Yılmaz Güney’in sanat anlayışı üzerine…

Bu dosyamızda Yılmaz Güney’in sanat anlayışını ana hatlarıyla ele alan aşağıdaki yazıyı ve Yılmaz Güney’den sanat anlayışına ilişkin iki yazıyı yayınlıyoruz. Sözkonusu yazılar Ekim ayında yapacağımız “Ölümünün 15. yıldönümünde Yılmaz Güney ve sanat” konulu kültür konferansına hazırlık materyali olarak kavranmalıdır.

Yıl­maz Gü­ney’in sa­nat ala­nın­da, özel­lik­le de si­ne­ma sa­na­tın­da üs­tün bir ki­şi­lik ol­du­ğu­nu he­men her­kes ka­bul edi­yor. O’nun bu alan­da­ki bü­yük­lü­ğü­ne düş­man­la­rı bi­le göl­ge dü­şü­re­mi­yor. Sı­nıf düş­man­la­rı, ona, sa­nat ala­nın­da yö­nel­te­cek­le­ri sal­dı­rı­la­rın ayak­la­rı­nın ha­va­da ka­la­ca­ğı­nın bi­lin­cin­de­ler. Bu ne­den­le on­lar, Yıl­maz’ın sa­de­ce si­ne­ma sa­na­tın­da bü­yük bir ye­te­nek ol­du­ğu­nu öne çı­kar­ma­ya ve ge­niş halk kit­le­le­ri­ne de so­ru­nu yal­nız­ca bu bo­yut­ta ak­tar­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar. Bur­ju­va­zi ve ka­lem­şör­le­ri­nin bu yak­la­şı­mı ga­yet an­la­şı­lır bir­şey­dir. Çün­kü; on­lar Yıl­maz Gü­ney’in kül­tür-sa­nat an­la­yı­şı­nın da­yan­dı­ğı te­me­li, onun sa­na­tı­na kan ta­şı­yan, ha­yat ve­ren kay­na­ğın ne ol­du­ğu­nu göz­ler­den giz­le­mek is­ti­yor­lar…
Mil­yon­lar­ca emek­çi de onu esas ola­rak si­ne­may­la ta­nı­yor, onun ya­pıt­la­rın­da ken­di­ni bu­lu­yor ve ona bü­yük bir sev­giy­le yak­la­şı­yor­lar. Ama ne ya­zık ki, Yıl­maz Gü­ney’in si­ya­sal yak­la­şı­mı­nın-şu ya da bu öl­çü­ye ka­dar-far­kın­da olan çok kü­çük bir azın­lı­ğın dı­şın­da ka­lan mil­yon­lar­ca Yıl­maz Gü­ney se­ve­ni emek­çi, onu yal­nız­ca esas ola­rak bir yö­nüy­le; halk­tan ya­na olan bü­yük bir si­ne­ma sa­nat­çı­sı ola­rak ta­nır.
Yıl­maz Gü­ney, ger­çek­te bü­yük bir si­ne­ma us­ta­sı­dır. Ama sa­de­ce bu ka­dar de­ğil! O, ay­nı za­man­da so­run­la­ra doğ­ru yak­la­şı­mın en te­mel hal­ka­sı­nı ya­ka­la­yan; so­run­la­rın çö­zü­mü­ne Mark­sizm-Le­ni­nizm bi­li­mi te­me­lin­de yak­la­şan bir si­ya­sal ki­şi­lik­tir. O’nun bu iki yö­nü; kül­tür ve sa­na­ta yak­la­şı­mıy­la, si­ya­sal yak­la­şı­mı di­ya­lek­tik bir bü­tün­lük için­de­dir, bun­la­rı bir­bi­rin­den ayır­mak müm­kün de­ğil­dir…
Yıl­maz Gü­ney’in kül­tür-sa­na­ta yak­la­şı­mı mark­sist-le­ni­nist te­me­le­re da­ya­nır, onun üze­rin­de yük­se­lir. Bu ol­gu­yu tes­pit et­mek ve onun bu yak­la­şı­mın­dan öğ­ren­mek açı­sın­dan, bu ya­zı­da onu yo­rum­la­mak­tan çok, biz­zat ken­di­si­ne baş­vu­ra­ca­ğız.
Marks, “İn­san­la­rın var­lı­ğı­nı be­lir­le­yen bi­linç­le­ri de­ğil, tam ter­si­ne, in­san­la­rın bi­lin­ci­ni be­lir­le­yen in­san­la­rın ken­di top­lum­sal var­lık­la­rı­dır.” der.

Bu di­ya­lek­tik be­lir­le­me Yıl­maz Gü­ney’in yak­la­şım­la­rın­da çı­kış nok­ta­sı­dır. O, olay­la­ra, ge­liş­me­le­re sı­nıf ba­kış açı­sıy­la yak­la­şır, on­la­rı, bi­lim­sel sos­ya­liz­min süz­ge­cin­den ge­çi­re­rek de­ğer­len­di­rir. Kül­tür ve sa­na­ta yak­la­şı­mı da bu ba­kış açı­sı­nın ürü­nü­dür…

O, şöy­le di­yor:
“Her top­lum­sal olay, şu ya da bu sı­nı­fın çı­kar­la­rı­na hiz­met eden bir ürün, bir olay di­zi­si ya­ra­tır. Sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni içer­me­yen tek bir top­lum­sal olay müm­kün de­ğil­dir. Her olay bir çe­liş­me­nin ürü­nü­dür. Her top­lum­sal olay da, top­lum­sal çe­liş­me­le­rin, ya­ni sı­nıf çe­liş­me­le­ri­nin ürü­nü­dür. Ve bu çe­liş­me­le­rin so­nu­cu mey­da­na ge­len olay, şu ya da bu sı­nı­fın güç­len­me­si­ne ya da za­yıf­la­ma­sı­na yo­la­çar. Bi­zim için, ya­ni pro­le­ter dev­rim­ci­ler için olay­la­ra sı­nıf açı­sın­dan bak­mak, olay­la­ra dev­rim­ci si­ya­si bir göz­le, ya­ni, iş­çi sı­nı­fı­nın, yok­sul köy­lü­lü­ğün, emek­çi hal­kın ve pro­le­ter sos­ya­liz­mi­nin çı­kar­la­rı­nı, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı plan­da te­mel ala­rak bak­mak, her ola­yın han­gi sı­nıf­la­ra ya­rar­lı, han­gi sı­nıf­la­ra za­rar­lı ol­du­ğu­nu kav­ra­mak, olay­la­rın sı­nıf­sal özü­nü kav­ra­mak de­mek­tir.”(1)

 

Olay­la­ra sı­nıf ba­kış açı­sıy­la yak­la­şan Yıl­maz Gü­ney, bir sa­nat­çı­nın ni­te­li­ği­ni be­lir­le­me­de de so­ru­na bi­lim­sel yak­laş­mak­ta­dır…

O, bir sa­nat­çı­nın ni­te­li­ği­ni de sı­nıf ba­kış açı­sıy­la ele al­mak­ta, ga­yet ber­rak ta­vır ta­kın­mak­ta­dır:
“Ge­nel an­la­mıy­la sa­nat­çı­nın ni­te­li­ği­ni be­lir­ler­ken, top­lum­sal pra­ti­ği­nin, ya­ni si­ya­sal ve kül­tü­rel ça­lış­ma­la­rı­nın, top­lum­sal tu­tum ve iliş­ki­le­ri­nin ve eser­le­ri­nin han­gi sı­nıf­la­rın hiz­me­tin­de ol­du­ğu­na bak­ma­lı­yız. İş­çi sı­nı­fı­nın, yok­sul köy­lü­lü­ğün so­run­la­rı­na, top­lum­sal kur­tu­luş mü­ca­de­le­si doğ­rul­tu­sun­da hiz­met edi­yor­sa, emek­çi kit­le­le­rin ey­lem­le­riy­le ya­kın­dan il­gi­le­ni­yor­sa, on­la­rın dev­rim­ci sı­nıf bi­lin­ci­ni yük­sel­ti­yor­sa, bu ey­lem­le­re mad­di ve ma­ne­vi des­tek olu­yor­sa, dev­rim­ci ruh ve ka­rar­lı­lı­ğı­nı ka­bar­tı­yor­sa, on­la­ra bü­tün dün­ya emek­çi­le­ri­nin kar­deş­lik duy­gu­la­rı­nı gö­tü­rü­yor­sa, bi­lim­sel sos­ya­liz­min ide­olo­ji­si ve te­ori­si­ni ken­di­si­ne kla­vuz edi­yor­sa, bu sa­nat­çı pro­le­ter dev­rim­ci bir sa­nat­çı­dır. Ek­sik­le­ri, za­af­la­rı, yet­mez­lik­le­ri ol­sa bi­le hal­kın sa­nat­çı­sı­dır.
Gü­zel­lik­le­ri, bil­gi­le­ri, ye­te­nek­le­ri, sa­nat­la­rı ve eser­le­riy­le­ve en önem­li­si top­lum­sal iliş­ki­le­riy­le bü­yük bur­ju­va­zi, bü­yük top­rak ağa­la­rı ve bü­yük top­rak ka­pi­ta­list­le­ri­ne, soy­gun­cu ve vur­gun­cu­la­rın her tür­den sı­nıf çı­kar­la­rı­na, giz­li ya da açık, do­lay­lı ya da do­lay­sız top­lum­sal da­ya­nak­lar oluş­tu­ra­rak hiz­met edi­yor­lar­sa, kit­le­le­rin sı­nıf mü­ca­de­le­si­ne yö­nel­me­le­ri­ni en­gel­le­yen, ha­fif­le­ten, on­la­rı söz, ya­zı, mü­zik, de­meç, şak­la­ban­lık, gös­te­ri, top­lan­tı vb. ça­lış­ma­la­rıy­la, sı­nıf çı­kar­la­rı­nı sa­vun­ma­ya de­ğil de kö­le­lik uz­laş­ma­la­rı­na ça­ğı­rı­yor­sa, ya da uz­laş­ma­la­rı­nı ko­lay­laş­tı­rı­yor­sa, sa­nat ça­lış­ma­la­rı­nı ve ün­lü ol­ma­nın avan­taj­la­rı­nı sö­mü­rü­nün ni­te­li­ği­ni göz­ler­den giz­le­me­ye ya­ra­ya­cak bi­çim­de su­nu­yor­lar­sa, bu sa­nat­çı­lar öz iti­ba­riy­le kar­şı­dev­rim yan­lı­sı­dır­lar, özün­de halk düş­ma­nı­dır­lar. Bun­lar ken­di ara­la­rın­da da, ge­ri­ci, fa­şist, tu­tu­cu gi­bi sı­nıf­la­ma­lar­la ay­rı­la­bi­lir­ler. Fa­kat dev­ri­me kar­şı bir­le­şir­ler.” (2)
Bu ko­nuş­ma­sı­nın de­va­mın­da; ta­ri­hi ola­rak, dün­ya ça­pın­da ge­li­şen top­lum­sal ve si­ya­sal ha­re­ket­le­rin ka­pi­ta­liz­min güç­le­riy­le sos­ya­liz­min güç­le­ri­ni kar­şı­kar­şı­ya ge­tir­di­ği­ne vur­gu ya­pan Yıl­maz Gü­ney, sa­nat­çı­lar­dan muğ­lak de­ğil, net ta­vır ta­kı­na­rak saf­la­rı­nı be­lir­le­me­le­ri­ni ta­lep et­mek­te­dir. Bu bağ­lam­da ilk aşa­ma­da sor­du­ğu so­ru şu­dur:
“Ken­di­le­ri­ni üne, pa­ra­ya ka­vuş­tu­ran emek­çi kit­le­le­rin ya­nı mı?
Yok­sa hal­kın sır­tın­dan ge­çi­nen bur­ju­va­zi­nin, top­rak ağa­la­rı­nın ya­nı mı?”
Yıl­maz Gü­ney saf­laş­ma­yı bu ge­nel­lik­te bı­rak­mak­tan ya­na de­ğil­dir. O, emek­çi kit­le­le­rin sa­fın­da gö­rü­nen, söy­lem dü­ze­yin­de sos­ya­lizm­den dem vu­ran­lar ara­sın­da da son tah­lil­de sa­fı emek­çi­ler­den, sos­ya­lizm­den ya­na ol­ma­yan­la­rın var­lı­ğı­nın bi­lin­cin­de­dir. Bu ne­den­le o, emek­çi saf­lar­dan ya­na ol­du­ğu­nu söy­le­yen sa­nat­çı­la­ra şu so­ru­yu yö­nelt­mek­te­dir:
“Re­viz­yo­nist, re­for­mist bir ide­olo­ji ve si­ya­set mi?
Her tür­den opor­tü­nizm mi?
Yok­sa Mark­sizm-Le­ni­nizm mi?
Ka­ba­ca so­run bu­dur.” (3)
Evet, bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya ara­sın­da or­ta bir yol yok­tur. Bu iki ana­yo­lun dı­şın­da­ki ta­li yol­lar so­nu­çta bu iki yol­dan bi­ri­ne bağ­la­nır, ona ge­çiş­te hiz­met eder. Bu­nun bi­lin­cin­de olan Yıl­maz Gü­ney, emek saf­la­rın­da ol­du­ğu­nu söy­le­yen sa­nat­çı­la­rın ana hal­ka­yı tam ola­rak, sım­sı­kı kav­ra­ma­la­rı­nı is­te­mek­te­dir. O, bu­nun yo­lu­nun da Mark­sizm-Le­ni­nizm bi­li­mi­ne sa­rıl­mak­tan ge­çi­ti­ği­ni açık­ça or­ta­ya koy­mak­ta­dır.

 

Yıl­maz Gü­ney’in kül­tür-sa­nat an­la­yı­şı di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­me da­ya­nır…

Yıl­maz Gü­ney, “Kül­tür dün­ya­yı de­ğiş­tir­me ça­ba­sı­nın ürü­nü­dür ve ay­nı za­man­da ye­ni­den de­ği­şi­mi­nin en te­mel öğe­si­dir” der ve bu alt baş­lık al­tın­da so­ru­nu şöy­le açım­lar:
“Kül­tür kav­ra­mı, in­san­lı­ğın gü­nü­mü­ze ka­dar, ha­ya­tın her ala­nın­da (üre­tim, bi­lim, sı­nıf mü­ca­de­le­si vb.) ka­zan­dı­ğı de­ne­yim­le­rin ve bil­gi­le­rin tü­mü­nü içe­rir. Kül­tür in­sa­nın; ira­de­sin­den ba­ğım­sız ola­rak va­ro­lan şey­ler­le ara­sın­da­ki iliş­ki­si­nin, çe­liş­ki­si­nin, ken­di­si­ni ye­ni­den ve ye­ni­den üret­me­si­nin ürü­nü­dür. İn­san­lı­ğın kül­tü­rü, de­ği­şi­min, üre­tim araç­la­rıy­la in­san ara­sın­da­ki di­ya­lek­tik ge­liş­me­nin üze­rin­de yük­se­lir. Sı­nıf­la­rın var olu­şuy­la bir­lik­te, kül­tü­re dam­ga­sı­nı ba­san şey, sı­nıf­la­ra­ra­sı mü­ca­de­le ol­muş­tur… Sı­nıf­lar ara­sı mü­ca­de­ley­le, dün­ya­ya ege­men ol­ma, dün­ya­yı de­ğiş­tir­me mü­ca­de­le­si ara­sın­da kop­maz bir bağ var­dır. Ta­ri­hin ta­nı­dı­ğı ilk dev­rim­ci sı­nıf, kö­le sa­hip­le­ri sı­nı­fı­dır. Kö­le­ci top­lum, il­kel ko­mü­nal top­lu­ma gö­re da­ha ile­ri bir top­lum bi­çi­mi­dir. Da­ha son­ra sı­ra­sıy­la, fe­odal­ler, bur­ju­va­lar ta­rih sah­ne­si­ne dev­rim­ci gö­rev­ler­le çı­kar­lar. Bu sı­nıf­la­rı dev­rim­ci ya­pan şey, üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki ça­tış­ma­lar­da sa­hip ol­duk­la­rı yer­dir. Bu sı­nıf­lar, bir ön­ce­ki top­lum bi­çi­mi­ne oran­la, ta­ri­hi da­ha ile­ri­ye gö­tü­re­cek üre­tim bi­çi­mi­ne ve top­lum ya­pı­sı­na denk dü­şer­ler. Üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki bu ge­liş­me, ge­liş­me­nin ve dev­ri­min iti­ci ne­de­ni­dir. Ne za­man ki, üre­tim güç­le­ri da­ha ön­ce için­de ha­re­ket et­tik­le­ri üre­tim iliş­ki­le­rin­den ar­tık ra­hat­sız olu­yor­lar, çe­liş­me­ler kes­kin­le­şi­yor, ar­tık onun için­de ge­liş­mi­yor­lar, da­ha ile­ri bir üre­tim bi­çi­mi­ni zo­run­lu kı­lı­yor­lar, dev­rim ka­pı­ya da­yan­mış de­mek­tir. Dev­rim­ci du­ru­mu dev­ri­me dö­nüş­tür­mek için, nes­nel ko­şul­la­rın ya­nı­sı­ra, öz­nel ko­şul­la­rın da el­ve­riş­li ol­ma­sı ge­re­kir. İş­te, kül­tür-sa­nat mü­ca­de­le­si, bu an­lam­da, öz­nel ko­şul­la­rın oluş­tu­rul­ma­sı an­la­mın­da bü­yük öne­me sa­hip­tir.
Ta­rih, bir za­man­lar ile­ri­ci, dev­rim­ci olan sı­nıf­la­rın, gi­de­rek na­sıl ge­ri­ci­leş­tik­le­ri­ne ta­nık ol­muş­tur. Bu ne­den­le­dir ki, dev­rim­ci­lik, ile­ri­ci­lik mut­lak, de­ğiş­mez bir­şey de­ğil­dir. Üre­tim güç­le­ri­nin ge­li­şi­miy­le, ta­ri­hin ile­ri­ye doğ­ru oran­tı­da bağ ku­ra­ma­yan sı­nıf­lar ge­ri­ci­le­şir­ler. 1917 Ekim Dev­ri­mi’ne ka­dar ya­pı­lan bü­tün top­lum­sal dev­rim­ler, azın­lık dev­rim­le­riy­di. Ekim Dev­ri­mi ise, ta­rih­te ilk kez bü­yük ço­ğun­lu­ğun, ezi­len­le­rin, iş­çi­le­rin, yok­sul köy­lü­le­rin, kü­çük bur­ju­va­zi­nin dev­ri­miy­di. Ço­ğun­lu­ğun çı­kar­la­rı­nı tem­sil edi­yor­du ve ön­de­ri, dün­ya­nın en dev­rim­ci sı­nı­fı olan pro­le­tar­yay­dı. An­cak, Sov­yet pro­le­tar­ya­sı dev­ri­mi so­nu­na ka­dar iler­le­te­me­di, re­viz­yo­niz­me ye­nil­di. İk­ti­da­rı bü­rok­rat bur­ju­va­zi­ye kap­tır­dı. Ay­nı ge­ri­ci ge­liş­me SBKP’ye ina­nan ül­ke pro­le­tar­ya­la­rı­nı da ye­nil­gi­ye uğ­rat­tı. Bu de­ney­ler bi­ze öğ­re­ti­yor ki, za­fe­rin ders­le­ri ya­nı­sı­ra, ye­nil­gi­nin ders­le­ri­ni de kül­tür kav­ra­mı için­de ele al­ma­lı ve in­ce­le­me­li­yiz.” (4)

 

Yıl­maz Gü­ney, kül­tür ve sa­na­tın top­lum­dan doğ­du­ğu­nu ve top­lu­mu de­ğiş­tir­me­nin bir ara­cı ol­du­ğu­nu sa­vu­nur…

Bu bağ­lam­da da o, so­ru­nu yi­ne di­ya­lek­tik bir açı­dan ele alır ve bir­çok yö­nüy­le açım­lar:
“Sa­nat, bir çe­şit ya­ban­cı­laş­tır­ma ey­le­mi­dir. Kö­kü­nü ha­yat­tan, gü­cü­nü ve et­kin­li­ği­ni ise ha­ya­ta he­sap sor­mak­tan, mey­dan oku­mak­tan alır…
Ba­na gö­re sa­nat, in­sa­nın, ken­di dı­şın­da­ki nes­nel ve öz­nel şey­ler­le, kav­ra­ya­bil­di­ği oran­da baş­ka­la­rın­ca ya­ra­tıl­mış, duy­gu­lar, dü­şün­ce­ler, tut­ku­lar ve de­ği­şik iliş­ki­ler bü­tü­nüy­le, ara­sın­da­ki iliş­ki­nin özel bir bi­çi­mi­dir. Ay­rı­ca sa­nat ve sa­nat­çı­lık top­lum­sal iş­bö­lü­mü­nün bir bi­çi­mi­dir. Bir dok­tor, bir mü­hen­dis, bir iş­çi gi­bi.
İn­san, do­ğa ile iliş­ki­sin­de, onu de­ğiş­tir­me­ye ça­lı­şa­rak işe baş­la­mış­tır. İn­sa­nın, do­ğa­ya ege­men ol­ma­sı­nın gi­zi bu­ra­da sak­lı­dır:
De­ğiş­tir­mek için bi­linç­li mü­da­ha­le. Sa­nat için de ay­nı şey­le­ri söy­le­ye­bi­li­riz. De­ğiş­ti­ril­me­den kul­la­nı­lan, ya­ni, in­san eme­ği­nin ka­tıl­ma­dı­ğı hiç­bir şey na­sıl me­ta de­ğil­se, ha­yat­tan ak­ta­rı­lan ve fa­kat de­ğiş­ti­ril­me­den su­nu­lan hiç­bir “sa­nat­sal” ey­lem de sa­nat ve sa­nat ese­ri de­ğil­dir. Sa­nat, baş­ka­la­rın­ca ya­şan­mış, ya­ra­tıl­mış duy­gu­la­rın, tut­ku­la­rın, acı ve se­vinç­le­rin, bir baş­ka­sın­ca, ya­ni sa­nat­çı ara­cı­lı­ğı ile ye­ni­den ya­ra­tı­la­rak, ken­di öz ger­çe­ğin­den ve kim­li­ğin­den ko­par­tıl­ma­sı ve ye­ni bir kim­li­ğe, ye­ni bir ger­çek­li­ğe ka­vuş­tu­rul­ma­sı, ya­ni ya­ban­cı­laş­tı­rıl­ma­sı ey­le­mi­dir.
Ör­ne­ğin, do­ğal ya­şam için­de, yağ­mur, rüz­gar, top­rak kay­ma­sı, eri­me vb. et­ken­ler­le bi­çim de­ğiş­tir­miş do­ğa ha­ri­ka­la­rı var­dır. Hey­ke­le ben­ze­yen ka­ya­lar, ya­tak­la­rı­nı de­ğiş­ti­ren ve hay­ran­lık ya­ra­tan gö­rü­nüm­ler çi­zen ır­mak­lar, çağ­la­yan­lar, yıl­lar­ca uğ­ra­dı­ğı de­ği­şik­lik­ler­le çar­pı­cı özel­lik­le­re sa­hip ağaç kök­le­ri var­dır. Bun­la­rın hiç­bi­ri sa­nat ese­ri de­ğil­dir…
Te­sa­düf­le­rin ya­rat­tı­ğı sa­nat ola­maz; sa­nat, bi­linç­li mü­da­ha­le­nin, ye­ni­den ya­rat­ma­nın, he­ye­ca­nın, tut­ku­nun so­nu­cu var­dır. En et­kin top­lum­sal ya da bi­rey­sel olay­la­rı ken­di ger­çek­li­ği ve ken­di bü­tün­lü­ğü için­de ak­tar­mak da, onun sa­nat ese­ri ol­ma­sı için ye­ter­li de­ğil­dir. Bel­ge­sel ça­lış­ma ile sa­nat­sal ça­lış­ma ay­rı iki şey­dir. Sa­nat­çı­ya, “sa­nat­çı” sı­fa­tı­nı ka­zan­dı­ran şey, onun bi­linç­li sa­nat­sal ey­le­mi ve ya­rat­tı­ğı şe­ye kat­tı­ğı bü­yü­dür. Bir an­lam­da, ha­ya­tın sih­ri­ni, gi­zi­ni, ha­ya­tın için­de sak­lı olup da her­ke­sin gö­re­me­di­ği şe­yi ya­ka­la­ma­dan ve onu ye­ni bir bi­çim­de ya­rat­ma­dan sa­nat­çı olu­na­maz. Çün­kü sa­nat­çı­lık bir tek­nik so­run de­ğil­dir.
Sa­nat­çı­lık, bir tut­ku, de­li­ce he­ye­can, bi­linç­li ey­lem, ka­rar­lı ça­lış­ma ve top­lu­mun res­mi an­la­yış­la­rı­na, ide­olo­jik ka­lıp­la­rı­na, ge­le­nek­sel ta­nım­la­rı­na mey­dan oku­ma işi­dir. Her sa­na­tın ve her sa­nat­çı­nın ken­di­ne öz­gü ve ça­lış­ma yön­te­mi, onun ya­ra­tı­cı­lı­ğı­nın sa­de­ce araç­la­rı­dır.
Sa­nat­çı bir ya­ra­tı­cı­dır ve ürün­le­ri­ni ya­ra­tır­ken, bir ya­nıy­la tü­ke­nir, bir ya­nıy­la da ken­di­ni ye­ni­den ya­ra­tır. Ken­di­ni ye­ni­den ya­rat­mak, ken­di­ni aş­mak, ken­di­ni bo­yut­lan­dır­mak de­mek­tir. Ken­di­siy­le, top­lum­la öz­deş­le­şen bir sa­nat­çı ken­di­si­ni ye­ni­den ya­ra­ta­maz, tü­ke­nir. Sa­nat­çı, ay­nı za­man­da, top­lum­da­ki çe­şit­li so­run­la­rın, ara­yış­la­rın da söz­cü­sü­dür. Bu an­lam­da, ce­sa­ret ve ka­rar­lı­lık, sa­nat­çı­nın ki­şi­li­ği­ni be­lir­le­yen bel­li baş­lı öge­ler­den iki­si­dir.
Ba­zı sa­nat­çı­lar ken­di­le­ri­ni ye­ni­den ve ye­ni­den ya­ra­ta­maz­lar. Ken­di­le­ri­ni bel­li sı­nır­lar için­de tek­rar­lar­lar. Ken­di­ni aşa­ma­yan bir sa­nat­çı­yı bek­le­yen teh­li­ke es­naf­lık­tır.
Ken­di­ni, in­sa­nı, top­lu­mu ve bir bü­tün ola­rak dün­ya­yı ta­nı­ma­sı­nın ve de­ğiş­tir­me­nin bir ara­cı ola­rak sa­nat…
Sa­na­tın ve sa­nat­çı­nın kay­na­ğı ya­şa­dı­ğı ha­yat­tır. An­cak sa­nat­çı, yal­nız­ca ken­di ya­şa­mı ile ya­ra­tı­cı­lı­ğı­nı sı­nır­la­ya­maz. O, ha­ya­tı göz­le­me­li, ona ta­nık­lık et­me­li­dir. Ki­tap, si­ne­ma, ge­zi, in­san iliş­ki­le­ri ile do­lay­lı bil­gi­ler edin­me­li­dir. Top­lum­sal, si­ya­sal ha­ya­tın çal­kan­tı­la­rı, ah­la­ki sar­sın­tı­lar, umut­zus­luk, ha­yal kı­rık­lı­ğı, öz­lem vb. onun için ham­mad­de­ler­dir. Bu ham­mad­de­le­rin sa­nat­sal bir de­ğe­re ka­vuş­ma­sı için, sa­nat­sal ey­le­min ate­şin­den geç­me­si, özü­ne uy­gun bi­çi­mi bul­ma­sı ge­re­kir.
Sa­nat­çı, ken­di için­de­ki ve ken­di dı­şın­da­ki iliş­ki­ler, duy­gu­lar bü­tü­nü­nü ye­ni­den üre­ten in­san­dır, de­dik.
İş­te bu nok­ta­da, bi­linç­li se­çim, bi­linç­li ey­lem, si­ya­sal-ide­olo­jik doğ­ru­luk, sa­nat­çı­nın hem ki­şi­li­ği­ni be­lir­ler, hem de onun ki­şi­li­ği­ne ve sa­na­tı­na dam­ga­sı­nı vu­rur. Sa­nat­çı­la­rın il­gi alan­la­rı ile, on­la­rın özel sos­yal-si­ya­sal ko­num­la­rı, ye­tiş­me ko­şul­la­rı ara­sın­da kop­maz bir bağ var­dır. Bu an­lam­da, her bi­rey­sel ey­lem, ay­nı za­man­da, si­ya­sal ve ide­olo­jik bir ta­vır­dır. Her sa­nat­sal ey­lem de si­ya­sal ve ide­olo­jik bir ta­vır­dır. Bu an­lam­da sa­nat, içe­ri­ği ne olur­sa ol­sun, si­ya­sal bir ey­lem ara­cı­dır. Sa­nat ese­ri­ne ni­te­li­ği­ni ve­ren öz, ya­ra­tı­cı­sı­nın ta­şı­dı­ğı ve ese­ri­ne yan­sıt­tı­ğı dün­ya gö­rü­şü­dür. (5)

Yıl­maz Gü­ney’de kül­tür ve sa­nat tez­li ve ta­raf­lı­dır fa­kat slo­gan­cı de­ğil­dir…

Yıl­maz Gü­ney’in sa­na­tı­nın tez­li ve ta­raf­lı ol­du­ğu me­se­le­si bu so­ru­nu tar­tış­tı­ğı he­men her ya­zı­sın­da var­dır. Sos­ya­lizm sa­fın­da yer alan pra­tik tu­tu­mu da bu­nu or­ta­ya koy­mak­ta­dır. O, çe­şit­li ya­zı­la­rın­da, ken­di­siy­le ya­pı­lan rö­por­taj­lar­da, çe­şit­li et­kin­lik­ler­de yap­tı­ğı ko­nuş­ma­la­rın­da bu ko­nu­ya de­ğin­me­ye özel bir önem ver­mek­te­dir.
İş­te, bu ko­nu­da­ki ba­zı ta­vır­la­rı:
“Dev­rim­ci sa­nat, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ay­rıl­maz bir par­ça­sı­dır; on­dan do­ğar, onu et­ki­ler ve onun ge­li­şim sü­re­cin­den et­ki­le­nir. An­cak, iyi­ce vur­gu­la­ma­lı­yız ki, sa­na­tın ken­di­ne öz­gü bir di­li, ki­şi­li­ği ve ken­di­ne öz­gü bir iş­le­vi var­dır. Sa­nat ve sa­nat­çı, dev­rim­ci mü­ca­de­le sü­re­ci içe­ri­sin­de sek­te­riz­me, dog­ma­cı­lı­ğa, dar­gö­rüş­lü­lü­ğe, ka­ba­lı­ğa ve ıs­mar­la­ma­cı­lı­ğa kar­şı ken­di ki­şi­li­ği­ni ti­tiz­lik­le ko­ru­ma­lı­dır. Ko­ru­ya­maz­sa, za­ten sa­nat ol­mak­tan çı­ka­cak­tır sa­nat. Dev­rim­ci gö­re­vi­ni ve et­kin­li­ği­ni ye­ri­ne ge­ti­re­me­ye­cek­tir. Sa­na­tı, ku­ru bir aji­tas­yon-pro­pa­gan­da ara­cı, bir slo­gan bi­le­şi­mi ola­rak gör­mü­yo­ruz.” (6)
Yıl­maz Gü­ney, Kay­se­ri Ko­nuş­ma­la­rı’nda da ay­nı ko­nu­ya de­ği­nir ve şun­la­rı söy­ler:
“Sa­de­ce doğ­ru fi­kir­le­ri ve top­lum­sal ya­şa­mı, hi­ka­ye, şi­ir, ro­man, film vb.ka­lıp­lar için­de ka­ba­ca yan­sı­tan, sa­na­tı ku­ru slo­gan dü­ze­yi­ne in­di­ren tu­tum, ni­ye­ti ne olur­sa ol­sun, dev­rim­ci sa­nat adı­na la­yık ola­maz. Böy­le­si ucuz­luk­lar­la çok kar­şı­la­şa­ca­ğız. Ve böy­le­si ucuz­luk­lar­la mü­ca­de­le et­mek dev­rim­ci gö­rev­dir.(7)

 

Pro­le­ter kül­tür ve sa­nat, in­san top­lu­mu­nun geç­mi­şin­de var olan kül­tür sa­nat bi­ri­ki­mi­nin üze­rin­de yük­se­lir; geç­mi­şin kül­tü­rün­de ye­ni ve ile­ri ola­nı eleş­ti­ri­ci tarz­da üzer­le­nir, ge­liş­ti­rir, ken­di kül­tü­rü­nün par­ça­sı ha­li­ne ge­ti­rir…

Yıl­maz Gü­ney bu doğ­ru mark­sist yak­la­şım­la uyum için­de­dir. O, bir yan­dan “dev­rim­ci sa­nat kay­na­ğı­nı halk­tan alır” der­ken, di­ğer yan­dan “ge­niş ka­mu­oyu­na ege­men olan ide­olo­jik-top­lum­sal-si­ya­sal de­ğer yar­gı­la­rı­nı bir öl­çü de­ğil, sa­va­şıl­ma­sı ge­re­ken du­var­lar ola­rak gö­rü­yo­ruz.” de­mek­te­dir. Bu tes­pit­le­riy­le o, top­lu­mun geç­mi­şin­de var olan kül­tür sa­nat bi­ri­ki­min­de ile­ri olan yan­la­ra sa­hip çık­mak­ta, ge­ri olan yan­la­ra kar­şı da mü­ca­de­le yü­rüt­mek­te­dir.
Bu bağ­lam­da söy­le­dik­le­rin­den bir bö­lüm ak­ta­ra­lım:
“Sa­nat ve Kül­tür­de, ya­ra­tı­cı ça­lış­ma­mı­zın kay­na­ğı halk­tır, hal­kın dev­rim­ci mü­ca­de­le­si­dir. Dev­rim­ci sa­nat kay­na­ğı­nı halk­tan alır, ürün­le­ri­ni hal­ka gö­tü­rür. Kar­şı­lık­lı et­ki­le­me ve et­ki­len­me sü­re­ci içe­ri­sin­de halk sa­na­tın… sa­nat da hal­kın ge­liş­me­si­ne yar­dım­cı olur” (8)
“Hiç­bir ta­sa­rı, is­tek ve ka­rar top­lum­sal ha­yat­ta kar­şı­lı­ğı­nı bul­ma­dan mad­di güç ha­li­ne dö­nü­şe­mez. Mad­di güç ha­li­ne ge­le­bil­me­nin tek yo­lu, kit­le­le­rin ve ha­ya­tın is­tek­le­ri­ne doğ­ru ce­vap­lar ver­mek­ten ge­çer; öne sü­re­ce­ği­miz gö­rüş ve öne­ri­le­rin, ha­ya­tın ya­sa­la­rı­na uy­gun ol­ma­sın­dan ve kit­le­ler ta­ra­fın­dan sa­hip­len­me­sin­den ge­çer. An­cak, bü­yük ço­ğun­lu­ğun, şu ya da bu si­ya­si kav­ra­yış­la, çe­şit­li ide­olo­jik sap­ma­lar­la ko­şul­lan­dı­ğı­nı, din­sel si­ya­sal, top­lum­sal de­ğer yar­gı­la­rı­na sa­hip ol­duk­la­rı­nı baş­tan ka­bul et­mek ge­re­kir. (…) Do­ğal­dır ki, her ye­ni dü­şün­ce, baş­lan­gıç­ta, yer­le­şik dü­şün­ce ve an­la­yış­lar kar­şı­sın­da za­yıf ka­la­bi­lir. Yo­lu­nu aç­mak­ta, ge­liş­mek­te zor­luk çe­ke­bi­lir. Bu ko­nu­da gü­ven­di­ği­miz müt­te­fi­ki­miz ha­ya­tın ken­di­si ve Mark­sizm ola­cak­tır. Ge­niş ka­mu­oyu­na ege­men olan ide­olo­jik-top­lum­sal-si­ya­sal de­ğer yar­gı­la­rı­nı, için­de ha­re­ket ede­ce­ği­miz bir öl­çü de­ğil, sa­va­şıl­ma­sı ge­re­ken du­var­lar ola­rak gö­rü­yo­ruz.”(9)
Yıl­maz Gü­ney, doğ­ru gö­rüş­le­rin mad­di güç ha­li­ne ge­le­bil­me­si için kit­le­le­rin bu­nu sa­hip­len­me­si ge­rek­ti­ği­ni or­ta­ya ko­yar­ken bu­nun zor­luk­la­rı­nı da bi­lin­ce çı­kar­mak­ta­dır. O, kit­le­le­rin ka­bu­lu­nü sağ­la­mak için, an­da kit­le­le­re ters gel­me­yen gö­rüş­le­ri ile­ri sü­re­rek kit­le kuy­ruk­çu­lu­ğu po­zis­yo­nu­na düş­mü­yor. Dev­rim­ci­lik, halk­çı­lık adı­na“Hal­kı­mız ne di­yor­sa o doğ­ru­dur” vb. yön­de ha­re­ket eden­ler­den, kit­le­ler­ce be­nim­sen­me­si için kit­le­le­rin ho­şu­na gi­den ta­vır ta­kı­nan­lar­dan de­ğil. Ter­si­ne bu gö­rü­şe, doğ­ru bir te­mel­de dar­be vur­mak­ta­dır. Kit­le­ler­de ha­kim olan kül­tü­rün ege­men sı­nıf­la­rın kül­tü­rü ol­du­ğu biln­cin­de­dir. Bu ne­den­le o, “ge­niş ka­mu­oyu­na ege­men olan ide­olo­jik-top­lum­sal-si­ya­sal de­ğer yar­gı­la­rı­nı, için­de ha­re­ket ede­ce­ği­miz bir öl­çü de­ğil, sa­va­şıl­ma­sı ge­re­ken du­var­lar ola­rak gö­rü­yo­ruz.” di­yor.
De­va­mın­da; “Ege­men kül­tür, ege­men sı­nı­fın kül­tü­rü­dür…” ara baş­lı­ğı al­tın­da so­ru­nu şöy­le açım­lı­yor:
“Bi­li­nen bir ger­çek­tir ki, bir top­lu­ma ege­men olan ide­olo­ji, kül­tür si­ya­si an­la­yış, ya­şa­ma bi­çi­mi ve de­ğer yar­gı­la­rı, o top­lu­ma ege­men olan sı­nıf, ya da sı­nıf­la­rın dam­ga­sı­nı ta­şır. Öte yan­da, ezi­len sı­nıf ya da ta­ba­ka­la­rın ide­olo­ji, si­ya­set ve top­lum­sal gö­rüş­le­ri, var­lık­la­rı­nı bas­kı al­tın­da sür­dü­rür­ler. Sı­nıf­lı top­lum­lar­da, bü­tün sı­nıf­lar ha­ya­tın her ala­nın­da bir­bir­le­riy­le mü­ca­de­le eder­ler. He­def ola­rak önü­mü­ze koy­du­ğu­muz ide­olo­ji, kül­tür, si­ya­set, fel­se­fe, bi­rer üst­ya­pı ku­ru­mu ola­rak an­cak onun da­yan­dı­ğı mad­di ve top­lum­sal te­mel­le bir­lik­te ele alın­ma­lı­dır. Alt­ya­pı­sı yı­kıl­ma­yan hiç­bir üst­ya­pı ku­ru­mu yı­kıl­maz. Üs­te­lik üst­ya­pı ku­rum­la­rı, mad­di te­mel­le­ri yı­kıl­sa bi­le, çok da­ha uzun ömür­lü­dür­ler.” (10)
Yıl­maz Gü­ney’in sa­nat an­la­yı­şı en­ter­nas­yo­na­list­tir, öz­de ve bi­çim­de dev­rim­ci­dir. Bir baş­ka ifa­dey­le;Yıl­maz Gü­ney, pro­le­ter kül­tür ve sa­na­tı sa­vu­nur…

İş­te Yıl­maz Gü­ney’in tav­rı:
“Mark­sist kül­tür, in­san­lı­ğın bu­gü­ne ula­şan, ile­ri­ci, de­mok­ra­tik kül­tü­rü­nü, üze­rin­de yük­se­le­ce­ği mi­ras ola­rak alır. Mark­sist kül­tür, pro­le­tar­ya­nın sı­nıf sa­va­şı­mı­nın, çe­şit­li ül­ke­ler­de­ki pro­le­tar­ya dik­ta­tör­lük­le­ri­nin de­ne­yim­le­ri­ni, ka­za­nım­la­rı­nı içe­rir; ye­ni bir top­lum kur­ma sa­va­şı­nın yo­lu­nu gös­te­rir. Mark­sist kül­tü­rün kav­ran­ma­sı, kar­şı-kar­şı­ya ol­du­ğu­muz si­ya­sal-top­lum­sal so­run­la­rın çö­zü­mü­ne her an­lam­da ışık tu­ta­cak­tır. Ta­rih, na­sıl ki sı­nıf­lar mü­ca­de­le­si­nin ta­ri­hi­dir, mark­sist kül­tür de bur­ju­va­ziy­le pro­le­tar­ya ara­sın­da­ki sı­nıf sa­va­şı­nın kül­tü­rü­dür.” (11)
Bu alın­tı­da da or­ta­ya kon­du­ğu gi­bi Yıl­maz­Gü­ney’in sa­nat an­la­yı­şı en­ter­na­si­yo­na­list­tir, çün­kü; tüm in­san top­lu­mu­nun kül­tür bi­ri­ki­min­de ile­ri olan ya­nı alır, ge­liş­ti­rir, onun üze­rin­de şe­kil­le­nir; çün­kü, yal­nız­ca şu ya da bu ül­ke­nin, top­lu­mun de­ğil, tüm dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın sı­nıf sa­va­şım­la­rı­nın, de­ne­yim­le­ri­nin ka­za­nım­la­rı­nı içe­rir.
Dev­rim­ci­dir; çün­kü, sı­nıf mü­ca­de­le­sin­den do­ğar, ile­ri ola­nı alır ve ye­ni bir top­lum kur­ma sa­va­şı­nın yo­lu­nu gös­te­rir…

 

Yıl­maz Gü­ney, dev­rim­ci sa­nat ve dev­rim­ci sa­nat­çı­ya yak­la­şı­mı­nı da mark­sist ba­kış açı­sıy­la or­ta­ya ko­yar…

O, bu bağ­lam­da şöy­le di­yor:
“Dev­rim­ci sa­na­tı, dev­ri­min he­def­le­ri doğ­rul­tu­sun­da sür­dü­rü­len mü­ca­de­le­den ba­ğım­sız dü­şü­ne­me­yiz. Mü­ca­de­le­nin dı­şın­da dev­rim­ci sa­nat ola­maz. Bu ne­den­le, dev­rim­ci sa­nat­çı, her­şey­den ön­ce, te­orik ve ide­olo­jik bir sağ­lam­lı­ğa ulaş­mak için ça­ba gös­ter­me­li­dir. Ya­ni, bi­lim­sel sos­ya­liz­min te­mel ya­sa­la­rı­nı öğ­ren­me­li ve top­lum­sal, sa­nat­sal mü­ca­de­le­nin kı­la­vu­zu yap­ma­lı­dır. Dev­rim­ci te­ori­yi kav­ra­ma­dan dev­rim­ci sa­nat ya­pı­la­maz.” (12)

 

Yıl­maz Gü­ney, dev­rim­ci sa­na­tın ken­di­ne öz­gü bir di­li ve ka­rek­te­ri ol­du­ğu­nu sa­vu­nur…

“Sa­nat tek ba­şı­na dev­rim yap­maz, fa­kat doğ­ru bir çiz­gi­ye, dün­ya hak­kın­da doğ­ru bir si­ya­si gö­rü­şe sa­hip olan bir sa­nat­çı, eser­le­ri yo­luy­la, halk­la, kit­le­ler­le çok güç­lü bağ­lar ku­ra­bi­lir. Ve bu bağ­lar da çok si­ya­si ola­bi­lir. Bu an­lam­da sa­nat si­ya­si pro­pa­gan­da ve si­ya­si aji­tas­yon için ya­rar­lı ola­bi­lir; an­cak aji­tas­yon ve pro­pa­gan­da­yı ba­sit ve ku­ru an­la­mıy­la ele al­ma­yı red­de­di­yo­rum-o za­man sa­nat ol­mak­tan çı­kı­yor. Yi­ne bu an­lam­da ger­çek­ten dev­rim­ci sa­na­ta sa­hip ol­du­ğu­muz­da, sa­de­ce kit­le­le­ri de­ğil di­ğer sa­nat­çı­la­rı da et­ki­le­ye­bi­lir­si­niz. Si­ya­si bi­linç için or­ta­mı ha­zır­la­mış olur­su­nuz. Bu an­lam­da, sa­nat bir si­lah­tır, tü­fek­tir; fa­kat sa­na­tın ken­di­ne öz­gü bir di­li var­dır, sa­de­ce sa­na­ta ait olan bir dil. Bu di­le ta­ma­men ve mut­la­ka say­gı gös­te­ril­me­li­dir. Sa­na­tın di­li­ne say­gı gös­ter­mez­se­niz, o za­man bu si­lah si­zi öl­dü­rür. Ge­ri tep­me özel­li­ği var­dır.” (13)

Yıl­maz Gü­ney, kül­tür ve sa­na­tın sı­nıf sa­va­şı­mın­da bir araç ol­du­ğu­nu sa­vu­nur…

O, bu ko­nu­da­ki dü­şün­ce­le­ri­ni “pro­le­ter dev­rim­ci bir sa­nat­çı­nın gö­rev­le­ri­ni sap­tar­ken” şöy­le or­ta­ya koy­mak­ta­dır:
“Her­han­gi bir ül­ke­de, dev­rim­ci bir sa­nat­çı­nın gö­rev­le­ri­ni ve so­rum­lu­luk­la­rı­nı sap­tar­ken, o ül­ke­nin ta­ri­hi, top­lum­sal, eko­no­mik ve si­ya­si ya­pı­sı­nı, o ül­ke­de­ki top­lum­sal kur­tu­luş mü­ca­de­le­si­nin dü­ze­yi­ni kit­le­le­rin sa­nat ve kül­tür iliş­ki­le­ri­nin dü­ze­yi­ni doğ­ru kav­ra­mak ge­re­kir.
Dev­rim­ci sa­nat­çı, dev­rim­ci ta­bi­atı ge­re­ği mi­li­tan­dır, ye­ni­leş­ti­ri­ci ve de­ğiş­ti­ri­ci­dir. Top­lum­sal kur­tu­luş mü­ca­de­le­sin­den ay­rı dü­şü­nü­le­mez…dev­rim­ci mü­ca­de­le­ye or­ga­nik bir bi­çim­de ba­ğı ol­ma­lı­dır. Bu ne­den­le, dev­rim­ci bir sa­nat­çı, o ül­ke­nin dev­rim­ci mü­ca­de­le­si­nin he­def­le­ri ve gö­rev­le­ri doğ­rul­tu­sun­da gö­rev­ler­le yük­lü­dür. O her­şey­den ön­ce bir dev­rim­ci­dir, mi­li­tan­dır, sa­na­tı dev­ri­min bir ara­cı­dır, bir si­la­hı­dır.”
(…)
Pro­le­ter dev­rim­ci sa­nat­çı da ça­lış­ma­la­rı­nı, dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin or­ga­nik bir un­su­ru olan sa­na­tı­nın araç­la­rıy­la ger­çek­leş­ti­re­cek­tir. Sa­na­tın yap­tı­ğı­nı her­han­gi bir bi­lim da­lı ger­çek­leş­tir­sey­di, sa­na­ta ge­rek kal­maz­dı.” (14)

Yıl­maz Gü­ney, sa­nat­çı­nın si­ya­sal ki­şi­li­ğin­den so­yut­la­na­ma­ya­ca­ğı­nı sa­vu­nur…

O, sa­na­tı, sa­nat­çı­yı sı­nıf­lar dı­şı tah­lil­ler­le açık­la­ma­ya, ad­lan­dır­ma­ya ça­lı­şan­la­ra da şa­ma­rı in­di­ri­yor, so­ru­nu bi­lim­sel ola­rak or­ta­ya ko­yu­yor:
“Sa­nat­sal ça­ba­lar, ça­lış­ma­lar, sı­nıf mü­ca­de­le­sin­den ve bu­nun bir ifa­de­si olan si­ya­sal mü­ca­de­le­den ko­puk ele alı­na­maz. Ben bir kav­ga ada­mı­yım, si­ne­mam da bir kav­ga­nın, hal­kı­mın kur­tu­luş sa­va­şı­nın si­ne­ma­sı­dır. Bu­gü­ne ka­dar, gü­cü­mün ve bi­lin­ci­min el­ver­di­ği oran­da kav­ga­nın için­de yer al­dım. Bu ne­den­le, sa­nat­çı ki­şi­li­ği­min ya­nın­da si­ya­si bir ki­şi­li­ğim de var ve bun­lar bir­bi­rin­den ay­rı de­ğil­dir.” (15)

Yıl­maz Gü­ney kül­tür ve sa­nat ala­nın­da sos­ya­list ger­çek­çi­lik il­ke­si­ne bağ­lı ka­la­rak olay­la­rı ak­ta­rır…
O, bir sa­nat ese­ri­nin ko­nu­su­nu ha­ya­tın ger­çe­ği­ne ters iş­le­me­si­ne kar­şı­dır. Top­lum­sal ya­şam­da sa­na­tın ko­nu­su olan şey özü­ne uy­gun ol­ma­lı, olum­lu olum­suz yan­la­rıy­la or­ta­ya kon­ma­lı­dır. Yıl­maz Gü­ney, bu ko­nu­da da doğ­ru bir pers­pek­ti­fe sa­hip­tir. Bu bağ­lam­da sa­vun­duk­la­rıy­la o, sos­ya­list ger­çek­çi­lik il­ke­si­ne da­yan­dı­ğı­nı or­ta­ya koy­mak­ta­dır:
“Sa­na­tın ana ko­nu­su iş­çi­ler, köy­lü­ler, halk ay­dın­la­rı, dev­rim­ci mi­li­tan­lar, kı­sa­ca sos­ya­list mü­ca­de­le sü­re­ci ol­ma­lı­dır. Bu sü­reç içe­ri­sin­de, olum­lu olum­suz, sı­nıf da­ya­nak­la­rıy­la bir­lik­te iş­len­me­li­dir. İş­çi­yi an­la­tır­ken pat­ro­nu, köy­lü­yü an­la­tır­ken top­rak ağa­sı­nı…top­rak ka­pi­ta­lis­ti­ni, dev­rim­ci mi­li­ta­nı an­la­tır­ken kay­pak kü­çük­bur­ju­va un­sur­la­rı…po­li­si…bü­rok­ra­si­yi ve dev­let me­ka­niz­ma­sı­nın iş­le­yi­şi­ni de bir­lik­te, sı­nıf ger­çek­le­ri­ne bağ­lı ola­rak an­lat­ma­lı­dır. (…)
Top­lu­mun ge­li­şen güç­le­ri önün­de­ki en­gel­le­ri, en­gel­le­rin ido­lo­jik, si­ya­si, kül­tü­rel, top­lum­sal ni­te­lik­le­ri­ni kav­rat­ma­da dev­rim­ci sa­na­ta bü­yük gö­rev­ler düş­mek­te­dir. Dev­rim­ci sa­nat, sos­ya­list ve ile­ri­ci ola­nı ele alır­ken, ge­ri­ci ve olum­suz güç­le­ri ger­çe­ğe ters dü­şe­cek bi­çim­de ele alır­sa, kü­çüm­ser­se, ya da ol­du­ğun­dan çok önem­ser­se ha­yal­ci olur, opor­tü­niz­me ka­yar, dev­rim­ci gö­rev­le­ri ye­ri­ne ge­ti­re­mez. Ay­nı za­man­da, dev­ri­min za­af­la­rı­nı vur­gu­lar­ken, bu za­af­la­rı da ne abart­ma­lı, ne de kü­çüm­se­me­li­dir. Dev­rim­ci sa­nat, dev­rim güç­le­ri­nin ya­rı­na duy­duk­la­rı inan­cı pe­kiş­ti­rir­ken, dev­ri­min önün­de­ki zor­luk­la­rı da ob­jek­tif ola­rak be­lirt­me­li­dir.” (16)

Yıl­maz Gü­ney, ka­pi­ta­list top­lum­da sa­nat­çı­nın kon­mu­nu doğ­ru bir bi­çim­de göz­ler önü­ne se­ri­yor…

“Ka­pi­ta­list top­lum­da her­şey alı­nır, sa­tı­lır. fie­ref, ah­lak, na­mus, ün…her şey. Ge­çer­li tek de­ğer öl­çü­sü pa­ra­dır. Ün­lü olan, ünü­nü şu ya da bu bi­çim­de pa­ra­ya çe­vir­mek is­te­ye­cek­tir. Ka­pi­ta­list top­lum­da ola­ğan ve do­ğal­dır bu. Ka­dı­nın ve er­ke­ğin, cins­le­ri­ne ve cins­le­ri­nin avan­taj­la­rı­na gö­re ün­le­ri­ni de­ğer­len­dir­me yol­la­rı var­dır. Üs­te­lik çeş­me akar­ken ko­va­sı­nı dol­dur­ma­yan “ena­yi”dir.
fiu ya da bu dal­da­ki­ler için de­ğil, ge­nel an­la­mıy­la, bir sa­nat­çı için so­run, sö­mü­rü­den ya­na mı, yok­sa kar­şı­sın­da mı yer al­ma­sı so­ru­nu­dur. So­run, sö­mü­rü çar­kı­nın süs­lü bir vi­da­sı mı, yok­sa sö­mü­rü çar­kı­nı kır­ma­nın yağ­lı, ge­re­kir­se kan­lı bir vi­da­sı mı ol­mak­tır. Ken­di var­lı­ğı­nı ve ra­ha­tı­nı, sö­mü­rü çar­kı­nın iş­le­me­sin­de gö­ren­ler, el­bet­te­ki bu dü­ze­nin tür­kü­sü­nü söy­le­ye­cek­ler, ün­le­ri­ni, ye­te­nek­le­ri­ni ve gü­zel­lik­le­ri­ni, top­lum­sal iliş­ki­le­ri­ni ka­pi­ta­list­le­rin em­rin­de, ken­di­le­ri­ne çe­şit­li ne­den­ler­le ya­kın­lık du­yan, sı­nıf bi­lin­ci­ne he­nüz er­me­miş halk kit­le­le­ri­ni al­dat­mak için bir et­ki ara­cı ola­rak kul­la­na­cak­lar­dır. Bu­ra­da ta­yin edi­ci olan sa­nat­çı­nın ni­te­li­ği­dir.”(17)

Yıl­maz Gü­ney, sos­ya­liz­min kül­tür ve sa­nat ala­nın­da ge­liş­me­nin top­lum­sal te­mel­le­ri­ni ha­zır­la­dı­ğı­nı doğ­ru ola­rak tes­pit eder ve sa­vu­nur…

“Sos­ya­lizm, bo­yun­du­ruk al­tı­na alın­mış, in­sa­ni ye­te­nek­le­ri pran­ga­lan­mış emek­çi kit­le­le­ri her tür­den sı­nıf bas­kı­la­rın­dan kur­tar­ma­yı amaç­lar; on­la­rı öz­gür, bü­tün yön­le­ri­ni ge­liş­tir­me ola­nak­la­rı­na sa­hip kıl­ma­yı amaç­lar. Sa­de­ce eko­no­mik ba­kım­dan de­ğil, ay­nı za­man­da zi­hin­sel, ruh­sal ve kül­tü­rel zen­gin­li­ğe ka­vuş­tur­ma­yı da he­def­ler. İn­sa­nın duy­gu­la­rı­nı, dü­şün­ce­le­ri­ni ge­liş­ti­rir; çağ­daş bi­li­min ve tek­ni­ğin ola­nak­la­rı­nı on­la­rın em­ri­ne su­nar. İn­san­la­rı, her yö­nüy­le, es­ki dün­ya­nın et­ki­le­rin­den kur­ta­rır, bü­tün bo­yut­la­rıy­la ge­liş­ti­rir ve bu ge­liş­me­nin sü­rek­li­li­ği­ni sağ­la­ya­cak mad­di ko­şul­la­rı ha­zır­lar, sı­nıf­sız top­lu­ma ge­çiş aşa­ma­sı­nın ge­rek­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­rir.” (18)
Yıl­maz Gü­ney’in bu tes­pit­le­ri­nin ar­dın­dan söy­le­ne­cek söz şu­dur:
Bu­nun için mü­ca­de­le­ye de­ğer!
Yıl­maz Gü­ney, mü­ca­de­le­siy­le ölüm­süz­le­şen ko­mü­nist bir sa­nat­çı­dır. O, mü­ca­de­le­miz­de ya­şı­yor, ya­şa­ya­cak!
GÜ­NEY der­gi­si onun kül­tür sa­nat ala­nın­da çiz­di­ği hat­ta iler­li­yor!

Haziran 1999

DİP­NOT­LAR
1) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I, s.13
2) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I, s.10-11
3) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I, s.12
4) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt III. s.8-9
5) (Gü­ney Film­ci­lik San. ve Tic. A.fi. Ya­yın­la­rı, Yıl­maz Gü­ney Di­zi­si, İN­SAN, Mİ­Lİ­TAN VE SA­NAT­ÇI YIL­MAZ GÜ­NEY, sf.106-108)
6) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt III. s.4
7) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s.21
8) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s.17
9) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt III.s. 3
10) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt III. s.3-4
11) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt III. s.12
12) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s. 20
13) (İN­SAN, Mİ­Lİ­TAN VE SA­NAT­ÇI YIL­MAZ GÜ­NEY, sf.35-38)
14) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s. 15
15) (İN­SAN, Mİ­Lİ­TAN VE SA­NAT­ÇI YIL­MAZ GÜ­NEY, sf.35)
16) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s.16
17) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s.9
18) Yıl­maz Gü­ney, Si­ya­sal Ya­zı­lar, Cilt I. s.21