­se bi­le ken­di­le­rin­den son­ra­ki­ler ta­ra­fın­dan övü­le­cek­le­ri­ni dü­şü­nü­yor­lar­sa, iş­te o za­man du­rum ger­çek­ten kor­ku­tu­cu­dur. Böy­le bir dü­şün­ce­ye ka­pıl­mak son de­re­ce teh­li­ke­li­dir.” (age s. 75)
‘Ben yük­sek sa­nat ya­pı­yo­rum, bu­gün an­la­şıl­mam önem­li de­ğil’ an­la­yı­şı­na sa­hip olan­lar, ger­çek­ten de if­lah ol­maz bur­ju­va­lar­dır. Fa­kat, sa­nat­ta atı­lım, iler­le­me gay­re­ti için­de olan­la­ra, kit­le­ler­le kar­şı­lık­lı ile­ti­şim için­de bu­lun­ma imkânı ta­nın­mak zo­run­da­dır. Bir sa­nat ese­ri­nin kit­le­ler ta­ra­fın­dan han­gi sü­reç için­de an­la­şı­la­ca­ğı bir ya­nıy­la da kit­le­nin kül­tür se­vi­ye­si­nin han­gi hız­la ge­liş­ti­ği, yük­sel­di­ği­ne bağ­lı­dır. Jda­nov ve Par­ti MK’nin ta­vır­la­rın­da ise ger­çek­ten hal­kın ne ka­dar an­la­yıp an­la­ma­dı­ğın­dan ba­ğım­sız ola­rak, be­lir­li bi­çim­le­ri red­det­me­nin ge­rek­çe­si ola­rak “hal­ka ya­ban­cı”lık kav­ra­mı kul­la­nıl­mak­ta ve ile­ri sü­rül­mek­te­dir.

Sos­ya­list ger­çek­çi­lik ve içe­ri­ğin çer­çe­ve­si…

A. Z. Çe­lik, Gü­ney der­gi­sin­de sa­vu­nu­lan, sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin içe­rik­te de sı­nır­la­rı­nın dar çi­zil­di­ği gö­rü­şü­ne iti­ra­z ediyor.
Ön­ce Gü­ney’in Sov­yet An­sik­lo­pe­di­si’n­de söy­le­nen­le­ri çar­pıt­tı­ğı id­di­asıy­la il­gi­li ola­rak:
Gü­ney der­gi­sin­de sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin içe­ri­ği ko­nu­sun­da 30’lu yıl­lar­dan iti­ba­ren ne­ler söy­len­di­ği Sov­yet An­sik­lo­pe­di­si’n­den der­le­ne­rek ak­ta­rıl­mak­ta­dır. Bu ne­den­le de “sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin içi, ‘Sov­yet yurt­se­ver­li­ği, va­ta­nın sa­vu­nul­ma­sı, öz­gür emek­çi­le­rin ya­şa­mın­da­ki mut­lu­luk ve bü­yük ön­der­ler Le­nin ve Sta­lin’e sev­gi’ şek­lin­de dol­du­ru­lur” den­di­ği nok­ta­da, kay­nak ola­rak Bü­yük Sov­yet An­sik­lo­pe­di­si cilt 2, say­fa 1591–1641 ve­ril­mek­te­dir. Bu cüm­le­nin top­lam 50 say­fa­ya ya­yıl­mış ol­ma­sı el­bet­te ­ki müm­kün de­ğil­dir. Bu ne­den­le bu­ra­da so­mut bir alın­tı de­ğil, an­la­yı­şın içi­nin dol­du­rul­du­ğu çe­şit­li be­lir­le­me­le­rin der­len­me­si söz­ko­nu­su­dur. Bu­nun alın­tı im­ge­le­ri ay­rı ay­rı kul­la­nı­la­rak da­ha açık kon­ma­sı doğ­ru olur­du. Bu­nun ya­pıl­ma­mış ol­ma­sı bir ha­ta­dır. An­cak, bi­çim­de iş­le­nen bu ha­ta, içe­rik­te gö­rü­şün çar­pı­tıl­dı­ğı an­la­mı­na gel­me­mek­te­dir. Kal­dı ki, A. Z. Çe­lik’in ak­tar­dı­ğı bir di­ğer alın­tı­da da ay­nı içe­rik baş­ka ke­li­me­ler­le an­la­tıl­mak­ta­dır: “Gü­nü­müz­de ve geç­miş­te sos­ya­lizm uğ­ru­na mü­ca­de­le, Bol­şe­vik Par­ti­nin ta­ri­hi, Le­nin ve Sta­lin tip­le­ri, sos­ya­list ana­va­tan ve sos­ya­list in­san – bun­lar ti­pik ha­le ge­len ko­nu­lar­dı. Sov­yet sa­na­tı sos­ya­list re­aliz­min sti­li­ni oluş­tur­du ve en iyi ça­lış­ma­la­rın­da ger­çek halk­çı­lı­ğın özel­lik­le­ri­ni ge­liş­tir­di” (s. 1591).
A. Z. Çe­lik, “ti­pik ha­le gel­di de­ni­yor”, “sos­ya­list re­aliz­min içe­ri­ği şu şe­kil­de dol­du­rul­du den­mi­yor” tü­rün­den bir tar­tış­ma yü­rü­tü­yor. Biz­ce bu da so­ru­nun esa­sı­nı tar­tış­mak­tan kaç­mak­tan baş­ka bir şey de­ğil­dir.
A. Z. Çe­lik ya­zı­sı­nın bir ye­rin­de sü­reç için­de bir­çok sa­nat ese­rin­de çe­liş­ki­siz­lik eği­li­mi­ne girildi­ği­ni tes­lim edi­yor:
“Her ko­nu­da ol­du­ğu gi­bi, sa­nat­ta da bir aşı­rı uca kar­şı mü­ca­de­le yü­rü­tür­ken, bu mü­ca­de­le­ye yo­ğun­la­şı­lır­ken, öbür aşı­rı uca düş­me teh­li­ke­siy­le kar­şı kar­şı­ya ka­lın­mış­tır. Le­nin ve Sta­lin dö­ne­mi­nin sos­ya­list Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde sa­nat ala­nın­da esas ola­rak doğ­ru si­ya­set­le­rin yü­rü­tül­dü­ğü­nü sa­vu­nu­yo­rum. An­cak bu, doğ­ru si­ya­set­le­rin her za­man doğ­ru kav­ran­dı­ğı ve doğ­ru uy­gu­lan­dı­ğı an­la­mı­na gel­mi­yor. Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde sa­nat ala­nın­da ya­pı­lan ha­ta­lar ko­nu­sun­da ge­ti­ri­len bir di­zi eleş­ti­ri­nin kuş­ku­suz doğ­ru­luk yan­la­rı var. Ör­ne­ğin sa­nat eser­le­rin­de, ya­şa­nan sos­ya­list ger­çek­lik için­de olum­lu­nun öne çı­ka­rıl­ma­sı, olum­su­zun hiç gös­te­ril­me­me­si ve her­şe­yin toz­pem­be gös­te­ril­me­si şek­lin­de yo­rum­la­nır­sa, bu yan­lış­tır. Bir­çok sa­nat ese­rin­de bu eği­li­me gi­ril­miş­tir ve son­ra­ki yıl­lar­da ‘çe­liş­ki­siz­lik’ an­la­yı­şı ola­rak eleş­ti­ril­miş­tir (ma­ale­sef bu doğ­ru eleş­ti­ri­ler re­viz­yo­nist dö­ne­me sark­mış­tır ve re­viz­yo­nist­ler bu eleş­ti­ri­le­ri Marksizm-Leninizm’e sal­dı­rı için ken­di­le­ri­ne alet et­miş­ler­dir.)”
A. Z. Çe­lik en azın­dan bu nok­ta­da eleş­ti­ri­le­ri­mi­zin hak­lı­lı­ğı­nı kıs­men ka­bul edi­yor. Fa­kat bu­ra­da so­rul­ma­sı ge­re­ken so­ru şu: Bu eği­li­min ge­liş­me­siy­le sa­nat ala­nın­da gü­dü­len si­ya­se­tin, sı­nır­la­ma­la­rın iliş­ki­si yok mu? Sos­ya­list ger­çek­çi­lik bu­dur yö­nün­de bir çer­çe­ve çi­zer­se­niz, ay­nı za­man­da bir dizi sa­nat sti­li­ni ve ese­ri “hal­ka ya­ban­cı­lık”, “de­ka­dan­lık”, “Sov­yet in­sa­nı­nın ta­bi­atı­na ay­kı­rı” vb. ni­te­len­di­re­rek yar­gı­lar, hat­ta ya­sak­lar­sa­nız, ka­çı­nıl­maz ola­rak sa­nat­çı­la­rı “olum­lu” ör­nek­le­ri kop­ya­la­ma­ya yö­nelt­mez mi­si­niz? Biz yö­nel­tir­si­niz, di­yo­ruz. Bu de­ne­yi­mi de­ğer­len­di­re­rek, çer­çe­ve­yi olum­luy­la de­ğil, olum­suz­la çiz­me­nin doğ­ru ol­du­ğu­nu sa­vu­nu­yo­ruz.
fiim­di so­mut ör­nek­le­re ge­le­lim. Gü­ney der­gi­sin­de 1946’­da­ki par­ti ka­ra­rıy­la ve Jda­nov’un sa­vun­du­ğu içe­rik­le Zoş­çen­ko’nun Sov­yet ede­bi­ya­tın­dan atıl­ma­sı yan­lış, ya­sak­çı yön­tem ola­rak de­ğer­len­di­ril­mek­te­dir. A. Z. Çe­lik, bu ko­nu­da net bir ta­vır ta­kı­na­ca­ğı­na “Bu­ra­da gö­zar­dı edi­len yi­ne so­mut ko­şul­lar­dır. Zoş­çen­ko gi­bi ya­zar­la­rın Sov­yet ede­bi­ya­tın­dan dış­lan­ma­sı san­ki ge­nel si­ya­set­miş gi­bi ge­nel­leş­ti­ri­li­yor” şek­lin­de ka­ça­mak­la­ra baş­vu­ru­yor.
Zoş­çen­ko’nun Jda­nov ve Par­ti MK ta­ra­fın­dan  Sov­yet düş­ma­nı ola­rak de­ğer­len­di­ri­len “Bir May­mu­nun Ma­ce­ra­la­rı” ad­lı mi­zah öy­kü­sü­nü oku­yu­cu­la­rı­mı­zın bil­gi­si­ne sun­duk. fiim­di her­ke­sin bu öy­kü­yü ve Jda­nov’un öy­küy­le il­gi­li tav­rı­nı de­ğer­len­dir­me­si­nin ve bu­nun mut­la­ka ya­sak­lan­ma­sı ge­re­ken bir eser olup ol­ma­dı­ğı hak­kın­da ka­rar ver­me­si­nin şart­la­rı mev­cut­tur.
Kal­dı ki, bi­zim de­ğer­len­dir­me­miz, Zoş­çen­ko’nun çok de­ğer­li bir ya­zar ol­du­ğu vb. de de­ğil­dir. Zoş­çen­ko’nun il­gi­li öy­kü­sü de eleş­ti­ri­le­bi­lir, eleş­ti­ril­me­li­dir. An­cak, Zoş­çen­ko’nun Sov­yet hal­kı­nı ka­ri­ka­tür­leş­tir­di, Sov­yet hal­kı­nı tem­bel, do­nuk, ap­tal ve ka­ba sa­ba ola­rak gös­ter­di ge­rek­çe­siy­le vb. Sov­yet ede­bi­ya­tın­dan ko­vul­ma­sı, ide­olo­jik mü­ca­de­le­nin na­sıl yü­rü­tü­le­ce­ği ko­nu­sun­da­ki yan­lı­şa işa­ret et­mek­te­dir.
A. Z. Çe­lik’in ‘özel şart­lar’la açık­la­ma­ya ça­lış­tı­ğı, ve ge­nel si­ya­se­ti be­lir­le­me­yen ör­nek ola­rak de­ğer­len­dir­di­ği Zoş­çen­ko ör­ne­ği­ni bir ke­na­ra bı­ra­kıp, “Bü­yük Ya­şam” fil­mi hak­kın­da ka­rar’dan bö­lüm­ler ak­tar­mak is­ti­yo­ruz.
“Bü­yük Ya­şam” fil­mi­nin ikin­ci bö­lü­mü Par­ti MK ka­ra­rıy­la gös­te­rim­den kal­dı­rıl­mış­tır. Ka­rar­da film “ide­olo­jik-po­li­tik ola­rak ha­ta­lı ve sa­nat­sal ola­rak za­yıf” bi­çi­min­de de­ğer­len­di­ril­miş­tir.
Bu fil­mi ta­nı­mı­yo­ruz. Bu­na rağ­men, ya­sak­la­ma ka­ra­rın­da or­ta­ya ko­nan ki­mi açık­la­ma­la­ra bak­tı­ğı­mız­da bun­la­rın yan­lış bir an­la­yı­şa işa­ret et­ti­ği­ni gö­rü­yo­ruz.
“Bü­yük Ya­şam fil­min­de Do­nets Hav­za­sı’n­da­ki ye­ni­den in­şa öy­le gös­te­ril­mek­te­dir ki, san­ki iş­çi­le­rin ma­den ocak­la­rı­nı ye­ni­den in­şa et­me ini­si­ya­tif­le­ri dev­let ta­ra­fın­dan ye­te­rin­ce des­tek­len­me­miş, bi­la­kis dev­let or­gan­la­rı­nın di­ren­ci­ne rağ­men ka­bul et­ti­ril­miş­tir. Dev­let or­gan­la­rı ile iş­çi kol­lek­ti­fi ara­sın­da­ki iliş­ki­le­rin bu şe­kil­de gös­te­ril­me­si ta­ma­men yan­lış ve sah­te­dir. Çün­kü, ül­ke­miz­de iş­çi­le­rin her öne­ri­si­nin, her inisi­ya­ti­fi­nin dev­let or­gan­la­rı ta­ra­fın­dan en bü­yük des­te­ği bul­duk­la­rı her­kes ta­ra­fın­dan bi­lin­mek­te­dir.
Ye­ni­den in­şa için­de olan bir ma­den oca­ğı­nın Par­ti ör­gü­tü sek­re­te­ri bi­linç­li ola­rak öy­le ol­ma­ya­cak bir du­rum­da gös­te­ril­mek­te­dir ki, san­ki iş­çi­le­rin ini­si­ya­ti­fi­ni des­tek­le­di­ğin­de bu, ken­di­si­nin Par­ti­den atıl­ma­sı­na yo­la­çar­mış gi­bi bir du­rum çık­mak­ta­dır. Film ya­pım­cı­la­rı ola­yı, Par­ti san­ki eko­no­mi­nin ye­ni­den in­şa­sı­nı ken­di­ne dert edi­nen­le­ri Par­ti­den ata­bi­lir­miş gi­bi ko­yu­yor­lar.
Film­de Do­nets Hav­za­sı’­na ge­len genç ka­dın iş­çi­ler­le acı­ma­sız­ca alay edil­di­ği gös­te­ril­mek­te­dir. On­lar pis, ya­rı yı­kık bir ba­ra­ka­ya yer­leş­ti­ril­ip, tam bir bü­rok­rat ve al­ça­ğın eli­ne tes­lim edil­mek­te­dir­ler. Ma­den iş­çi­le­ri en te­mel ko­nu­lar­da bi­le ka­dın iş­çi­le­re yar­dım et­me­mek­te­dir­ler. Kız­la­rın kal­dı­ğı nem­li, içi­ne yağ­mur ya­ğan ba­ra­ka­yı ona­ra­cak­la­rı­na, dal­ga ge­çer gi­bi mı­zı­ka ve akor­de­on­la­rıy­la on­la­rı eğ­len­dir­sin di­ye bi­ri­le­ri­ni yol­lu­yor­lar.” vs. vs.
Bu­ra­da ak­tar­dı­ğı­mız pa­saj­lar, söz­ko­nu­su fil­min ide­olo­jik-po­li­tik yan­lış­la­rı­nın ve bu ne­den­ler­le gös­te­ril­me­me­si­nin ki­mi ge­rek­çe­le­ri­dir. Bu ge­rek­çe­le­re ba­kıl­dı­ğın­da bun­la­rın or­tak özel­lik­le­ri, Sov­yet top­lu­mun­da­ki bir ta­kım (ola­sı) olum­suz­luk­la­rı da gös­ter­me­si­dir. Bu ge­rek­çe­ler­de (en azın­dan eği­lim ola­rak) tek tek Par­ti­li­ler ve Par­ti or­gan­la­rı şah­sın­da gi­di­şat­ta ki­mi bo­zuk­luk­la­rın gös­te­ril­me­si­ne, Sov­yet in­san­la­rı­nın, iş­çi­le­ri­nin olum­suz, ör­ne­ğin ka­dın­la­ra kar­şı tu­tum gi­bi es­ki top­lum­dan ka­lan an­la­yış­la­ra sa­hip ol­duk­la­rı­nın gös­te­ril­me­si­ne kar­şı çı­kıl­mak­ta­dır. Hat­ta, ‘biz­de böy­le şey­ler ol­maz’ tav­rıy­la, film ya­pım­cı­sı Sov­yet ger­çek­li­ği­ni çar­pıt­mak­la suç­lan­mak­ta­dır.
Sa­nat­çı­lar­dan Sov­yet top­lu­mu­nu ve Sov­yet in­san­la­rı­nı da­ima olum­lu, gü­zel gös­te­ren, bü­tün kur­gu­yu top­lu­mun pü­rüz­süz-çe­liş­ki­siz bi­te­vi­ye iler­le­me­si üze­rin­de yük­sel­ten, “eleş­ti­ri­siz”, çe­liş­ki­siz eser­le­rin ta­lep edil­di­ği bu­ra­da or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Bu sos­ya­list ger­çek­çi­li­ğin içe­ri­ği­nin yan­lış bir bi­çim­de dol­du­rul­ma­sın­dan baş­ka bir­şey de­ğil­dir.
Ay­nı ka­ra­rın de­va­mın­da “Bü­yük Ya­şam”ın (L. Lu­kov) dı­şın­da “ba­şa­rı­sız ve ha­ta­lı” ola­rak Ei­sens­te­in’ın “İvan Grosny”, Pu­dov­kin’in “A­mi­ral Na­hi­mov” ve Ko­sintsev ve Tra­u­berg’in “Ba­sit İn­san­lar” ad­lı film­le­ri de sa­yıl­mak­ta ve “Bu ka­dar sık ya­lan ve yan­lış film­le­rin ya­pıl­ma­sı­nın ne­de­ni ne­dir? Ün­lü Sov­yet film­ci­le­ri, Lu­kov, Ei­sens­te­in, Pu­dov­kin, Kosintsev ve Tra­uberg gi­bi ön­ce­den sa­nat­sal ola­rak yük­sek de­ğer­de film­ler ya­pan yol­daş­lar ne­den fi­yas­koy­la kar­şı­la­şı­yor­lar?” so­ru­su so­rul­mak­ta­dır. Ve­ri­len ce­vap do­yu­ru­cu ol­mak­tan çok uzak­tır: “Ça­lış­ma­la­rı­nın esas za­afı yü­küm­lü­lük­le­ri kar­şı­sın­da so­rum­suz dav­ran­ma­la­rı ve film­le­rin ya­pı­mı­na cid­di bir şe­kil­de sa­rıl­ma­ma­la­rı­dır. Ça­lış­ma­la­rı­nın esas za­afı, el at­tık­la­rı ko­nu­yu de­rin­le­me­si­ne in­ce­le­me­me­le­ri­dir.”
Biz­ce, yu­kar­da ak­tar­dı­ğı­mız pa­saj­lar bir ke­re da­ha Gü­ney der­gi­si­nin teş­hi­si­ni doğ­ru­la­mak­ta­dır. İçe­rik ve bi­çim­de gi­de­rek da­ra­lan sı­nır­lar Sov­yet sa­nat­çı­la­rı­nı han­di­ka­pa sok­muş­tur.

Ki­şi­ye tap­ma so­ru­nu…

A. Z. Çe­lik’in şu tes­pi­ti el­bet­te doğ­ru­dur: “Ne ül­ke­nin her ta­ra­fı­nı ön­der­le­rin hey­kel­le­riy­le ve re­sim­le­riy­le süs­le­mek, ne de bu­nu yap­ma­mak, ge­ri­ye dö­nü­şe kar­şı el­le tu­tu­lur bir tep­ki gös­te­ril­me­si­nin ga­ran­ti­si­dir.” Bu nok­ta­da yan­lış bir iliş­ki fa­lan kur­muş de­ği­liz. A. Z. Çe­lik’in id­dia et­ti­ği gi­bi “kit­le­le­rin ide­olo­jik eği­ti­mi ih­mal edil­miş de bu­nun ye­ri­ne bol bol us­ta­la­rın hey­kel­le­ri di­kil­miş” gi­bi bir id­di­ada da bu­lun­ma­dık. Biz be­lir­li bir tes­pit­te bu­lu­nu­yo­ruz: “Sa­nat ala­nın­da Le­nin ve Sta­lin’in bu de­re­ce yo­ğun iş­len­me­si, ül­ke­de ge­li­şen ki­şi­ye tap­ma­nın sa­nat ala­nın­da­ki ifa­de­sin­den baş­ka bir­şey de­ğil­dir.” (Gü­ney, Sayı 5, s. 45)
De­va­men, Le­nin ve Sta­lin’in re­sim­le­ri­nin, hey­kel­le­ri­nin ya­pıl­ma­sı­na tüm­den kar­şı­yız da de­mi­yo­ruz. Bu­ra­da so­run, öl­çü­yü tut­tur­ma so­ru­nu­dur. Bu nok­ta­da Gü­ney der­gi­sin­de “Le­nin ve Sta­lin de oy­na­dık­la­rı ta­ri­hi rol için­de ve öl­çü­sün­de sa­nat eser­le­rin­de ye­ral­ma­lı­dır­lar!” tes­pi­ti ya­pıl­mak­ta­dır.
A. Z. Çe­lik bu nok­ta­da bi­lim­sel bir araş­tır­ma ta­lep edi­yor. Bu­nun ya­pıl­ma­sı şüp­he­siz fay­da­lı ola­cak­tır. Fa­kat bu, Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde­ki sa­nat ve kül­tür ala­nın­da­ki si­ya­set­te, ki­şi­ye tap­ma­nın ge­liş­me­si­ne yo­laç­ma­sı nok­ta­sın­da bir yan­lı­şın tes­pit edil­me­si­nin en­ge­li de­ğil­dir. Le­nin ve Sta­lin’in re­sim­le­ri­nin, hey­kel­le­ri­nin “ge­re­ğin­den faz­la” kul­la­nıl­dı­ğı­nın tes­pi­ti için uzun araş­tır­ma­la­ra ge­rek yok­tur. Her dev­let da­ire­sin­de, her okul­da, her ço­cuk yu­va­sın­da ve ka­mu bi­na­la­rın­da Le­nin ve Sta­lin’in re­sim ve­ya hey­kel­le­ri­nin ye­ral­dı­ğı; her şe­hir­de bir­den faz­la park­ta, mey­dan­da vb. büst­le­ri­nin di­kil­di­ği ko­şul­lar­da öl­çü­nün ka­çı­rıl­dı­ğı he­men gö­ze bat­mak­ta­dır. Öy­le ki, kı­rı­lan, es­ki­yen ya da van­da­liz­me kur­ban gi­den Le­nin-Sta­lin hey­kel­le­ri­nin ye­ri­ne der­hal ye­ni­le­ri­nin di­ki­le­bil­me­si için ufak-çap­lı bir sa­na­yi ge­liş­miş­tir.

***

A. Z. Çe­lik’e ve bu tar­tış­ma­da ye­ra­lan her­ke­se öne­ri­miz, sos­ya­list bir ül­ke­nin kül­tür po­li­ti­ka­sı ne ol­ma­lı­dır ko­nu­sun­da net ta­vır ta­kın­ma­la­rı­dır. Biz bu ko­nu­da tav­rı­mı­zı şöy­le be­lir­le­dik:
* Sos­ya­list sa­nat, bi­çi­me tam bir öz­gür­lük ta­nı­ma­lı, bi­çi­me sı­nır ko­nul­ma­ma­lı­dır.
* İçe­rik­te de sı­nır, “ne­yin ol­ma­sı ge­rek­ti­ği” bi­çi­min­de de­ğil, ne­le­rin ol­ma­ya­ca­ğı ile “olum­suz”la çi­zil­me­li­dir.
* Sa­nat, ki­şi­ye tap­ma­yı teşvik eder bi­çim­de kul­la­nıl­ma­ma­lı­dır.
Bi­zim geç­mi­şin de­ğer­len­dir­me­sin­den çı­kar­dı­ğı­mız so­nuç bu­dur. Gö­rüş­le­ri­mi­zi, Sov­yet­ler Bir­li­ği de­ne­yi­mi­nin sa­hip çık­tı­ğı­mız ka­za­nım­la­rı ve yan­lış bul­du­ğu­muz ki­mi uy­gu­la­ma­la­rı bağ­la­mın­da so­mut ör­nek­le­riy­le or­ta­ya koy­duk. Bi­zim de­ğer­len­dir­me­le­ri­mi­ze kar­şı olan­lar­dan da bek­le­di­ği­miz, ede­bi­yat, film, ti­yat­ro, re­sim ala­nın­dan ör­nek­ler­le gös­ter­me­ye ça­lış­tı­ğı­mız yan­lış­la­ra, bu­nun ge­ri pla­nın­da du­ran si­ya­set­le bağ için­de so­mut ta­vır ta­kın­ma­la­rı­dır.
Biz, Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde kül­tür ve sa­nat ala­nın­da uy­gu­la­ma­da or­ta­ya çı­kan yan­lış­la­rın bir bü­tün ola­rak ka­za­nım­lar için­de­ki ro­lü­nü doğ­ru de­ğer­len­dir­di­ği­mi­zi dü­şü­nü­yo­ruz. Da­ha­sı, Sov­yet­ler Bir­li­ği’nde ko­mü­nist­le­rin bu tür yan­lış­la­ra düş­me­si­ni bir ya­nıy­la ‘an­la­şı­lır’ da bu­lu­yo­ruz. On­lar, tüm di­ğer alan­lar­da ol­du­ğu gi­bi bu alan­da da yep­ye­ni bir yol­da iler­le­mek gö­re­viy­le kar­şı kar­şı­yay­dı­lar. On­la­rın ön­le­rin­de öğ­re­ne­bi­le­cek­le­ri bir ör­nek yok­tu. Ken­di­le­ri­ne üzerin­de iler­le­ye­bi­le­cek­le­ri bir yol aç­mak zo­run­day­dı­lar. Ve bu­nu ya­par­ken, ken­di ha­ta­la­rın­dan öğ­ren­mek­ten baş­ka ça­re­le­ri yok­tu. Em­per­ya­list ab­lu­ka al­tın­da tek baş­la­rı­na iç ve dış düş­man­la­ra kar­şı sa­vaş­mak zo­run­day­dı­lar. Bu ne­den­le on­la­rın ki­mi yan­lış­la­ra düş­me­le­ri an­la­şı­lır­dır. An­la­şı­lır ol­ma­yan ama, bu­gün­kü tar­tış­ma­da ba­zı ar­ka­daş­la­rın bu yan­lış­la­ra sa­rıl­ma­la­rı­dır. Biz geç­miş­ten öğ­ren­mek zo­run­da­yız. Bu­gün ge­ri­ye dö­nüp bak­ma, yan­lış­la­rın so­nuç­la­rı­nı gör­me imkânı­mız var. Yan­lış­la­rı tes­pit et­mek­ten çe­kin­me­me­li­yiz.