Leninci yansıma teorisi ve sanat – A. İ. SOBOLEV (4. BÖLÜM)

Bur­ju­va sa­na­tı­nın yoz­laş­ma­sı ve bo­zul­ma­sı

Ger­çek­li­ği doğ­ru bir şe­kil­de yan­sıt­ma­yı ve sa­nat­sal doğ­ru­yu, ya­ni sa­nat­ta ob­jek­tif doğ­ru­yu tas­vir et­me­yi amaç­la­yan re­alist sa­nat, sa­nat­ta­ki an­ti­re­alist eği­lim­le­re kar­şı mü­ca­de­le için­de ge­liş­ti.
Dün­ya üze­ri­ne bil­gi­den, sa­nat­sal ger­çe­ğe bağ­lı­lık­tan bi­linç­li ola­rak vaz­ge­çen an­ti­re­alist ekol­ler, özel­lik­le, emek­le ser­ma­ye ara­sın­da­ki mü­ca­de­le­nin kes­kin­leş­me­siy­le; ka­pi­ta­list üre­tim bi­çi­mi­nin ve ka­pi­ta­list kül­tü­rün çü­rü­müş­lü­ğü­nün git­tik­çe da­ha açık bir bi­çim­de gü­nı­şı­ğı­na çık­ma­sıy­la; sö­mü­rü sis­te­mi­ni or­ta­dan kal­dır­ma­nın mad­di ön­ko­şul­la­rı­nın ol­gun­laş­ma­sı ve in­san­lı­ğın sos­ya­liz­me ra­di­kal yö­nel­me­si­nin be­lir­me­siy­le, sa­yı­ca art­tı.
Re­al ger­çek­li­ğin bil­gi­si, top­lum­sal ya­şa­mın ya­sal­lık­la­rı­nın or­ta­ya çı­ka­rıl­ma­sı, bur­ju­va­zi­nin sı­nıf çı­kar­la­rıy­la do­lay­sız ça­tış­ma­ya gö­tür­dü, zi­ra dün­ya­nın ger­çe­ğe uy­gun yan­sı­tıl­ma­sı, çü­rük ka­pi­ta­list top­lum dü­ze­ni­nin ölüm­cül yar­gı­lan­ma­sı an­la­mı­na ge­li­yor­du.
Şim­di bi­li­me ve bi­li­min ger­çe­ğe yö­nel­me­si­ne kar­şı bir Haç­lı Se­fe­ri baş­la­tıl­dı. Ag­nos­ti­siz­min (Bili­ne­mez­ci­lik) ve Skep­ti­siz­min (Şüp­he­ci­lik) de­ği­şik var­yant­la­rı ge­niş bir şe­kil­de ya­yıl­dı, dün­ya üze­ri­ne bil­gi edin­me imkânı ke­sin­kes in­kar edil­di. Ak­la kar­şı; ob­jek­tif, mut­lak ger­çe­ğe kar­şı se­fer baş­la­dı ve mis­ti­ğin ve fi­de­iz­min pro­pa­gan­da­sı güç­len­di­ril­di; dün­ya­nın var­lı­ğı ir­ras­yo­nal (ak­la uy­gun ol­ma­yan) ola­rak gös­te­ril­di, bi­lin­çal­tı­nın kul­tu­su yük­sel­di; fi­lo­zof­lar, şa­ir­ler ve sa­na­tın us­ta­la­rı or­ta­la­ma in­sa­nın hiç­li­ği­ni ve “sa­rı­şın ca­na­va­rın” üs­tün­lü­ğü­nü ilan et­ti­ler; in­san var­lı­ğı­nın is­tik­bal­siz­li­ği ve an­lam­sız­lı­ğı ve dün­ya­nın ba­ta­ca­ğı üze­ri­ne mis­tik ke­ha­net­ler ses­len­di­ril­di.
Obs­kü­ran­tiz­min (ce­ha­le­ti ter­viç eden si­ya­set mes­le­ği); in­sa­na nef­re­tin; ka­ram­sar­lı­ğın ve ero­ti­ğin iğ­renç, bu­la­nık ve ko­kuş­muş bir dal­ga­sı bur­ju­va ede­bi­ya­tı­nı içi­ne çek­ti ve içi­ne çek­me­ye de­vam edi­yor. Bur­ju­va­zi­nin ide­olog­la­rı, mil­yon­lar­ca in­sa­na umut­suz­luk ve is­tik­bal­siz­lik bu­na­lım duy­gu­su­nu aşı­la­ya­rak, on­la­rın duy­gu­su­nu ve bi­lin­ci­ni ze­hir­le­me­yi; on­la­rı de­mo­ra­li­ze et­me­yi; on­la­rın mü­ca­de­le azim­le­ri­ni fel­ce uğ­rat­ma­yı; on­la­rın dik­kat­le­ri­ni gü­nün acil so­run­la­rın­dan, sos­yal çe­liş­ki­ler­den ve sı­nıf kar­şıt­lık­la­rın­dan alı­koy­ma­yı amaç­lı­yor­lar.
‘Kah­rol­sun ger­çe­ğe bağ­lı­lık! Kah­rol­sun sağ­du­yu! Kah­rol­sun bi­lim! Kah­rol­sun doğ­ru­lar! Kur­tu­luş ka­ran­lık­ta­dır! Lam­ba­la­rı sön­dü­re­lim ve ka­ran­lı­ğa gö­mü­le­lim!’ di­ye is­te­rik bir şe­kil­de ba­ğı­rı­yor­lar­dı bur­ju­va­zi­nin ide­olog­la­rı; fi­lo­zof­lar, sos­yo­log­lar, şa­ir­ler, ya­zar­lar, fır­ça­nın us­ta­la­rı vs.
Sa­nat­ta içe­ri­ğe kar­şı, fi­kir­li­li­ğe (İde­en­ge­halt) kar­şı, ger­çek­çi­li­ğe kar­şı bir Haç­lı Se­fe­ri baş­la­dı; ‘saf sa­nat’, ‘sa­nat için sa­nat’ uğ­ru­na mü­ca­de­le baş­la­dı, bu ka­çı­nıl­maz ola­rak içi boş, ma­na­sız ve so­yut bir sa­nat ta­le­bin­de son ifa­de­si­ni bul­du. Sa­nat­ta en de­ği­şik de­ka­dan (yoz­laş­mış) ekol­ler ve grup­çuk­lar, te­ori­ler ve te­ori­cik­ler çık­tı: emp­res­yo­nizm, sem­bo­lizm, eksp­res­yo­nizm, kü­bizm, fü­tü­rizm, da­da­izm, sür­re­alizm, ak­me­izm vs. Tüm bu de­ka­dan ekol­ler ve grup­çuk­lar sa­nat­la­rın­da bel­li dış­sal fark­lar ar­zet­se­ler de, bil­gi­ku­ram­sal ve ide­olo­jik öz­le­ri bir ve ay­nı: ger­çek­lik­ten ka­çış ve onun ger­çek­çi yan­sı­tıl­ma­sı­nın red­di; sa­na­tın bil­gi­ku­ram­sal öne­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le; man­tık­sız­lık ve mo­ral­siz­lik; an­ti­hü­ma­nizm ve an­ti­de­mok­ra­tik eği­lim; mis­tik ve ka­ram­sar­lık; içe­rik­siz­lik ve fi­kir­siz­lik – iş­te bun­lar de­ka­dan ekol­le­rin ve grup­çuk­la­rın ka­rak­te­ris­tik te­mel özel­lik­le­ri.
De­ka­dan Ba­tı Av­ru­pa sa­na­tı­nın ide­olo­jik ba­ba­la­rı ise Mach, Ave­na­ri­us, Berg­son, Ni­etzsc­he ve Fre­ud.
Ger­çek­li­ğin bi­lin­me­si­nin re­de­dil­me­si ken­di­ni en ka­ba bi­çi­miy­le Ver­la­ine, Mal­lar­me, Holz, Ham­sun ve di­ğer­le­ri ta­ra­fın­dan ku­ru­lan, yoz­laş­mış emp­res­yo­niz­min te­ori­si ve pra­ti­ğin­de gös­te­ri­yor­du. De­ka­dan emp­res­yo­niz­min bil­gi­ku­ram­sal te­me­li­ni, dış dün­ya­nın ob­jek­tif ger­çek­li­ği­ni in­kâr eden ve sa­de­ce bi­zim du­yum­la­rı­mı­zı (Mach) ve­ya za­tın bi­lin­ci­ni (Berg­son) ger­çek ola­rak gö­ren vs., süb­jek­tif-ide­alist ekol­ler oluş­tu­ru­yor.
Emp­res­yo­nist­ler re­alist sa­na­tın ge­le­nek­le­ri­ni ter­ket­ti­ler. On­lar bi­linç­li ola­rak ob­jek­tif dün­ya­yı ta­nı­mak­tan vaz­geç­ti­ler, zi­ra on­lar için, Mach’ın ya­zı­la­rı­na gö­re, ob­jek­tif dün­ya yok­tu. On­lar sağ­du­yu­ya, bil­gi­ye ve man­tı­ğa kar­şı gel­di­ler. Dü­şün­me­nin ve du­yum­la­rın ruh­sal-man­tık­sal iş­len­me­si­nin ye­ri­ni, du­yum­sal-duy­gu­sal al­gı­la­ma­lar ve duy­gu­la­rın ve ruh ha­li­nin hız­lı de­ği­şi­mi al­dı. Böy­le­ce dış dün­ya duy­sal al­gı­la­ma­la­rın par­ça­la­rı­na bö­lü­nü­yor­du.
Emp­res­yo­nizm için sa­de­ce ‘…saf duy­gu, do­lay­sız duy­sal al­gı­la­ma ge­çer­li, bu­na kar­şı­lık bu duy­gu­la­rın iş­len­me­si, ta­nı­ma, dü­şün­sel bağ­la­yı­cı iş­lev ar­ka p­la­na iti­li­yor’. Böy­le ta­nım­lı­yor­du bur­ju­va sa­nat ta­rih­çi­si Ha­mann emp­res­yo­niz­mi.
Emp­res­yo­nist­le­rin eser­le­ri­nin nes­ne­si­ni, ge­çi­ci duy­gu­nun içe­ri­ği ve onun in­sa­nın ruh ha­li­ne et­ki­me­si, ruh­sal­lık, öz­nel al­gı­la­ma­la­rın komp­lek­si oluş­turu­yor­du, bu on­la­rın so­lip­siz­me (tek­ben­ci­lik) ka­dar var­dır­dık­la­rı, dün­ya­nın süb­jek­tif-ide­alist yo­rum­lan­ma­sıy­dı.
‘Be­nim ya­şa­mım sür­dük­çe, uza­yın ışı­ğı dü­şü­yor içi­ne / Eğer ben ölür­sem, onun kor­ku­suz çeh­re­si de bir­lik­te öle­cek / Be­nim ru­hum ona can ka­tı­yor ve ona ısı ve­ri­yor / Ve ru­hum ol­ma­say­dı, ışık­sız bir ka­ran­lık olur­du uzay’ di­ye hay­kı­rı­yor­du şa­ir Fo­fa­nov.
‘Ve­ri­li an’, di­ye ilan edi­yor­du Bal­mont, ‘her­ za­man bi­ri­cik­tir. Ben bek­li­yo­rum, ben yü­rü­yo­rum, ben gi­di­yo­rum, ben de­ği­şi­yo­rum, ben ken­di­mi de­ğiş­ti­ri­yo­rum. Ben ve­ri­li an­la kay­na­şı­yo­rum.’
Ama dün­ya­nın yan­sı­tıl­ma­sı­nın red­di ve dik­ka­tin süb­je üze­rin­de yo­ğun­laş­ma­sı hiç­bir şe­kil­de, in­sa­nın iç dün­ya­sı­nın, ruh­sal ni­te­lik­le­ri­nin ve özel­lik­le­ri­nin ger­çek­çi bir şe­kil­de or­ta­ya kon­du­ğu an­la­mı­na gel­mi­yor. Ob­jek­tif ola­nın, süb­je­nin du­yum­la­rı­na in­dir­gen­me­si ve aşı­rı şüp­he­ci­lik (Skep­ti­sizm), emp­res­yo­nist­le­rin eser­le­rin­de ti­pik ola­nın çö­kü­şü­ne, res­min ve bi­çi­min par­ça­lan­ma­sı­na, can­lı ki­şi­li­ğin or­ta­dan kal­dı­rı­lı­şı­na, ço­ğun­luk­la “o” ola­rak ad­lan­dı­rı­lan, ki­şi­lik­siz, renk­siz, süb­jek­tif bir var­lık bi­çi­mi­nin or­ta­ya çık­ma­sı­na gö­tür­dü.
Sem­bo­list­ler de ob­jek­tif ger­çek­li­ğin de­rin ve ger­çek­çi bil­gi­si­ni re­det­ti­ler. On­lar dış dün­ya­nın ya­sal­lı­ğı­nı ve bi­li­ne­bi­lir­li­ği­ni yad­sı­yor­lar ve ger­çek şey­le­ri bir baş­ka, öbür dün­ya­nın işa­ret­le­ri ve sem­bol­le­ri ola­rak gö­rü­yor­lar. Bu, sem­bo­list­le­rin pra­tik fa­ali­yet­le­rin­de­ki ir­ras­yo­na­lizm­de ve alo­gizm­de (man­tık­dı­şı­lık), ak­lın ve bi­li­min ro­lü­nün yad­sın­ma­sın­da ifa­de­si­ni bul­du. Sem­bo­list­ler man­tık­lı dü­şün­ce­ye, dü­şün­me­nin bir alt bi­çi­mi ola­rak, ta­li bir rol bi­çer­ler­ken, sa­nat­ta ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­len “en­tü­itif”(sez­gi­sel) ola­nı, ger­çek dü­şün­ce ola­rak öne çı­kar­dı­lar.
Ger­çek­li­ğin bil­gi­si­nin araç­la­rı ola­rak re­sim ve bi­çim bir ke­na­ra atıl­dı, ve re­alizm dik­ka­te değ­mez bir­şey ola­rak ter­ke­dil­di. Öbür dün­ya­nın es­ra­ren­giz bir an­la­mı­nı için­de ba­rın­dı­ran her­han­gi bir tü­re­til­miş so­yut sem­bol, dün­ya­nın yan­sı­tıl­ma­sı­nın en önem­li ara­cı ola­rak ilan edi­lir.
Ak­me­izm adı al­tın­da ta­nın­mış olan sa­nat akı­mı da an­ti­re­alist­ti. Ak­me­izm­de bur­ju­va sa­na­tı­nın ge­ri­ci­li­ğe yö­ne­li­mi, hal­ka kar­şı düş­man­ca tu­tu­mu, an­ti­hü­ma­nizm ve ero­tik’in ilan edil­me­si özel­lik­le açık bir bi­çim­de ifa­de­si­ni bul­du. Bir An­na Ah­ma­to­va’nın ide­olo­jik eği­lim­le­ri bu “okul”da bi­çim­len­di.
Ger­çek­li­ğin bi­lin­me­sin­den vaz­geç­mek ve sa­nat­sal doğ­ru­ya sırt çe­vir­mek ka­çı­nıl­maz ola­rak an­ti­de­mok­ra­tik gö­rüş­le ve an­ti­hü­ma­nizm­le bağ­lan­tı­lı­dır. De­ka­danlar için Bal­mont ta­ra­fın­dan di­le ge­ti­ri­len şu gö­rüş­ler ka­rak­te­ris­tik­tir:
“Nef­ret ede­rim in­san­lı­ğın sıkı ba­ğın­dan, / ka­ça­rım on­dan, müm­kün ol­du­ğun­ca ça­buk. / Sa­de­ce bir tek ana­va­tan var be­nim için, / o da ru­hum­dur, ca­zi­be­sin­de.”
Bur­ju­va kül­tü­rü­nün çü­rü­me­si­nin en önem­li be­lir­ti­le­rin­den bi­ri for­ma­liz­min ya­yıl­ma­sı­dır. For­ma­lizm, sa­nat üze­ri­ne bur­ju­va, ge­ri­ci gö­rüş­le­rin bü­tün­lük­lü bir sis­te­mi­ni oluş­tu­ru­yor, te­me­lin­de bi­çim ve içe­ri­ğin bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­sı ya­tı­yor. For­ma­liz­min sa­vu­nu­cu­la­rı için, sa­nat­ta bi­çim içe­rik­ten ay­rı­lı­yor ve baş­lı ­ba­şı­na bir önem ka­za­nı­yor. On­la­rın gö­rü­şü­ne gö­re, sa­na­tın de­ğe­ri, içe­ri­ğin zen­gin­li­ğin­de ve de­rin­li­ğin­de de­ğil, bi­la­kis bi­çim­le­rin zen­gin­li­ğin­de ve mü­kem­mel­li­ğin­de; sa­na­tın ger­çek ya­şam­la ba­ğın­da de­ğil, bi­la­kis tam ter­si­ne, sa­na­tın ger­çek ya­şam­dan ko­puk­lu­ğun­da ya­tı­yor.
For­ma­lizm içe­rik ve bi­çi­mi bir­bi­rin­den ayır­dı, sa­nat­ta fi­kir­li­li­ği kal­dır­dı, onun bil­gi­ku­ram­sal öne­mi­ni yad­sı­dı ve sa­na­tın, in­sa­nın top­lum­sal, si­ya­si ey­le­min­den, sos­yal gö­rev­ler­den, sı­nıf mü­ca­de­le­sin­den ve ge­niş top­lum­sal ha­re­ket­ten tam ba­ğım­sız­lı­ğı­nı ilan et­ti. For­ma­lizm, öz­ne­nin, çiz­gi­nin, ke­li­me­nin, renk­le­rin, ses­le­rin, rit­min baş­lı ba­şı­na de­ğer­li ol­du­ğu ve bun­la­rın sa­na­tın top­lum­sal, si­ya­si içe­ri­ği­nin üze­rin­de dur­du­ğu, ya­ni in­sa­nın ve onun ko­şul­la­rı­nın üze­rin­de hü­küm sür­dü­ğü bir sa­nat için mü­ca­de­le et­ti. Böy­le bir sa­nat te­mel­den an­ti­hü­ma­nist­tir. İn­sa­na kar­şı il­gi­siz­lik, for­ma­liz­min te­mel bir özel­li­ği­dir. Bi­çi­mi içe­rik­ten ayı­ra­rak, for­ma­list­ler, sa­na­tı gü­nün acil so­run­la­rın­dan, sos­yal ve si­ya­sal gö­rev­ler­den sap­tır­ma­yı amaç­lı­yor­lar ve böy­le­ce sa­na­tı ge­ri­ci sı­nıf­la­rın hiz­me­ti­ne so­ku­yor­lar.
Çok be­lir­gin ola­rak an­ti­re­alizm ve an­ti­de­mok­ra­tik ruh ken­di­ni Mar­cel Pro­ust, Joy­ce, Dos Pas­sos ve­ya Ce­li­ne gi­bi ya­zar­la­rın eser­le­rin­de gös­ter­di. Fran­sız ya­zar Pro­ust’un ro­ma­nı “Kay­bo­lan Za­ma­nı Arar­ken”, Berg­son’cu en­tu­iti­viz­min (sez­gi­sel­li­ğin) sa­nat­sal bir yo­ru­mu­dur. Berg­son’un süb­jek­tif-ide­alist gö­rüş­le­ri­ne da­ya­nan Pro­ust, sa­na­tın ama­cı­nın çev­re­yi yan­sıt­mak ol­ma­dı­ğı­nı, bi­la­kis in­sa­nın du­yum­la­rı­nın ve al­gı­la­ma­la­rı­nın özü­nün açı­ğa çı­ka­rıl­ma­sı ol­du­ğu­nu id­dia edi­yor.
Mar­cel Pro­ust ger­çek ya­şa­mı, içi boş, içe­rik­siz, önem­siz ve ge­rek­siz bir za­man öl­dür­me ola­rak açık­lar­ken, ya­şa­mın ger­çek öne­mi­ni ve ger­çek de­ğe­ri­ni sa­de­ce “ya­ra­tı­cı al­gı­la­ma­lar­da” gö­rü­yor. Ya­şa­mın ye­ri­ni sa­nat, ger­çek­li­ğin ye­ri­ni ham ha­yal alı­yor. Sa­nat sa­de­ce ya­şam­dan ko­pa­rıl­mı­yor, bi­la­kis o ken­di ken­di­ne yal­nız ba­şı­na ye­ter­li olu­yor, da­ha­sı o ya­şa­mın üze­ri­ne yer­leş­ti­ri­li­yor. Ger­çek ya­şam yal­nız­ca ha­ya­li ya­şam sa­ye­sin­de, – öy­le yo­rum­la­nan – sa­nat sa­ye­sin­de, bir an­la­ma ve öne­me ka­vu­şu­yor.