Söy­le­şi Dur­sun Ak­çam ta­ra­fın­dan ya­pıl­mış ve Av­ru­pa’da ya­yın­la­nan “De­mok­rat Tür­ki­ye” ad­lı ga­ze­te­nin 15 Ey­lül-15 Ekim 1982 ta­rih­li 9. sa­yı­sın­da ya­yın­lan­mış­tır. Yıl­maz Gü­ney’in ölü­mü­nün 20. yıl­dö­nü­mün­de onu de­ği­şik et­kin­lik­ler­le anar­ken, onun ka­mu­oyu ta­ra­fın­dan pek bi­lin­me­yen, ta­nın­ma­yan dü­şün­ce­le­ri­ni de ta­nıt­mak, onun kül­tü­rel-sa­nat­sal ve si­ya­sal dü­şün­ce­le­ri­ne sa­hip çı­kan bir der­gi­nin gö­rev­le­ri ara­sın­da­dır. Bu bi­linç­le söz­ko­nu­su söy­le­şi­yi ol­du­ğu gi­bi okur­la­rı­mı­za su­nu­yo­ruz. — GÜ­NEY

Yıl­maz Gü­ney di­yor ki: Yol Fil­min­de Asıl Sar­sı­cı Olan Tür­ki­ye Ger­çe­ği­dir
Fır­tı­na­la­rın sa­nat­çı­sı
Bek­le­me­di­ğim hal­de bir­den Yıl­maz Gü­ney’le kar­şı­laş­mak gü­zel bir sürp­riz ol­muş­tu. Oy­sa bir baş­ka­sı alıp gö­tü­re­cek­ti be­ni san­mış­tım Yıl­maz’a.
“De­li­kan­lı­lar­dan bi­ri­si­ni gön­der­sey­din!” de­dim.
“Ben de de­li­kan­lı­yım ağ­abey.” de­di gü­lüm­si­ye­rek.
Ger­çek­ten genç­ti, dinç­ti, dal boy­lu bir Ana­do­lu yi­ği­di. Mah­pus­luk yıl­la­rın­da da hep öy­le kal­dı. Umut­suz­lu­ğa, yıl­gın­lı­ğa düş­me­di, tes­lim ol­ma­dı hiç bir za­man.
Kı­sa bir ara­yı kat­maz­sak 12 Mart 1971’den, 12 Ey­lül 1980 dar­be­si­nin ni­ce son­ra­la­rı­na de­ğin 10 yıl­lık ya­şa­mı mah­pus­ha­ne­ler­de geç­ti. De­mir ka­fes­ler ar­dın­da ro­man yaz­dı, hi­ka­ye, ma­ka­le yaz­dı, ola­nak­la­rı ve fır­sat­la­rı so­nu­na de­ğin zor­la­ya­rak ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de ödül­ler ka­za­nan se­nar­yo­lar yaz­dı, film ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dür­dü, düş­ma­na inat!…
Onu mah­pus­ha­ne­de de ra­hat bı­rak­mı­yor­lar­dı. Kit­le­le­rin gö­zün­den dü­şür­mek için­ bir yan­dan pro­va­kas­yon­lar ha­zır­lı­yor­lar, öte yan­dan da film­le­ri­ne san­sür ko­ya­rak hal­kı­mı­za gös­te­ril­me­si­ni en­gel­li­yor­lar­dı. Bu ara­da sav­cı­lar da boş dur­mu­yor­lar­dı. Ya­yın­lan­mış çe­şit­li ya­zı­la­rın­dan do­la­yı “ko­mü­nizm pro­pa­gan­da­sı yap­mak” ge­rek­çe­siy­le da­va üs­tü­ne da­va açı­yor­lar­dı. İs­te­nen ha­pis ce­za­la­rı­nın top­la­mı ise 100 yı­la ula­şı­yor­du. Bu da­va­la­rın bir­ço­ğu so­nuç­lan­mış, 22,5 yıl ha­pis ce­za­sı ke­sin­leş­miş­tir. Bu so­nu­cu, “Yıl­maz bir ci­na­yet suç­lu­su­dur.” di­yen­le­re ar­ma­ğan et­mek is­te­riz!
Yıl­maz’ın Can­nes Film Fes­ti­va­lin­de “Yol” fil­mi ile ka­zan­dı­ğı ba­şa­rı ise ba­zı ka­fa­la­ra tok­mak gi­bi in­miş­tir ve on­la­rı şaş­kı­na çe­vir­miş­tir.
Uzun­ca söy­leş­tik Yıl­maz’la. Fır­tı­na­la­rın sa­nat­çı­sı Yıl­maz Gü­ney, o öl­çü­de de say­gı­lı, gös­te­riş­ten, ça­lım­dan uzak, te­pe­den tır­na­ğa Ana­do­lu ko­kan ya­lın bir halk sa­nat­çı­sı. Her sö­zü­nü öl­çe­rek bi­çe­rek ko­nu­şu­yor, ama ken­din­den emin, ken­di­ne gü­ve­ne­rek…
İyi­si mi uzat­ma­dan, sö­zü Yıl­maz’a bı­ra­ka­yım. İş­te so­ru­lar, iş­te ya­nıt­la­rı:
Can­nes Ulus­la­ra­ra­sı Film Fes­ti­va­li’nde­ki ba­şa­rı­nız Tür­ki­ye’li an­ti-fa­şist­le­ri se­vin­dir­di. Bu ba­şa­rı­nı­zın sa­nat­sal da­ya­nak­la­rı üs­tü­ne ne­ler söy­le­mek is­ter­si­niz?
– …Bi­lin­di­ği gi­bi “YOL” can­nes’de üç ödül al­dı. Gav­ras’ın “MIS­SING” fil­mi ile Al­tın Pal­mi­ye’yi pay­laş­tı. Ulus­la­ra­ra­sı Si­ne­ma Eleş­tir­men­le­ri Bir­li­ği’nin (FIP­RES­CI) en iyi film ödü­lü ve IN­TER FİLM (OCIC)’in man­si­yo­nu.
FIP­RES­CI, yir­mi­iki üye­si­nin oy­bir­li­ği ile “YOL”u, en iyi film se­çer­ken şöy­le bir açık­la­ma yap­tı:
“Top­lum­sal ve si­ya­sal ta­nık­lı­ğın­da gös­ter­di­ği si­ne­ma­sal güç ve me­de­ni ce­sa­ret için…”
Ve si­ne­ma ya­zar­la­rı, “YOL”u, “he­ye­can ve­ri­ci”, “Yü­rek­li bir film”, “şok”, “bir ba­şe­ser” gi­bi sı­fat­lar­la ni­te­le­di­ler. “YOL”un, ge­rek si­ne­ma ya­zar­la­rı­nı, ge­rek­se, ulus­la­ra­ra­sı söz sa­hi­bi si­ne­ma adam­la­rı­nı ve özel­lik­le de her ke­sim­den iz­le­yi­ci­le­ri et­ki­le­me­si, sars­ma­sı, çe­şit­li açı­lar­dan de­ğer­len­di­ril­me­li­dir.
Ben­ce bi­rin­ci­si, an­lat­tı­ğı­mız şe­yi, ya­ni çe­şit­li mil­li­yet­ler­den hal­kı­mı­zı ve onun için­de bu­lun­du­ğu ko­şul­la­rı ken­di de­ne­yim­le­ri­miz­le ya­kın­dan ta­nı­yo­ruz.
İkin­ci­si, sa­na­tı­mı­zı su­nar­ken, ken­di­mi­zi ya­pay öl­çü­ler içi­ne sok­mak ve bun­dan ötü­rü Av­ru­pa­lı­ya be­ğen­dir­mek gi­bi bir prob­le­mi­miz yok­tu.
Ya­şa­dı­ğı­mız top­lum­sal ve si­ya­sal bas­kı­la­rın ta­nık­lı­ğı­nı, ger­çek­çi bir göz­le ya­par­ken, me­ka­niz­me, ku­ru­lu­ğa düş­me­di­ği­miz gi­bi, po­pü­lizm, me­lod­ram, acın­dır­mak gi­bi tu­zak­la­ra da düş­me­dik. Es­te­tik kay­gı­la­rı, sa­nat­sal du­yar­lı­lı­ğı el­den bı­rak­ma­dık. İçe­ri­ğe ver­di­ği­miz de­ğe­rin ya­nı­sı­ra, an­la­tım di­li­ne de ge­re­ken öne­mi ver­dik. Özel­lik­le kur­gu sı­ra­sın­da, Şe­rif ar­ka­da­şın ya­lın si­ne­ma di­li­ni, da­ha da ti­tiz­lik­le ko­ru­ma­ya ça­lış­tık. Ve hat­ta ka­ta­bi­le­ce­ği­miz şey­le­ri, an­cak olum­suz­luk­la­rı ayık­lı­ya­rak yap­ma­ya ça­lış­tık. So­nuç­ta, ya­lın, iç­ten, saf bir film çık­tı. O den­li de et­ki­li.
Ha­ya­tın zıt­lık­la­rı, fil­mi­mi­zin te­me­liy­di. Ve bu, fil­mi­mi­ze ger­çek­lik, inan­dı­rı­cı­lık ve de­rin­lik ka­zan­dır­dı. Fran­ce-So­ir’in ya­zar­la­rın­dan R. Cha­zel şöy­le di­yor­du:
“Bu film­de her­şey gü­zel ve tüy­ler ür­per­te­cek ka­dar müt­hiş. Her­şey aşk ve her­şey kin. İn­san­ca ve şey­tan­ca. Zıt­la­rın fil­mi. Yu­mu­şak ve şid­det­li re­sim­ler. Ra­hat­la­tı­cı man­za­ra­lar ve si­lah­la­rın ger­çe­ği.”
Tür­ki­ye’nin si­ya­sal ve top­lum­sal ger­çe­ği­ni yan­sı­tır­ken, alı­şıl­mış mi­li­tan si­ne­ma, po­li­tik si­ne­ma ka­lıp ve yön­tem­le­ri­ni de­ğil de, ken­di­ne öz­gü bir an­la­yı­şın, ya­ni yu­mu­şak bir di­lin kul­la­nıl­ma­sı, fil­mi­mi­ze da­ha iç­ten, saf, do­ğal bir gö­rü­nüm ka­zan­dır­mış­tır. Ta­rık’ın, Hik­met Çe­lik’in, Nec­met­tin’in ge­nel ola­rak bü­tün oyun­cu­la­rın abart­ma­sız oyun­la­rı, ka­me­ra­nın düz, ya­lın ta­nık­lı­ğı, ki­şi­le­rin an­la­tı­lı­şın­da­ki ob­jek­tif­lik, iz­le­yi­ci­le­ri­ni yü­rek­le­rin­den ya­ka­la­mış ve on­la­rı da­ha da de­rin­den sars­ma­yı ve dü­şün­dür­me­yi ba­şar­mış­tır.
Şu­nu söy­le­mek is­te­rim ki, asıl sar­sı­cı olan film de­ğil­dir. Asıl sar­sı­cı olan Tür­ki­ye ger­çe­ği­dir. Kürt hal­kı­nın al­tın­da ya­şa­dı­ğı ulu­sal bas­kı­dır. Fe­odal ah­la­kın yı­kın­tı­la­rı­dır. Fil­min ba­şa­rı­sı, bu ger­çe­ğin ta­nık­lı­ğın­da, sa­nat­sal ve es­te­tik gö­rev­le­ri­ni ve do­ğru tes­bit­le­ri­ni, bir po­ta­da erit­me­yi ba­şar­ma­sın­da­dır. Öte yan­da, Kürt hal­kı­nın acı­la­rı­na par­mak ba­san, Kürt­çe tür­kü ve di­ya­log kul­la­nı­lan ilk Tür­ki­ye fil­mi ol­ma­sı açı­sın­dan da, ön­cü bir rol oy­na­dı­ğı­nı vur­gu­la­ya­lım.
Sa­nat ya­şa­mı­nız sü­rek­li bir ge­li­şim gös­ter­di. Bu ge­li­şim sü­re­ci için­de fil­mi­ni­zin ba­şa­rı­sı­nı na­sıl ni­te­li­yor­su­nuz?
…“YOL”un ba­şa­rı­sı, sa­de­ce be­nim de­ğil, baş­ta Şe­rif, Ta­rık ve fil­me kat­kı­sı bu­lu­nan bü­tün ça­lı­şan ar­ka­daş­la­rın, fil­me des­tek olan, yar­dım eden in­san­la­rın ve bu nok­ta­dan ha­re­ket­le, çe­şit­li mil­li­yet­ler­den Tür­ki­ye hal­kı­nın, an­ti-fa­şist güç­le­rin ba­şa­rı­sı­dır. Fil­min ba­şa­rı­sı, dün­ya­nın çe­şit­li ül­ke­le­rin­de, çok zor ko­şul­lar al­tın­da film ya­pan genç si­ne­ma adam­la­rı­nın da ba­şa­rı­sı sa­yıl­ma­lı­dır.
“YOL”u, ne den­li zor ko­şul­lar al­tın­da ger­çek­leş­tir­dik, bi­li­ni­yor. Bu­ra­dan çı­kar­tı­la­cak ders şu­dur. En zor, en ina­nıl­maz ko­şul­lar al­tın­da bi­le, ba­şa­rı­ya gi­den yol­lar bu­lu­na­bi­lir. Bu sa­de­ce sa­nat ala­nın­da de­ğil, ha­ya­tın her ala­nın­da müm­kün­dür. Ye­ter ki, do­ğru ve sa­ğlam bir si­ya­set iz­le­ye­bi­le­lim, kol­lek­tif ça­lış­ma­nın so­rum­lu­luk ve gö­rev­le­ri­ni iyi kav­ra­ya­lım ve ge­re­ken sab­rı gös­te­re­lim.
Şim­di yurt dı­şın­da­sı­nız. Sa­nat­sal ça­lış­ma­la­rı­nız kuş­ku­suz, bu­ra­da da sü­re­cek. Bu ça­lış­ma­la­rı na­sıl ön­gö­rü­yor­su­nuz? Film yap­ma ve öte­ki sa­nat­sal ça­lış­ma­la­rı­nız­da, ya­ban­cı ku­ru­luş­lar­la iş­bir­li­ği yap­ma­yı, or­tak ya­pım­lar ver­me­yi dü­şü­nü­yor mu­su­nuz?
…Be­nim için en önem­li so­run, ba­ğım­sız­lı­ğı­mı ko­ru­ma so­ru­nu, ya­ni, ya­ra­tı­cı öz­gür­lü­ğü­mü ve si­ya­sal tav­rı­mı kı­sıt­la­ya­cak tu­zak­la­ra düş­me­me so­ru­nu­dur. Bu­gü­ne ka­dar, bir­çok acı ör­ne­ği­ni gör­dü­ğü­müz gi­bi, ger­çek­ten de­ğer­li bir­çok sa­nat­çı, ka­pi­ta­list si­ne­ma çark­la­rı­nın ara­sın­da ezil­di ve ki­şi­lik­le­ri­ni yi­tir­di­ler. Dün­ya si­ne­ma sa­na­yii bir ca­na­var­dır, eli­ni ver­sen ko­lu­nu kur­ta­ra­maz­sın, sa­kat ka­lır­sın. Öy­le iliş­ki­ler kur­mak is­ti­yo­rum ki, hem dü­şün­dük­le­ri­mi ya­pa­bi­le­yim, hem de ge­niş kit­le­le­re ula­şa­bi­le­yim. Av­ru­pa ko­şul­la­rın­da film yap­mak bü­yük pa­ra­la­rı ge­rek­ti­ri­yor. Bu­gün­kü du­ru­mum, tek ba­şı­ma film ya­pa­bi­le­cek ko­şul­la­rı içer­mi­yor. Kar­şı­lık­lı ya­rar ve ba­ğım­sız­lı­ğı­mı ko­ru­ma te­me­lin­de or­tak ya­pım­cı­lar bul­ma­lı­yım. Kü­çük ve or­ta ka­pa­si­te­li ya­pım­cı­lar­la iş­bir­li­ği dü­şü­nü­yo­rum. Tek ba­şı­ma film ya­pa­cak du­ru­ma ge­lin­ce­ye ka­dar böy­le bir hat iz­le­mek zo­run­da­yım.
Yurt dı­şın­da, çok sa­yı­da Tür­ki­ye’li sa­nat­çı­lar da var. On­lar­la bir­lik­te ça­lış­ma­lar plan­lı­yor mu­su­nuz?
…Bu so­ru­na iki açı­dan ba­kı­yo­rum. Bi­rin­ci­si sa­nat­sal da­ya­nış­ma, ikin­ci­si mad­di da­ya­nış­ma. Ya­ni, ola­nak­la­rım öl­çü­sün­de, yurt­dı­şın­da­ki sa­nat­çı ar­ka­daş­la­ra film­le­rim­de yer ve­re­rek ve bu­nu müm­kün ol­du­ğu ka­dar ge­niş kap­sam­lı tu­ta­rak mad­di des­tek ol­mak. İkin­ci­si de, on­la­rın sa­nat­çı ye­te­nek­le­ri­ni fil­mim­de kul­lan­mak, kar­şı­lık­lı sa­nat­sal et­ki­le­şi­mi sa­ğla­mak. Mü­zik, oyun, de­kor, tek­nik ve da­ha bir çok şey dü­şü­nür­ken, in­san mal­ze­me­si­nin te­me­li­ni, yurt­dı­şın­da­ki Tür­ki­ye­li­ler­den oluş­tur­ma­yı dü­şü­nü­yo­rum.
An­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list sa­va­şım­da, yı­ğın­la­ra güç ve­re­cek, bu sa­va­şı­mı dün­ya öl­çü­sün­de du­yu­ra­cak bir sa­nat ha­re­ke­ti ya­rat­ma ko­şul­la­rı­nı na­sıl gö­rü­yor­su­nuz?
…Dev­rim­ci sa­nat, dev­rim­ci mü­ca­de­le için­de olu­şur ve ge­li­şir. Dev­rim­ci sa­nat, dev­rim­ci sü­re­ci an­la­tan sa­nat­tır. Dev­rim­le, kar­şı­lık­lı et­ki­le­şim için­de olan sa­nat­tır. Bir ya­nıy­la, dev­ri­mi et­ki­ler­ken, bir ya­nıy­la da on­dan et­ki­le­nir.
Ben sa­nat­sal mü­ca­de­le­mi, si­ya­sal mü­ca­de­le­den, an­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list mü­ca­de­le­den ay­rı gör­mü­yo­rum. Ken­di­si­ne dev­rim­ci adı­nı ve­ren hiç­bir sa­nat­çı ar­ka­da­şı­mın da, fark­lı dü­şün­dü­ğü­nü san­mı­yo­rum. Bi­lin­di­ği gi­bi sa­nat ala­nı­nın kap­sa­mı çok ge­niş­tir. Si­ne­ma sa­na­tı, bu ala­nı­nın sa­de­ce bir par­ça­sı­dır. Dev­rim kav­ga­sı, mü­ca­de­le içe­ri­sin­de, dev­rim­ci mü­zi­ği, ro­ma­nı, şii­ri, si­ne­ma­yı, re­si­mi, ti­yat­ro­yu ge­liş­ti­re­cek ve ger­çek ki­şi­li­ği­ne ka­vuş­tu­ra­cak­tır. Bu­gün için, ki­şi­li­ği­ne ka­vuş­muş bir dev­rim­ci sa­nat­tan söz ede­me­yiz. Çün­kü dev­rim­ci mü­ca­de­le­miz, esas ola­rak ki­şi­li­ği­ni bul­muş de­ğil­dir. Ge­nel an­la­mıy­la dev­rim­ci sa­nat, dev­rim­ci si­ya­set­le can­lı iliş­ki­ler için­de­dir. Hal­kın dev­rim­ci duy­gu­la­rı­nı, dev­rim­ci bi­lin­ci­ni, ah­la­kı­nı, kül­tü­rü­nü et­ki­ler ve eğ­itir­ken, dev­rim­den de et­ki­le­nir ve ken­di­si­ni eğ­itir. Bu­ra­da al­tı­nı çiz­me­miz ge­re­ken, kit­le­le­rin dev­rim­ci eğ­iti­mi, dev­rim­ci sa­nat an­la­yış­la­rı ile dev­rim­ci sa­nat ara­sın­da­ki iliş­ki­dir. Ya­ni, kit­le­le­rin gös­te­re­ce­ği sa­ğlık­lı tep­ki, olum­lu ve olum­suz, dev­rim­ci sa­na­tı et­ki­le­ye­cek­tir. Do­ğa­da, top­lum­sal ve si­ya­sal ha­yat­ta bir ku­ral olan do­ğal ayık­lan­ma, sa­nat­sal ha­yat için de ge­çer­li­dir. Dev­rim­ci sa­nat adı­na po­pü­liz­me, halk­çı­lık adı­na ba­sit­li­ğe dü­şen­ler, dev­ri­me ya­rar de­ğil za­rar sa­ğlar­lar. Bun­lar, hal­kın bi­lin­ci­ni hep dü­şük gö­rür­ler ve ken­di­le­ri­ni bu­na gö­re ayar­la­ma­ya ça­lı­şır­lar. Oy­sa bi­zim önü­müz­de, ya­ni dev­ri­min önün­de, va­ro­lan en­gel­ler, sa­de­ce fa­şiz­min, em­per­ya­liz­min, bur­ju­va­zi­nin, açık ge­ri­ci­li­ğin güç­le­ri de­ğil, ay­nı za­man­da dev­rim saf­la­rın­da va­ro­lan za­af­lar­dır da. Ulus­la­ra­ra­sı plan­da, an­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list ka­rak­ter­li sa­nat­sal se­si du­yur­mak için, ön­ce­lik­le ken­di içi­miz­den ha­re­ket et­me­li­yiz. Ken­di­mi­ze, ger­çek­çi ve eleş­ti­rel bir göz­le yak­laş­ma­dan, za­af­la­rı­mı­za eğ­il­me­den, ek­sik­lik­le­ri­miz ve ha­ta­la­rı­mız kar­şı­sın­da ce­sur ol­ma­dan, böy­le bir ha­re­ket ya­ra­ta­ma­yız. Ya­rat­sak bi­le ba­şa­rı­ya ula­şa­ma­yız.
Ki­şi­sel ka­nım odur ki, özel­lik­le yurt dı­şın­da­ki dev­rim­ci sa­nat­çı­lar, gün­lük iliş­ki­le­rin dar, çık­maz so­ka­ğa ben­ze­yen ha­va­sı için­de bu­nal­tıl­mak­ta­dır­lar. Gün­lük ha­ya­tın te­la­şı ve de­ğer yar­gı­la­rı sa­nat­sal ça­lış­ma­la­rı ge­ri­let­me­me­li­dir. Bir sa­nat­çı, üret­ti­ği her ye­ni şey­le ken­di­si­ni de ye­ni­den üret­me­li­dir. Ken­di­si­ni sü­rek­li üre­ten sa­nat­çı­la­rı­mız se­si­mi­zi da­ha iyi du­yu­ra­cak­lar­dır. Mü­zi­ği­miz­den ro­ma­nı­mı­za, si­ne­ma­mız­dan ti­yat­ro­mu­za ka­dar, bu tip ar­ka­daş­la­ra ih­ti­ya­cı­mız var­dır. Bel­ki­de, ge­nel ola­rak sa­nat­çı ar­ka­daş­la­rın so­run­la­rı­nı tar­tı­şa­bi­le­cek­le­ri bir top­lan­tı, bu so­ru­ya da­ha da açık­lık ge­ti­re­cek­tir. Böy­le bir top­lan­tı­nın, ilk adım ola­rak, ya­rar­lı ola­ca­ğı­na ina­nı­yo­rum…
Bir sa­nat­çı­nın, an­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list sa­va­şım­da ye­ri, gö­re­vi ve iş­le­vi ne ol­ma­lı­dır?
…Dev­rim­ci bir sa­nat­çı, her­şey­den ön­ce, bi­lim­sel sos­ya­liz­min bi­li­miy­le ken­di­si­ni do­nat­ma­ya ça­lış­ma­lı ve sa­nat­sal mü­ca­de­le­si­ne bu bi­li­mi kla­vuz et­me­li­dir. Dev­rim­ci te­ori­nin yol gös­ter­me­di­ği bir sa­nat, hiç­bir za­man dev­rim­ci mü­ca­de­le ile bir­leş­mez ve dev­rim­ci mü­ca­de­le için­de­ki za­af­la­ra kar­şı mü­ca­de­le yü­rü­te­mez.
Kit­le­le­rin o gün için­de bu­lun­du­ğu ruh ha­li, kav­ra­yış dü­ze­yi için­de bo­ğul­ma­ma­lı­yız; kit­le­le­rin bi­lin­ci­ni de­rin­leş­ti­ri­ci, he­ye­can­la­rı­nı ge­liş­ti­ri­ci ürün­ler ver­me­li ve on­la­rı mü­ca­de­le­nin se­yir­ci­le­ri de­ğil, mü­ca­de­le­nin ta­şı­yı­cı­la­rı du­ru­mu­na ge­tir­me­ye kat­kı­da bu­lun­ma­lı­yız. Ge­ri­ci çev­re­le­rin ge­liş­tir­di­ği an­ti-pro­pa­gan­da kar­şı­sın­da, kit­le­le­ri uya­nık tut­ma­lı ve bur­ju­va sa­na­tı­nın yoz­luk­la­rı­na kar­şı al­ter­na­tif­ler ge­liş­tir­me­li­yiz. Sa­nat, kit­le­le­ri eğ­it­me­li­dir, dev­ri­me ha­zır­la­ma­lı­dır.
Grup du­var­la­rı­nın ha­la ayak­ta dur­du­ğu bu or­tam­da, dev­rim is­te­yen bir­çok in­sa­nın, ide­olo­jik ve si­ya­si ola­rak pay­la­şıl­dı­ğı gi­bi sa­nat­çı­la­rın ço­ğu da çe­şit­li grup­lar­ca pay­la­şıl­mış­tır. Dev­rim­ci ol­du­ğu­nu söy­le­yen sa­nat­çı­lar, esas ola­rak gru­bun de­ğil, dev­ri­min sa­nat­çı­la­rı ol­ma­lı­dır­lar. Dev­rim­ci mü­ca­de­le­yi te­kel­le­rin­de gö­ren ör­güt­le­rin du­ru­mu or­ta­da­dır. Bö­lün­müş­lü­ğü bir­li­ğe çe­vir­me­de sa­nat­çı­la­ra bü­yük gö­rev­ler düş­tü­ğü­ne ina­nı­yo­rum. An­cak, sa­nat­çı­lar, han­gi an­lam­da bir­lik so­ru­su­na bi­lim­sel ce­vap bul­ma­lı­dır­lar.
Dev­ri­min önün­de­ki sos­yal güç­ler, ken­di sı­nıf çı­kar­la­rı­na uy­gun sa­nat ha­re­ket­le­ri de ya­ra­tır­lar. Si­ya­si ve as­ke­ri mü­ca­de­le­le­ri­ni, sa­nat­sal ça­lış­ma­lar­la güç­len­dir­mek is­ter­ler. Biz pro­le­tar­ya­nın sa­na­tı­na, hal­kın de­mok­ra­tik dev­rim­ci sa­na­tı­na sa­hip çı­kar ve onu ge­liş­tir­me­ye ça­lı­şır­ken, ge­ri­ci sı­nıf­la­rın sa­na­tı­na kar­şı na­sıl bir mü­ca­de­le yön­te­mi iz­le­ye­ce­ği­mi­zi de bil­me­li­yiz. Hal­kın sa­nat ala­nın­da­ki sa­vaş­çı­sı ol­mak is­ti­yor­sak, bur­ju­va­ziy­le, re­viz­yo­nizm­le, opor­tü­nizm­le ara­mı­za ber­rak sı­nır­lar çiz­me­ye ça­lış­ma­lı ve dev­ri­min zor yo­lu­nun ge­rek­tir­di­ği sab­rı, fe­da­kar­lı­ğı ve ka­rar­lı­lı­ğı gös­ter­me­li­yiz.
Dev­ri­me ve dev­ri­min sa­nat­çı­la­rı­na ina­nı­yo­rum.
Tür­ki­ye’nin bu­gün­kü du­ru­mun­da an­ti-fa­şist sa­va­şı­mı na­sıl gö­rü­yor­su­nuz? Bu sa­va­şı­mın ba­şa­rı­sı siz­ce ne­le­re ba­ğlı­dır?
…Fa­şizm kar­şı­sın­da bir bü­tün ola­rak uğ­ra­dı­ğı­mız ye­nil­gi bir so­nuç­tur. Biz­le­ri bu so­nu­ca mah­kum eden ob­jek­tif ve sub­jek­tif ko­şul­la­rı, ne­den­le­ri, de­rin­den in­ce­le­me­li ve ha­ta­la­rı­mız kar­şı­sın­da açık yü­rek­li ve ce­sur ol­ma­lı­yız. Ce­za­ev­le­ri, hal­kı­mı­zın de­ğer­li ev­lat­la­rıy­la dol­du­rul­du. Bin­ler­ce­si öl­dü­rül­dü. Ki­şi­sel gö­rü­şüm odur ki, biz­ler, dün­ya dev­rim­ci pra­ti­ğin­den ge­rek­li ders­le­ri çı­kar­ta­ma­dı­ğı­mız gi­bi, ya­kın geç­mi­şi­miz­den de, ör­ne­ğin 12 Mart­tan da ge­rek­li ders­le­ri çı­kar­ta­ma­dık ve son on yı­lı iyi de­ğer­len­di­re­me­dik. 12 Ey­lül ye­nil­gi­si, bi­lim­sel sos­ya­liz­min ye­nil­gi­si de­ğil­dir. 12 Ey­lül as­ke­ri fa­şist dar­be­si, halk kit­le­le­rin­den ko­puk, hal­kın gü­ve­ni­ni ka­za­na­ma­mış, tu­tar­lı ör­güt­len­me­ler­den yok­sun re­viz­yo­nist, opor­tü­nist ha­re­ket­le­ri ol­du­ğu gi­bi, dev­rim­ci-de­mok­ra­tik ha­re­ket­le­ri de ağır dar­be­ler­le ya­ra­la­dı. Mü­ca­de­le so­na er­me­miş ol­mak­la bir­lik­te esas ola­rak ye­nil­dik ve ağır ka­yıp­lar ver­dik. Ön­ce­lik­le, ye­nil­gi­mi­zin ne­den­le­ri­ni ve kök­le­ri­ni açık yü­rek­li­lik­le, her grup ken­di için­de ve dı­şın­da tar­tış­ma­lı­dır. Hal­kın gü­ve­ni­ni ye­ni­den ka­zan­ma­nın ilk adı­mı, ha­ta­la­rı­mız kar­şı­sın­da gös­te­re­ce­ği­miz tu­tum ola­cak­tır. Si­ya­si ola­rak han­gi ha­ta­la­rı iş­le­dik? Stra­te­jik ve tak­tik alan­lar­da han­gi ha­ta­la­ra düş­tük? Do­ğal­dır ki, dev­rim için yo­la çı­kan her ör­güt­len­me, bu so­ru­la­ra ce­vap ara­mak için dü­şün­mek­te­dir. An­cak, ha­ta­lar, suç­lu­lar dı­şar­da de­ğil, içi­miz­de aran­ma­lı­dır. Çün­kü bu so­nuç, şu ya da bu gru­bun so­ru­nu de­ğil, he­pi­mi­zin so­ru­nu­dur ve he­pi­mi­zin de­ği­şen oran­lar­da bu so­nuç­ta pa­yı var­dır.
An­ti-fa­şist mü­ca­de­le so­nal he­def de­ğil­dir. He­def, iş­çi sı­nı­fı­nın si­ya­si ik­ti­da­rı ele ge­çir­me­si ve sos­ya­list ör­güt­len­me­si­ni ger­çek­leş­ti­re­bil­mek için dik­ta­tör­lü­ğü­nü kur­ma­sı so­ru­nu­dur. Bu­na ba­ğlı ola­rak an­ti-fa­şist mü­ca­de­le, ona ön­der­lik ede­cek güç­le­rin, si­ya­si-ide­olo­jik ve ör­güt­sel tu­tar­lı­lı­ğı­na ba­ğlı­dır. Ben­ce so­run, ön­der­li­ğin ni­te­li­ği so­ru­nu­dur. Pro­le­tar­ya­nın ön­der­lik et­me­di­ği bir an­ti-fa­şist mü­ca­de­le­nin ge­le­ce­ği ka­ran­lık­tır.
Ev­ren Cun­ta­sı’na kar­şı ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­le­cek en ge­niş ta­ban­lı an­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list bir sa­va­şım cep­he­si han­gi il­ke­le­ri sa­vaş bay­ra­ğı ha­li­ne ge­tir­me­li­dir? Bir­leş­ti­ri­ci ol­mak için ne­le­re özen gös­te­ril­me­li­dir?
…Be­nim için, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le so­ru­nu, ay­nı za­man­da dev­rim so­ru­nu­dur. Bu ne­den­le, fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi, em­per­ya­liz­me, re­viz­yo­niz­me, re­for­miz­me, opor­tü­niz­me ve fe­oda­liz­me kar­şı mü­ca­de­le­den, bu­gü­ne ka­dar dev­rim mü­ca­de­le­si­ne za­rar ver­miş akım­la­ra kar­şı mü­ca­de­le­den ay­rı dü­şü­ne­mi­yo­rum. Re­for­mizm­le, re­viz­yo­nizm­le, sağ ve “sol” opor­tü­nizm­le ara­sı­na ke­sin çiz­gi­ler çek­me­miş ve sa­ğlık­lı öze­leş­ti­ri­le­ri­ni yap­ma­mış grup­la­rın oluş­tu­ra­ca­ğı an­ti-fa­şist cep­he­nin ba­şa­rı­sı­na inan­mı­yo­rum. So­run şu ya da bu gru­bu bir­leş­tir­mek de­ğil­dir; so­run, baş­ta iş­çi sı­nı­fı ol­mak üze­re emek­çi hal­kı bir­leş­tir­mek­tir. Hal­kın önü­ne çı­kar­ken, kı­lı­ğı­mı­zı de­ğil, ger­çek­ten içi­mi­zi de­ğiş­tir­mek ve ha­ta­la­rı­mı­zın bi­lin­cin­de ol­mak zo­run­da­yız. Bir­leş­ti­ri­ci ol­mak adı­na il­ke­le­ri bir kı­yı­ya bı­rak­mak, bir­leş­ti­ri­ci­lik de­ğil, bö­lü­cü­lük­tür. Kim­ler­le bir­leş­me­li so­ru­su­na bi­lim­sel an­lam­da do­ğru bir ce­vap ver­me­li­yiz. Baş­lan­gıç­ta çok dar kap­sam­lı bir cep­he, do­ğru bir si­ya­set iz­le­me­yi ba­şa­ra­bi­lir­se ge­niş­le­ye­bi­lir, kit­le­le­re ön­der­lik ede­bi­lir. Do­ğru olan, te­pe­de bir­leş­mek de­ğil, ta­ban­da bir­leş­mek­tir. Pra­tik tu­tum ve ça­lış­ma­la­rı­mız­la, ta­ba­nı, ken­di de­ney­le­riy­le gü­ve­ni­ni ka­za­na­rak bir­leş­ti­re­bil­mek­tir. Ger­çek­ten dev­rim için bir cep­he­ye ih­ti­ya­cı­mız var­sa, bu, an­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list ve an­ti-re­viz­yo­nist bir cep­he ol­ma­lı­dır.
Her­ke­sin bir­bi­ri­ni opor­tü­nizm­le, re­viz­yo­nizm­le suç­la­dı­ğı bir or­tam­da, kav­ram­la­rın ala­bil­di­ği­ne kar­ma­ka­rı­şık edil­di­ği bir or­tam­da, Le­nin’in mü­ca­de­le yön­tem­le­ri­ne ih­ti­ya­cı­mız var­dır. Oya­lan­mak is­te­mi­yor­sak, so­run­la­rı­mı­za ger­çek­çi ce­vap­lar bul­ma­lı­yız. Pra­tik ha­ya­tın tü­ket­ti­ği, ar­tık ge­çer­siz kıl­dı­ğı, en­ka­za çe­vir­di­ği bir yı­ğın gru­bu cep­he içi­ne ala­rak an­ti-fa­şist mü­ca­de­le ve­ri­le­me­ye­ce­ği gi­bi, böy­le­si bir cep­he, dev­rim­ci de­mok­ra­tik bir cep­he ol­mak­tan çok, su­çor­tak­la­rı cep­he­si ola­cak­tır. Ku­ru­la­cak cep­he, gü­ven­siz­lik de­ğil, gü­ven, umut­suz­luk de­ğil, umut ol­ma­lı­dır.
Siz, hal­ka ma­lol­muş dev­rim­ci bir sa­nat­çı ola­rak böy­le bir sa­vaş cep­he­si­nin oluş­ma­sın­da, ve­ri­le­cek sa­va­şı­mın da­ha et­kin ve ge­niş bo­yut­lu ol­ma­sın­da ne gi­bi öne­ri­ler­de bu­lu­na­bi­lir­si­niz? Kat­kı­nız ne öl­çü­de ola­bi­lir?
…Böy­le bir cep­he­nin, ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci si­ya­set ko­nu­sun­da ber­rak bir gö­rü­şe sa­hip ol­ma­sı ge­re­kir. Ulus­la­ra­ra­sı du­ru­mu doğ­ru de­ğer­len­di­re­me­yen bir cep­he, ulus­la­ra­ra­sı plan­da yan­lış iliş­ki­le­re gi­re­cek­tir.
Re­viz­yo­niz­me, re­for­miz­me, sağ ve “sol” opor­tü­niz­me kar­şı ka­rar­lı bir tu­tum be­nim­se­me­yen bir cep­he kit­le­le­ri bir­leş­ti­re­mez. Bir­leş­tir­di­ği­ni san­sa bi­le, bu çü­rük bir bir­lik­tir, ge­ri­ci­li­ğin kar­şı sal­dı­rı­la­rı­na da­ya­na­maz, çö­ker.
So­run, yurt dı­şın­da bir cep­he kur­mak de­ğil, yurt için­de cep­he­yi et­kin kıl­mak­tır. Bu ne­den­le, yurt dı­şı ile yurt içi iliş­ki­le­ri­ni ele alır­ken, iç ge­liş­me­ler te­mel ol­ma­lı­dır. Kit­le­le­rin acil ih­ti­yaç­la­rı­na, ce­za­ev­le­ri­nin so­mut du­rum­la­rı­na, fa­şist de­ma­go­ji­ye, emek­çi kit­le­le­rin ör­güt­len­me­si­ne, an­ti-fa­şist mu­ha­le­fe­tin yön­len­di­ril­me­si­ne cep­he­nin sağ­lık­lı çö­züm­ler ge­tir­me­si ge­re­kir. Çün­kü, de­mok­ra­tik cep­he sı­ra­dan bir ey­lem cep­he­si de­ğil, si­ya­si ik­ti­da­rın ele ge­çi­ril­me­si için bir or­gan ol­ma­lı­dır. An­cak do­ğal­dır ki, cep­he için­de yer alan her grup ve un­sur, ken­di ba­ğım­sız ör­güt­len­me­si­ni de sür­dü­re­cek­tir. Ger­çek­ten bir sa­vaş cep­he­si kur­mak is­ti­yor­sak, bu sa­va­şı­mı, si­ya­si, ide­olo­jik, eko­no­mik, sa­nat­sal ve kül­tü­rel alan­lar­da da yü­rü­te­cek or­gan­lar oluş­tur­ma­lı ve bu alan­lar­da yü­rü­tü­le­cek mü­ca­de­le­le­ri de yön­len­dir­me­li­yiz.
Böy­le­si bir cep­he­ye be­nim kat­kım, o cep­he­nin si­ya­si ve ide­olo­jik ni­te­li­ği­ne bağ­lı­dır. Cep­hey­le par­ti­yi bir­bi­ri­ne ka­rış­tır­ma­mak ge­rek­li­dir. Çün­kü, cep­he her­şey de­mek de­ğil­dir. Fark­lı eği­lim­le­rin so­mut he­def­ler kar­şı­sın­da or­tak mü­ca­de­le için bir­leş­me­si­dir.
İl­ke­le­ri üze­rin­de an­la­şa­bi­le­ce­ğim ve doğ­ru­lu­ğu­na ina­na­ca­ğım bir cep­he, ki bu pra­tik içe­ri­sin­de bel­li ola­cak­tır, dev­ri­me kat­mam ge­re­ken, ver­mem ge­re­ken her­şe­yi­mi ala­bi­lir. Öte yan­da, yan­lış il­ke­ler te­me­lin­de ku­rul­muş bir cep­he ger­çek­ten de­mok­ra­tik bir cep­he adı­na ve içe­ri­ği­ne ka­vu­şun­ca­ya ka­dar eleş­ti­ril­me­li ve ge­re­kir­se yı­kıl­ma­lı­dır.”

DURSUN AKÇAM
(De­mok­rat Tür­ki­ye,
15 Ey­lül-15 Ekim 1982, sa­yı 9, say­fa 24-23)