Güney Kültür Sanat Edebiyat dergisi olarak, Yılmaz Güney’in 20. ölüm yıldönümü vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz ikisi Almanya’da, ikisi Türkiye’de (İstanbul-Adana), toplam dört anma etkinliklerinden üçüncüsü, 17 Ekim 2004’de İstanbul Beyoğlu’nda, Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde gerçekleşti.

Güney Dergisi’nin gerçekleştirdiği bu etkinlik, devrimci-komünist sanatçı Yılmaz Güney’in anılmasında, hatırlanmasında, yeni kuşaklara taşınmasında önemli bir rol oynadı. Görkemi ve kapsamı bakımından Türkiye’de bu yıl yapılan en önemli etkinlikti Güney Dergisi’nin etkinliği. Ne yazık ki, Yılmaz Güney’in -hem siyasi bir kişilik olarak, hem de sanatsal bir kişilik olarak- mirasına sahip çıktığını iddia eden bir dizi kurum, onun 20. ölüm yıldönümünü ya suskunlukla, ya da kısık sesle geçiştirdiler. Böyle yaklaşanlar Yılmaz Güney’i bilinçli olarak unutturmaya çalışanlardan en azından objektif olarak farklı bir rol oynamadılar.

Evet, tam da böyle bir ortamda Yılmaz Güney’i sahiplenmek, hem de onu ikiye, üçe, dörde ayırmadan, onun bütünlüklü devrimci özüne sahip çıkarak sahiplenmek, özellikle çok büyük önem kazanmıştı. Yılmaz Güney’i sevenlerin özlemleri, beklentileri vardı. İşte bu özlemleri karşılama görevini ancak Güney dergisi üstlenebilirdi ve üstlendi de.

Almanya’nın Bergisch Gladbach ve Stuttgart Wangen bölgelerinde gerçekleştirilen “Yılmaz Güney Bizimle!” gecelerinden sonra İstanbul’daki gece de başarılı geçti. Gerçi 1.100 kişilik salonun dolup taşması gerekiyordu, oysa yalnızca 700-800 kişi katıldı, ancak bu durum binbir zorluğu aşarak bu geceleri en iyi şekilde gerçekleştirmeye çalışan Güney dergisinden kaynaklı değildi, bu durum daha çok onu unutturmaya çalışanların marifetiydi. Yılmaz Güney’i geniş kitleler nezdinde unutturmaya çalışanların önemli mesafe katettikleri çıktı ortaya. Ancak gelen kitlenin çok çeşitli ve nitelikli olması, 7 saatiyle çok uzun olan gecenin sonuna kadar kalması açısından katılım hiç de olumsuz sayılmazdı.

Evet, gecenin aksamayan gidişatı kitleyi sıkmadı ve olumluydu, ancak gecenin çok yoğun ve uzun oluşu bir olumsuzluk olarak tespit edilmelidir. Gece proğramında; çok başarılı çalışmalarıyla Güney Kültür Merkezi’nden Özgürlük Korosu, Tiyatro Güney ve Halk Oyunları Ekibi yer aldılar; Tuncel Kurtiz ve Aşık İhsani ile yapılan söyleşilerden oluşan iki sinevizyon gösterisi, Almanya’dan Güney gecelerine katılmak için gelip Nazım Hikmet’in şiirlerini okuyan, yorumlayan tiyatrocu Erdoğan Egemenoğlu; Grup Saltık, Grup Vardiya ve Moğollar; sürpriz sanatçı olarak Nilüfer Akbal; konuşmacı olarak Ahmet Soner, Ragıp Zarakolu, Munzur belgeselinin yönetmeni Nezahat, Utku Erişik, şair Mustafa Bakır vb. yer aldılar.

Gecede Güney Dergisi adına Melek Özer’in yaptığı konuşma ilgiyle dinlendi ve gecenin anlamını oluşturması açısından geceye damgasını vurdu. Melek Özer yakın geçmişte bir hastalık nedeniyle aramızdan ayrılan devrimci komünist savaşçı Doktor Musa’yı anarak başladı konuşmasına, onun devrimci mücadelede yaşamaya devam edeceğini söyledi.

Güney dergisi adına yapılan konuşma Yılmaz Güney’in özüyle sözüyle nasıl anılması gerektiği konusunda –ve tabi ki nasıl anılmaması gerektiği konusunda da- bir manifestoydu adeta.

Konuşmada her şeyden önce Yılmaz Güney’in uluslararası alanda da tanınan büyük sanatçı yanına da yön veren, onu belirleyen kömünist düşünceleri ile birlikte savunulması gerektiğine vurgu yapıldı. Yılmaz Güney’in eserinin Güney dergisinin yürüttüğü mücadelede yaşatıldığının ve yaşatılacağının, yeni dünya mücadelesinde hep yaşamaya devam edeceğinin altı çizildi.

Geceye katkı sunan tüm sanat kurumları ve şahısları, sunucular ve tabi ki alkışları, ıslıkları ve halaylarıyla tüm izleyenler, geceye çok değişik renkler katarak coşkulu anlar yaşattılar.

Yayın standlarının sıkça gereksiz ve geçersiz gerekçelerle yasaklandığı diğer çoğu devrimci etkinliklerden tümden farklı olarak, Güney Dergisi gece öncesinde tüm dost kurumlara yayın standları açmaları için yazılı davetiye gönderdi. Bu teklife olumlu yanıt veren değişik görüşlere sahip devrimci demokrat kurumların açtıkları standlar gecede kültürel bir zenginlik oluşturdu.

Güney dergisi gece öncesinde yaptığı geniş gece tanıtımı sayesinde, radyo anonsları, gazete ilanları, duvar afişlemeleri ve el ilanları ile, geceye katılan yüzlerce insandan çok daha fazlasına ulaşmayı, binlerce insana ulaşarak dergimizi tanıtmayı, Yılmaz Güney’in komünist mirasına sahip çıkan bir derginin olduğunu duyurmayı başardı. Güney Kültür Merkezi yaptığı çok önemli kültürel katkılarla ve pratik tanıtımı ile ve bilet satışı konusundaki önemli katkılarıyla Güney dergisinin çok önemli bir dostu olduğunu pratikte kanıtlamıştır. Yine Yön FM, Özgür Radyo’ya gösterdikleri ilgiden ve yaptıkları tanıtım yayınlarından dolayı özellikle teşekkür ederiz. Yine Evrensel Gazetesi ve Gündem Gazetesine katkılarından dolayı teşekkür ederiz. Meksikalı Kitap ve Sanat Evi’ne, Donkişot Kültür Merkezi’ne dostça yaklaşımları ve özel ilgilerinden dolayı teşekkür ederiz. Ve isimlerini burada sayamayacağımız kadar çok olan ve hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan tüm dostlara teşekkür ederiz.

Dostlar, Yılmaz Güney aramızda, o yaşıyor ve o yaşadıkça Umut’uyla, Seyit Han’ıyla, Arkadaş’ıyla, Sürü’süyle, Yol’uyla, Duvar’ıyla, Salpa’sıyla, Boynu Bükük Öldüler’iyle, Siyasal Yazılar’ıyla ve daha nice eserleriyle öğretmeye devam ediyor, edecek, büyük insanlığın büyük davasına, baskıdan sömürüden kurtuluş davasına ışık tutmaya devam ediyor, edecek.

25 Ekim 2004