Tiyatro Pera’nın kurucusu Nesrin Kazankaya:
“Sadece gişeye bakan tiyatrolarla hiç bir benzerliğimiz yok!”

GÜNEY: Kendinizi tanıtır mısınız? Tiyatronuz ne zaman ve nasıl kuruldu?

NESRİN KAZANKAYA: Ankara Devlet Konservatuvarı mezunuyum. İstanbul Devlet Tiyatrosunda oyuncu ve yönetmen olarak  çalışmaktayım. Tiyatro Pera’yı 2000 yılında kurdum. Dramaturg Şafak Eruyar ve ilk oyunumuzda oynayan üç oyuncu da Devlet Tiyatrosu çalışanıydı. Şafak’la kesintisiz yolumuza devam ediyoruz. Onbeş yıl kadar Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştım. Bir yıl Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oynadım. Devlet Tiyatrosunda oynarken kurduğum inisiyatif gruplarla her yıl en az bir çalışmayı da birlikte yürütürdüm. Bugün dördüncü yılını dolduran “Tiyatro Pera”yı kurmamdaki itici güç bu olsa gerek. !998/2000 sezonlarında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun müdürlüğünü yaptım. Devlet Tiyatrolarının neredeyse “ sen arada bir oyna ya da oyun sahnele, sonra evinde otur, ben seni angaje ederim ama fazla bir şeyler yapma” der gibi bir yaklaşımı var. Oysa sanat uzun, yaşam kısa ve de yapılacak çok iş, söylenecek çok söz var. 2001 yılında, Ariel Dorfman’ın “Ölüm ve Kız” adlı oyununu sahneleyerek “Tiyatro Pera”yı başlattım. Boş vakitlerimizi dolduracak bir alan açmak değildi bu. Gerçekten inandığımız, söyleyecek sözü olan, estetik tercihlerinde iddiası olan bir tiyatro kurmaktı. Dördüncü sezonumuzu sürüyoruz, her yıl yeni bir erişkin oyunu yaptık. Her yıl ödüllere aday olduk, ödüller aldık. Başarı tartışmalı bir konudur sanatta. Kimse garanti edemez. Ama kalitede iddialı olmak, kaliteyi garanti etmek zorunludur ve biz bunu söylüyoruz. Başarı kendiliğinden geldi, o da ayrı.

İki de çocuk oyunu sahneledim. Ben aynı zamanda Pera Güzel Sanatlar Okulu Tiyatro Bölüm başkanıyım. Oyunculuk ve sahne dersleri veriyorum. Okuldan yetişen öğrencilerimizle çocuk oyunları yapıyoruz. Tiyatromuzun genç oyunculara bir alan yarattığını söyleyebilirim. Bu da beni çok mutlu ediyor.

GÜNEY: Şimdi oynadığınız “Dobrinja’da Düşün” oyununu neden seçtiğiniz sorulsa cevabınız ne olurdu?

NESRİN KAZANKAYA: Seçtiğimiz bütün oyunlarda insana, insanlığa dair bir ‘dert’ oluyor. Tiyatroyu yalnızca bu derdi söylemek için bir alan olarak görmüyoruz tabii. Tiyatro, estetik algılayışı içinde o derdi anlatmak zorunda. Bu bazan bir dansla olur, bazan bir şarkıyla. Sosyal insan olarak taşıdığımız dertleri oyunlarımızda unutmuyoruz. İlk oyunumuz  Ariel Dorfman’ın “Ölüm ve Kız”ı, Şili’de, faşist general Pinochet  döneminde işkence görmüş bir kadının, yıllar sonra işkencecisiyle yüzleşmesini anlatıyordu. İkinci oyunumuz Coline Serreau’nun “Bir Çöküşün Güldürüsü”, globalleşmiş dünyamızda vahşi kapitalizm içinde parçalanan bir aileyi anlatan bir komediydi. Geçen yıl oynadığımız “Seyir Defteri (Julia)” adlı oyunu ben yazdım. 20’li ve 30’lu yılları anlatan, iki dünya savaşı arasında geçen oyun; iç savaştan direnişlere, Nazizmden McCarthy  komisyonuna uzanıp, bir anlamda faşizmin yükselişinin seyir defteriydi. “Dobrinja’da Düşün” gene benim yazdığım bir oyun. Yugoslavya’da, Saraybosna kentinde, İç Savaş’ın ikinci yılında 1993’de geçiyor. Oyun güneşin doğuşuyla başlayıp, sabaha karşı yeniden güneş doğarken bitiyor. Tam bir günde geçiyor. Yanyana bahçeli iki evde yaşayan iki aileyi anlatıyorum. İki günlük ateşkes ilan edilmiş, gece bahçede bir düğün yapılacaktır. Savaşın tetikledişi tutkuları, öfke, aşk, ihanet ve insanı kahreden acıları anlatıyorum oyunda. Müzikle, dansla, Balkan ruhunun peşinden gidiyoruz oyuncularımla. Canlı müzik yapıyoruz sahnede. Oyunu yazdıktan sonra reji ekibiyle Saraybosna’ya gittik. Hala delik deşik duvarlarıyla, dirençli insanlarıyla Saraybosna, yazdıklarımın bir sağlayı oldu benim için. Oyunda savaşı anlatmıyorum. Savaşı broşürde anlatıyoruz. Çünkü tiyatro, belgesel filmler gibi anlatamaz olayları. Anlatmamalı da.

GÜNEY: Oyun türleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

NESRİN KAZANKAYA: Son oyunumuz gerçekçi bir oyun. Seçilmiş gerçekçilik. Dram sanatının tüm türlerini, komediden kabareye, iyi yapıldığı takdirde, severim. Hepsi tiyatro sanatının paletindeki renklerdir. Benim tiyatromda, türü ne olursa olsun, insana dair bir derdi aktarmak için değişik anlatım biçimlerini, estetik dışa vurumları arıyoruz. Provalar oldukça uzun sürüyor bu yüzden. Geçen oyunumuzda dans tiyatrosuna yakın duruyorduk; bu yıl titizlikle ‘seçilmiş gerçekçiliğin’ peşine düştük. Gelecek yıl sürreal bir anlatım olabilir.

GÜNEY: Profeyonellik tiyatronuzda ne kadar var, ne kadar amatör oyuncular barındırıyor?

NESRİN KAZANKAYA: Hepimiz konservatuvar mezunuyuz. Çoğumuz yıllardır Devlet Tiyatrolarında oyuncu ve yönetmen olarak çalışıyoruz. Çocuk oyunlarında tiyatro okulumuzdan mezun oyuncular oynuyor. Onlara amatör değil, genç oyuncular diyorum. Çünkü hepsi eğitimli, eğitimin her türlü aşamalarından geçmiş okullu oyuncular. Tiyatromuz Türkiye’nin en yüksek profesyonel tiyatrosudur diyebilirim. Oyunculuk yaklaşımında belli bir üslubu olan, tiyatroya yaklaşımını bir eğitime dönüştüren bir tiyatrodur bu. Tiyatromuzdaki çalışma heyecanımız, prova süresinin bu kadar uzun olması amatör bir yaklaşım taşır ki, bu da bizim dirim kaynağımız.

GÜNEY: Oyunlarınızın seyirciyle buluşması ne kadar memnuniyet verici?

NESRİN KAZANKAYA: Biliyorsunuz, Türkiye’de 1980 darbesiyle tüm değerler sarsıldı ancak en büyük  yarayı güzel sanatlar aldı. Resmiyle, dansıyla, tiyatrosuyla alay edilen, ahlaksızlıkla suçlanan; oyuncuların hapse atıldığı, seyirci varken tiyatrolara baskınlar yapıldığı bir dönemi miras aldık ve seyirciyi, bir anlamda Türkiye’yi yeniden yaratıyoruz. “Sanat toplumun önünde gider” sözünü, topluma önerecek bir şeyi, söyleyecek bir sözü vardır sanatın diye anlıyoruz ve televizyonlarda kültür diye aktarılan seviyesizlikle mücadele ediyoruz. Giderek kendi seyircimizi oluşturmaya başladık. Sayısal açıdan seyircimiz, her yıl bir öncekinden daha iyi. Kalite açısından zaten çok iyi. Sayının artması beni çok mutlu ediyor.

GÜNEY: İzleyenleriniz hangi kesimlerden oluşuyor? Cinsiyet, yaş, köken…

NESRİN KAZANKAYA: Kendi izleyici kitllesini oluşturmak her tiyatronun hedefidir. Zaten bir dereceye kadar her tiyatronun kendi seyircisi vardır. Bizim seyirci kitlemiz dört yıldır oluşum sürecinde. Giderek netleşiyor. Aydın insanlar diyebilirim. Öğrenciler. “Dobrinja’da Düşün”le Balkan kökenli izleyicilerimiz oluştu. Hedef kitlemizin içinde üniversite öğrencileri çok önemli bir yer tutuyor. Tıpkı çocuk oyunlarının çocuklarla buluşması gibi, gençlerle buluşmak geleceğimizi şekillendirecektir. Küçücük bir tiyatroyuz ama oyunlarımızla ödenekli tiyatroların yaptığının neredeyse eşdeğerini başarıyoruz.

GÜNEY: Tiyatronun kültürel işlevi konusunda ne düşünüyorsunuz?

NESRİN KAZANKAYA: Çok geniş kapsamlı bir konu. Tiyatronun işlevini şablonlara dönüştürmeden açıklamak gerekir.  Yalnızca “öğretici” ya da “eğlendirici” bir işlevden sözedilemez. Evet Tiyatro, özünde sanat, bir “haz” konusudur. Öğretmek, eğlendirmek hazla buluşmalıdır. Haz almadığınız bir şey aklınızda kalmak. Hiç bir şey  söylemeyen bir şey de haz vermez. Bu ikisinin buluştuğu, seyircinin oyuncu kadar heyecan duyabildiği, oyuncunun neden orada bir şey aktardığının bilincinde olduğu bir yer tiyatro. Seyirciyi düşündürebilmek, yaşamı değiştirip dönüştürebileceğini hissettirmek. Hedefler bunlar. İnsanla, nabız atışını duyabildiğiniz o sahnedeki insanla yapıldığı için etki gücü çok yüksek.

GÜNEY: Tiyatro oyunlarınızda özel bir eğiliminiz var mı?

NESRİN KAZANKAYA: Oyunlarımızla “derdi” olan konuları anlattık şimdiye dek ve anlatacağız. “Aman Aman” adlı çocuk oyunumuz, çocuk haklarını işliyordu. İşte bu söylenecek “dert” ya da “söz”ün nasıl söylendiği çok önemli benim için. O zaman en önemli eğilimimin “estetik arayışlar” olduğunu söyleyebilirim. Gerçekçi oyunculuktan, danslı anlatıma, müzikten soyutlamalara; akademik eğitimden gelen tüm estetik arayışlar, algılama, aktarım ve anlatış biçimi ”Tiyatro Pera”nın üslubunu oluşturuyor. En büyük çabayı bu alanda gösteriyorum. Provalarımız doğaçlamalarla bireysel yaratım alanlarını geliştirmek; ortak bir aktarımı oluşturmak için çok yoğun geçiyor.

GÜNEY: Diğer tiyatrolardan farkınız var mı?

NESRİN KAZANKAYA: Pek çoğundan farklı, pek çoğuyla hedefi aynı olan tiyatrolardan biriyiz. Bilimsel olmak, işinde titiz ve profesyonel olmak, oyunculuğu asal kabul edip araştırmaya, yaratıcılığa alan tanımak gibi yaklaşımlarla, derdi olan pek çok tiyatro ile aynı görüşteyiz. Sadece gişeye bakan tiyatrolarla hiç bir benzerliğimiz yok. Gişenin kendiliğinden iyi bir konuma gelmesi her tiyatroyu mutlu eder ama onu hedef almayan bir tiyatroyuz biz.

GÜNEY: Önümüzdeki döneme ilişkin planlarınız  nedir?

NESRİN KAZANKAYA: “Dobrinja’da Düğün” ile Balkanlarda dolaştık. “Seyir Defteri” ile Amerika ve  Avrupa’nın önemli kentlerinde yolculuk yaptık. Gelecek yıl Türkiye’ye geliyoruz. 1950’leri anlatan bir oyun hazırlığı içindeyiz. 55-60 arası İstanbul’da geçen bir konu üzerinde çalışıyoruz. Günümüzdeki yozlaşmaların, haksızlıkların, kirli politikaların başlangıcı, yönlendiricisi ‘o yıllar’ı anlatmak heyecan verici bir çalışma.