İzleyici gitti, “Duvar”ı gördü ve yorumladı… “Değişen birşey yok!”

“Duvar” Filmi Üzerine Yapılan Bir Anket İçin Sorular

GÜNEY Kül­tür Sa­nat Ede­bi­yat Der­gi­si, Yıl­maz Gü­ney’in “DU­VAR” fil­mi üze­ri­ne bir an­ket yap­tı. Bu an­ket­te sor­du­ğu­muz so­ru­lar şöy­ley­di:

1- İs­mi­niz?/(İs­ter­se­niz) Ya­şı­nız? Mes­le­ği­niz? Cin­si­ye­ti­niz?
2- “Du­var” fil­mi­ni da­ha ön­ce iz­le­miş miy­di­niz? Ne­re­de? (vi­deo, si­ne­ma, tv vb.)
3- “Du­var” fil­mi siz­de na­sıl bir et­ki bı­rak­tı?
4- Film­de han­gi bek­len­tiy­le gir­di­niz, bek­len­ti­le­ri­ni­zi kar­şı­la­dı mı, kar­şı­la­ma­dıy­sa ne­den?
5- Film­de ge­çen olay­lar­la gü­nü­müz ara­sın­da na­sıl bir bağ ku­ru­yor­su­nuz?
6- Da­ha ön­ce han­gi Yıl­maz Gü­ney fil­mi­ni iz­le­me im­kâ­nı bul­du­nuz? Ne­re­de?
7- En çok sev­di­ği­niz fil­mi han­gi­si­dir?
8- So­mut ola­rak “Du­var” fil­mi, ge­nel ola­rak Yıl­maz Gü­ney si­ne­ma­sı siz­ce si­ya­si mi­dir?
9- “Du­var” fil­mi­nin ve di­ğer Yıl­maz Gü­ney film­le­ri­nin yıl­lar­ca ken­di ül­ke­sin­de ya­sak­lan­mış ol­ma­sı­nı ve­ya si­ne­ma­lar­da gös­te­ril­me­miş ol­ma­sı­nı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?
10- Tür­ki­ye’de Yıl­maz Gü­ney si­ne­ma­sı­na ya­kın gör­dü­ğü­nüz bir baş­ka si­ne­ma­cı var mı­dır? Eğer yok­sa, Yıl­maz Gü­ney’in far­kı siz­ce ne­dir?
11- GÜ­NEY Kül­tür-Sa­nat-Ede­bi­yat der­gi­si­ni da­ha ön­ce hiç oku­du­nuz mu, oku­duy­sa­nız na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

 

Yol ve Sü­rü’den son­ra Du­var da ni­ha­yet Ekim ayın­da Tür­ki­ye si­ne­ma­la­rın­da start al­dı. Ya­pı­mı­nın üze­rin­den 17 yıl geç­tik­ten son­ra Du­var fil­mi ken­di ül­ke­sin­de ilk kez Ekim 2000’de si­ne­ma­lar­da gös­te­ri­me gir­me şan­sı­na ka­vuş­tu. Bu­gün 17 ya­şın­da olup bu fil­mi iz­le­me­ye gi­den­ler fil­min oluş­tu­ğu za­man­da he­nüz ye­ni doğ­muş­lar­dı.
Yıl­la­rı­nı ha­pis­ha­ne­ler­de ge­çi­ren Yıl­maz Gü­ney ilk kez bu fil­miy­le ka­me­ra­sı­nı tüm­den ce­za­evi içe­ri­si­ne çe­vir­di, gü­nü­mü­ze ka­dar faz­la de­ğiş­me­yen ce­za­evi ger­çe­ği­ni, özel­lik­le ezi­len­ler için­de en sa­vun­ma­sız du­rum­da olan ço­cuk mah­kum­lar şah­sın­da, ama sa­de­ce on­lar­la da sı­nır­lı de­ğil, dev­rim­ci, ad­li ve ka­dın tut­sak­lar şah­sın­da da şi­ir­sel-dra­ma­tik sa­nat­sal di­liy­le, tüm acı ger­çek­li­ğiy­le göz­ler önü­ne ser­di. Kuş­ku­suz bu­ra­da an­la­tı­lan sa­de­ce fa­şiz­min de­ğil bir bü­tün ola­rak sö­mü­rü­cü ka­pi­ta­list sis­te­min ce­za­evi ger­çe­ğiy­di. Bu, Du­var’ın bir Sü­rü ve­ya Yol ka­dar ulus­la­ra­ra­sı plan­da ödül­len­di­ril­me­me­si­nin önem­li ne­den­le­rin­den bi­riy­di.
Du­var fil­mi, ge­ti­ri­len tüm eleş­ti­ri­le­re rağ­men, sö­mü­rü dü­ze­ni­nin bar­bar yü­zü­nün en giz­li ka­lan ve fa­kat en açık uy­gu­lan­dı­ğı ce­za­ev­le­ri üze­ri­ne di­kil­miş bir anıt ve Yıl­maz Gü­ney si­ne­ma­sı­nın en ba­şa­rı­lı ör­nek­le­rin­den, şa­he­ser­le­rin­den bi­ri­dir. Bu tes­pit, bu fil­min çev­ril­di­ği zor ko­şul­lar ve iki pro­fes­yo­nel si­ne­ma oyun­cu­su (Tun­cel Kur­tiz ve Ay­şa Emel Mes­çi) dış­ta tu­tu­lur­sa, ta­ma­men ama­tör oyun­cu­lar­la çev­ril­miş ol­ma­sı gö­zö­nün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da, da­ha da bü­yük önem ka­za­nı­yor.
Ge­ti­ri­len eleş­ti­ri­ler­den bi­ri, fil­min ka­ba ger­çek­çi ol­du­ğu, film­de çok kü­fü­rün ve çok açık sah­ne­le­rin yer al­dı­ğı yö­nün­de­dir (yap­tı­ğı­mız an­ke­te ka­tı­lan bir ba­yan bun­dan ra­hat­sız ol­du­ğu­nu be­lir­ti­yor). Di­ğer bir eleş­ti­ri ise, fil­min çok acı­lı-hü­zün­lü ol­du­ğu ve do­la­yı­sıy­la ka­ram­sar ol­du­ğu yö­nün­de­dir. Her iki tes­pit­te de kuş­ku­suz doğ­ru­luk pa­yı var­dır. An­cak bur­ada tar­tı­şıl­ma­sı ge­re­ken, film­de an­la­tı­la­nın ger­çe­ği yan­sı­tıp yan­sıt­ma­dı­ğı ve bu ‘ka­ba’ ger­çek­le­rin film­de gös­te­ril­me­si­nin fil­min sa­nat­sal di­li­ni za­yıf­la­tıp za­yıf­lat­ma­dı­ğı­dır.
Ger­çek­ten de film­de yüz­kı­zar­tı­cı ve abar­tıl­mış gi­bi ge­len ka­ba ve açık kü­für­ler yer al­mak­ta­dır. Bun­lar yer yer vur­gu­la­na­rak tek­rar­la­nır­lar. Bu­ra­da, “evet bu kü­für­ler ger­çek ha­yat­ta faz­la­sıy­la var, fa­kat film­de bu şek­liy­le kul­la­nıl­ma­sı çok ra­hat­sız edi­ci” di­ye bir eleş­ti­ri ge­ti­ri­le­bi­lir. Açık sah­ne­ler için de öy­le. An­cak bu sah­ne­ler­le amaç­la­nan da za­ten tam da bu de­ğil mi?! Se­yir­ci ger­çek ha­ya­tın ‘ayıp­la­rıy­la’, ’ka­ba­lık­la­rıy­la’ yüz­leş­ti­ri­le­rek ra­hat­sız edil­mek is­te­ni­yor. Bu bir yön­tem­dir ve tep­ki­le­re ba­kıl­dı­ğın­da, Yıl­maz Gü­ney’in bun­da ba­şa­rı­lı ol­du­ğu gö­rü­lür. Yıl­maz Gü­ney acı ger­çek­ler kar­şı­sın­da açık­ça “is­yan edin” de­mi­yor, ama gös­ter­dik­le­riy­le is­yan et­ti­ri­yor. Evet, film­de çok acı var, çok hü­zün var, çok ça­re­siz­lik ve çö­züm­süz­lük var. Ama film se­yir­ci­yi, bo­ğa­zı­nı dü­ğüm­le­yen bir me­lan­ko­lik ha­va için­de boğ­mu­yor, tam ter­si­ne gös­te­ri­len ger­çek­ler kar­şı­sın­da; “Bu ka­dar da ye­ter!” di­ye öf­ke­len­di­re­rek is­yan et­ti­ri­yor.
Yıl­maz Gü­ney film­le­rin­de üto­pik ola­nı de­ğil, ti­pik ola­nı yan­sı­tı­yor. Özel­lik­le son film­le­rin­de top­lum­sal çö­züm yol­la­rı­nı da gös­ter­me­si­ne kar­şın, bun­la­rın top­lum için­de, ge­niş kit­le­ler nez­din­de oy­na­dı­ğı ro­lü abart­ma­dan, ger­çek du­rum ne ise, top­lu­mun için­de bu­lun­du­ğu du­rum­da ti­pik olan ne ise öy­le gös­te­ri­yor. Dev­rim­ci­ler olum­lu tip­le­me­ler ola­rak gös­te­ri­li­yor fa­kat gör­mek is­te­di­ği­miz gi­bi de­ğil, ol­duk­la­rı gi­bi… Yıl­maz Gü­ney ya­şa­say­dı ve dev­rim­ci­le­ri ve sa­na­yi iş­çi­le­ri­ni ko­nu alan film­ler çek­sey­di, hiç kuş­ku yok ki yi­ne on­la­rı ha­yal­ler­de ol­du­ğu gi­bi de­ğil, ger­çek ya­şam­da ol­duk­la­rı gi­bi, ya­ni bü­tün ha­ta­la­rı ve er­dem­le­riy­le ya­şa­yan in­san­lar gi­bi gös­te­re­cek­ti.
Biz Gü­ney der­gi­si ola­rak Ekim ayın­da Du­var fil­mi gös­te­ri­me gir­dik­ten son­ra se­yir­ci­le­rin, ama özel­lik­le de genç se­yir­ci­le­rin (ki ger­çek­ten de fil­me gi­ren­le­rin bü­yük bö­lü­mü genç­ler­den olu­şu­yor­du!) tep­ki­si­ni öğ­ren­mek için Be­yoğ­lu Si­ne­ma­sı’nda iki ay­rı gün­de an­ket dü­zen­le­dik. Bi­zim git­ti­ği­miz gün­ler­de (Çar­şam­ba ve Pa­zar) si­ne­ma sa­lo­nu do­lu do­luy­du. Bi­zi yü­rek­len­di­ren bu ol­gu da gös­te­ri­yor ki, ye­ni ye­ti­şen genç ne­sil­ler Yıl­maz Gü­ney’le bu­luş­ma­ya de­vam edi­yor.
Yap­tı­ğı­mız an­ke­tin so­nuç­la­rı­nı bu­ra­da okur­la­rı­mız­la pay­laş­mak is­ti­yo­ruz.
An­ke­te ka­tıl­ma­la­rı­nı is­te­di­ği­miz top­lam yüz ki­şi­den 53’ü form­la­rı­mı­zı dol­du­rup ge­ri ver­miş­tir. Bun­lar­dan 27’si er­kek ve 20’si ka­dın­dır (di­ğer­le­ri be­lirt­me­miş­tir), ya­ni he­men he­men ya­rı ya­rı­ya. Yaş grup­la­rı­na gö­re du­rum şöy­le­dir: 18-25 yaş­la­rı ara­sın­da­ki­le­rin sa­yı­sı 23; 26-30 yaş­la­rı ara­sın­da­ki­le­rin sa­yı­sı 12; 31-35 ara­sı 6 ki­şi ve 36 ve yu­ka­rı­sı 4 ki­şi­dir (di­ğer­le­ri be­lirt­me­miş­tir). Yaş grup­la­rı­nı eğer 30’a ka­dar ve 30’un üze­ri di­ye iki­ye bö­ler­sek ve 30’a ka­dar olan­la­rı genç di­ye ad­lan­dı­rır­sak, çı­kan so­nuç şöy­le: 30 ya­şı­na ka­dar olan­la­rın sa­yı­sı 35, 30 ya­şın üze­rin­de­ki­le­rin sa­yı­sı ise 10’dur. Ya­ni genç­ler ağır­lık­ta­dır. Mes­lek­le­re gö­re du­rum şöy­le­dir: 17 öğ­ren­ci, 13 iş­çi, 5 mü­hen­dis, 3 öğ­ret­men, 2 avu­kat, 2 me­mur, 1 emek­li, 1 mü­dür, 1 ar­ke­olog/ga­ze­te­ci, 1 işa­da­mı (di­ğer­le­ri be­lirt­me­miş­ler­dir). Bu­ra­da da açık­ça öğ­ren­ci­le­rin ve iş­çi­le­rin ağır­lık­ta ol­du­ğu gö­rü­lü­yor. Du­var fil­mi­ni ilk kez iz­le­yen­le­rin sa­yı­sı 35, da­ha ön­ce TV’de iz­le­yen­le­rin sa­yı­sı 10, vi­de­oda iz­le­yen­le­rin sa­yı­sı 3 ve si­ne­ma­da iz­le­yen­le­rin sa­yı­sı 2’dir. Ya­ni ezi­ci ço­ğun­luk Du­var fil­mi­ni ilk de­fa iz­le­me şan­sı­nı bu­lu­yor.
Di­ğer so­ru­la­rı­mı­za ve­ri­len ce­vap­la­rı bu­ra­da ol­du­ğu gi­bi ver­mek say­fa­la­rı alır­dı, bu ne­den­le ­ben­ze­şen ki­mi ce­vap­la­rı özet­le­ye­rek, di­ğer­le­ri­ni de ör­nek­le­ye­rek ak­tar­mak is­ti­yo­ruz.
Fil­min na­sıl bir et­ki bı­rak­tı­ğı so­ru­su­na ve­ri­len ce­vap­la­rın bir kıs­mı şöy­le­dir: “Yü­rek­ler acı­sı bir ger­çek!” (Fun­da, 20, öğ­ren­ci). “Ol­duk­ça et­ki­len­dim, çar­pı­cı gö­rün­tü­ler, da­ha ön­ce gör­me­di­ğim sah­ne­ler.” (Ca­nan, 28, is­ta­tis­tik­çi). “Ya­şa­dı­ğım ül­ke­de 20 se­ne­dir he­men hiç­bir şe­yin in­san hak­la­rı yö­nün­de de­ğiş­me­di­ği­ni deh­şet­le iz­le­dim!” (Enis, ik­ti­sat­çı). “Ha­ya­tın ger­çek­li­ğiy­le bir kez da­ha yüz­yü­ze ge­tir­di.” (Ar­zu, 23, banka ve si­gortacı). “Fa­şist dik­ta­tör­lü­ğün sa­de­ce dev­rim­ci­le­re de­ğil, top­lu­mun bü­tün ke­sim­le­ri­ne gös­ter­di­ği bas­kı ay­nı.” (Ba­rış, 18, öğ­ren­ci). “Fa­şist bir zih­ni­ye­tin iç­yü­zü­nü gör­düm.” (İh­san, 24, öğ­ren­ci). “Öf­ke!” (27, ik­ti­sat­çı, ba­yan). “Duy­muş ol­du­ğum zul­mün pe­yaz­per­de­ye uy­gun us­lup­la yan­sı­tıl­ma­sı­dır.” (Ba­wer, 26, öğ­ren­ci). “Nef­ret, tep­ki. As­lı­na ba­kar­sa­nız ba­ğır­mak is­ti­yo­rum!” (Ha­kan, 20, öğ­ren­ci). “Ger­çek­le­ri yan­sı­tan gü­zel bir film.” (Se­la­hat­tin, 25, öğ­ren­ci). “Üzü­cü.” (Gir­gin, 22, tez­gah­tar). “Ha­ya­tın olum­suz­luk­la­rı­nı çok gü­zel bir şe­kil­de yan­sıt­mış. Yıl­maz Gü­ney’in im­za­sı za­ten fil­min ka­li­te­si­dir…Mü­ca­de­le­ye de­vam di­yor.” (Zey­nep, 30, me­mur). “İn­san­lı­ğım­dan utan­dım.” (Ay­şe). “Çok ger­çek! Çok gü­zel!” (Ca­fer, 38, iş­çi). “Müt­hiş!” (Me­li­ke, 19, öğ­ren­ci). “Bu ül­ke­nin ne du­rum­da! ol­du­ğu­nu bir ke­re da­ha ha­tır­lat­tı. Bir ke­re da­ha bu ül­ke­ye la­net et­tir­di.” (Ga­ye, 18, öğ­ren­ci). “Yü­rek ve be­yin san­cı­sı…” (Emel, 20, öğ­ren­ci). “80’li yıl­lar­da ya­pıl­mış bir film ve ha­la Tür­ki­ye’de bu ger­çek­ler­le ya­şa­dı­ğı­mız için kol­tuk­ta ge­ri­le­rek iz­le­dik. Zevk­le di­ye­mi­yo­ruz, acı ger­çek­ler zevk­le ya­şan­mı­yor, fa­kat film çok iyi.” (Sa­ni­ye, Gül­ten, Mü­rü­vet; mu­ha­se­be­ci, ku­aför, bil­gi­sa­yar ope­ra­tör.). “Hü­zün.” (Ve­li, 35, mü­hen­dis). “Öz­gür­lük.” (Vey­sel, 26, tex­til­ci). “Tür­ki­ye’de­ki ce­za­evi ger­çe­ğiy­le kar­şı­laş­tım ve çok et­ki­len­dim. Ce­za­ev­le­rin­de ha­la kat­li­am­lar ya­pı­lı­yor, ope­ras­yon­lar dü­zen­le­nip in­san­lar öl­dü­rü­lü­yor.” (Tü­mer, 19, öğ­ren­ci). “İlk kez ger­çek an­lam­da bir Yıl­maz Gü­ney fil­mi iz­li­yo­rum de­ni­le­bi­lir…’Hü­zün ger­çek­le­rin iz­dü­şü­mü­dür’.” (Na­zan, 19, ço­cuk ge­li­şi­mi öğ­ret­me­ni). “Za­ma­nın ger­çek­le­ri­ni bir an­lam­da yan­sıt­mış. İçin­de abar­tı da var. Da­ha so­mut çö­züm­ler ge­ti­ri­le­bi­lir­di. Yi­ne de her tür­lü zor­luk­la­ra, bas­kı­la­ra kar­şı çok bü­yük emek kar­şı­lı­ğın­da çok gü­zel bir ya­pıt ol­muş. Her za­man ak­lım­da ka­la­bi­le­cek de­rin iz­ler bı­rak­tı.” (Ser­kan, 20, öğ­ren­ci). “Çok be­ğen­dim, çok et­ki­len­dim ve çok dü­şün­dü­rü­cü bul­dum.” (Erol, 55, kim­ya müh.). “Ka­ba ger­çek­çi­lik var.” (29, avu­kat, ba­yan). “İz­le­di­ğim en gü­zel film.” (Ay­sel, 18, mu­ha­se­be). “Ön­ce­lik­le ya­şa­nan ce­za­evi ya­şa­mıy­la bi­re­bir ör­tüş­tü­ğü­nü söy­le­ye­bi­li­rim, bu açı­dan bir bel­ge­sel sa­yı­la­bi­lir.” (33, ar­ke­olog-ga­ze­te­ci). “Mü­kem­mel.” (Ay­dın, 24, öğ­ren­ci). “Dü­rüst, du­yar­lı, onur­lu bir yö­net­men.” (30, avu­kat, ba­yan). “Çar­pı­cı.” (…). “İlk kez bir Yıl­maz Gü­ney fil­mi iz­le­dim, be­ğen­dim.” (Cey­lan, 19, öğ­ren­ci). “Da­ha ajit-prop bir film bek­li­yor­dum (ön­yar­gı­sal ola­rak), fa­kat in­san un­su­ru­na ya­pı­lan vur­gu­dan et­ki­len­dim.” (Seç­kin, 20, öğ­ren­ci). “Çok de­rin et­ki­ler bı­rak­tı. Mü­kem­mel bir film. Ka­me­ra ar­ka­sın­da Yıl­maz Gü­ney’in ol­ma­sı ay­rı bir ha­va ve­ri­yor.” (Gün­te­kin, 28, özel sek­tör­de mü­dür). “Kor­ku­tu­cu. Te­le­viz­yonda do­ğum sah­ne­si­ni iz­le­di­ğim­de uzun sü­re et­ki­sin­den kur­tu­la­ma­dım. Be­ğen­me­dim. Oyun­cu­lar çok yap­ma­cık.” (25, ba­yan). “Ta­ma­men in­san­lık­dı­şı ger­çek­çi. Ben­ce ora­da­ki gar­di­yan­lar mah­kum ol­ma­lı.” (Me­te­han, 29, of­is çalışanı).
Di­ğer an­ket so­ru­la­rı­nın so­nuç­la­rı kı­sa­ca şöy­le:

“Da­ha ön­ce han­gi Yıl­maz Gü­ney fi­l­mi­ni iz­le­di­niz?”:
Yol (31 ki­şi); Sü­rü (18 ki­şi); Umut (15 ki­şi); Ar­ka­daş (13 ki­şi); Ba­ba (8 ki­şi).

“Yıl­maz Gü­ney’in en çok sev­di­ği­niz fil­mi hangi­si­dir?”:
Yol (13 ki­şi); Du­var (12 ki­şi); Sü­rü (10 ki­şi); Umut (6 ki­şi); Ar­ka­daş (4 ki­şi); Ba­ba (4 ki­şi).

“Du­var fil­mi siz­ce si­ya­si mi­dir?”:
Evet (26 ki­şi); Ha­yır (17 ki­şi). (Ha­yır di­yen­le­rin ço­ğu, “top­lum­sal” ve­ya “ha­ya­tın ta ken­di­si” gi­bi ce­vap­lar ver­miş­ler­dir.)

“Yıl­maz Gü­ney si­ne­ma­sı­na ya­kın gör­dü­ğü­nüz si­ne­ma­cı var mı­dır?”:
Ha­yır (52 ki­şi); Evet (1 ki­şi: Ha­lil Er­gün, Ber­han fiim­şek).

“Yıl­maz Gü­ney’in far­kı ne­dir?” so­ru­su­na ve­ri­len ce­vap­la­rın ba­zı­la­rı şöy­le: “Ta­bu­la­rı aşa­rak iş­le­di­ği te­ma­yı ce­sur­ca ak­ta­ra­bil­me­si­dir.” (Ba­wer, 26, öğ­ren­ci). “Olay­la­ra ba­kı­ş a­çı­sı ger­çek­çi.” (27, ik­ti­sat­çı). “O hal­kın için­den çı­ka­rak ya­şa­nan­la­rı bü­tün çıp­lak­lı­ğıy­la an­lat­tı.” (Ba­rış, 18, öğ­ren­ci). “Onun gi­bi bi­ri­nin da­ha ol­ma­ma­sı.” (Ar­zu, 23, bankacı ve si­gortacı). “Göz­lem­ler.” (Ca­nan, 28, is­ta­tik­çi). “Ak­ta­rım­dan kay­nak­la­nan bir elekt­rik.” (Fun­da, 20, öğ­ren­ci). “Ön­ce in­san sev­gi­si, top­lum­cu ve sos­ya­list yak­la­şı­mı, üs­tün si­ne­ma di­liy­le et­ki­le­yi­ci­li­ği.” (Erol, 55, müh.). “Ha­ri­ka bir in­san.” (Se­la­hat­tin, 25, öğ­ren­ci). “Ger­çek­çi ve dü­rüst ol­ma­sı.” (Gir­gin, 22, tez­gah­tar). “Sis­te­me ya­man­ma­yı de­ğil mu­ha­lif ol­ma­yı ter­cih et­me­si.” (Zey­nep, 30, me­mur). “Yıl­maz Gü­ney tar­tı­şıl­maz, ye­ri dol­maz.” (38, iş­çi). “Yü­rek­li­li­ği, çif­te ezil­miş­li­ği.” (Ye­ner, 52, emek­li). “Yıl­maz Gü­ney’den da­ha iyi­si yok.” (…). “Çar­pı­cı ger­çek­çi­li­ği.” (Me­li­ke, 19, öğ­ren­ci). “Tek ke­li­me ile on­dan ce­su­ru yok.” (Har­bi, 26, öğ­ren­ci). “Tek­tir.” (Vey­sel, 26, teks­til­ci). “Göz­lem ­gü­cü ve bu­nu di­le ge­tir­me ce­sa­re­ti.” (33, ar­ke­olog). “Di­ğer­le­ri gi­bi ken­di­ni baş­tan san­sür­le­mi­yor, ce­sur ben­ce.” (Ok­tay, 23, in­şa­at iş­çi­si). “O fark­lı, bü­yü­lü.” (…). “Top­lum­sal sı­kın­tı­la­rı her­han­gi bir eko­no­mik kay­gı duy­mak­sı­zın ol­du­ğu gi­bi yan­sıt­tı.” (Za­fer, 42, emek­li). “Yıl­maz Gü­ney ta­ma­miy­le fark­lı bir in­san ve bü­yük bir sa­nat­çı.” (Can­te­kin, 28, özel sek­tör­de mü­dür). “Yan­lış­la­rı kork­ma­dan fil­me ak­ta­ra­bil­me­si.” (25, ba­yan).

“Film­de ge­çen olay­lar­la gü­nü­müz­de ya­şa­nan­lar ara­sın­da na­sıl bir bağ ku­ru­yur­su­nuz?” 
so­ru­su­na an­ke­te ka­tı­lan­la­rın he­men hep­si “De­ği­şen bir­şey yok!” ya­nı­tı­nı ver­miş­ler­dir.

“Yıl­maz Gü­ney film­le­ri­nin yıl­lar­ca ken­di ül­ke­sin­de ya­sak­lan­mış ol­ma­sı­nı ve si­ne­ma­lar­da gös­te­ril­me­me­si­ni na­sıl de­ğer­len­dir­iyor­su­nuz?” (Ay­nı so­ru­ya ben­zer ce­vap ve­ren­le­ri to­par­la­dık):
“Kor­kak­lık.” (Ha­kan, İh­san, Arif, Ga­ye, Ay­şe); “Ca­hil­lik.” (Can­te­kin); “Yan­lış, kö­tü.” (Cey­lan, Ay­dın); “Ke­sin­lik­le kı­nan­ma­lı.” (Ar­zu, Ca­nan); “50 yıl­lık yö­ne­tim an­la­yı­şı.” (Za­fer); “Ma­lum.” (…); “Tür­ki­ye ger­çek­le­rin­de ‘nor­mal’, ba­na gö­re ko­mik.” (…); “Ga­yet do­ğal.” (Ozan); “Tür­ki­ye’nin kla­sik ayı­bı.” (Ok­tay, Sa­ni­ye, Gül­ten, Mü­rü­vet, Öz­gür); “Utanç ve­ri­ci.” (Rıd­van); “Skan­dal, fa­şiz­min uy­gu­lan­ma­sı.” (Ve­li); “Sa­nat­sal an­lam­da bü­yük bir za­man kay­bı.” (Emel); “Ba­zı­la­rı­nın çı­kar­la­rı­na ay­kı­rı ol­du­ğun­dan.” (Har­bi); “İl­kel­ce bir şey.” (Me­li­ke); “An­ti­de­mok­ra­tik.” (…); “Ger­çek­ler­den ka­çış, in­kâr.” (Ye­ner); “Art­ni­yet­li, in­kâr­cı ve bas­kı­cı zih­ni­yet, kı­nı­yo­rum.” (…); “Yıl­maz Gü­ney’e ve mu­ha­lif sa­na­ta kar­şı olan ta­ham­mül­süz­lük.” (Zey­nep); “Çağ­dı­şı.” (Gir­gin); “Fa­şiz­min ege­men­li­ği.” (Erol); “Ger­çek­le­rin üs­tü­nü ört­mek is­te­yen bir ör­tü.” (Fun­da); “Ti­pik fa­şist ka­fa­sı.” (Ar­zu).

“Gü­ney Der­gi­si­’ni ön­ce­den oku­muş­ muy­du­nuz?” so­ru­mu­za 24 ki­şi “Ha­yır” ce­va­bı­nı ver­miş. Oku­muş olan­la­rın de­ğer­len­dir­me­le­ri şöy­le: “Oku­dum. Da­ha ce­sur ya­zı­lar ya­yın­lan­ma­lı.”; “Olum­lu.” ; “Olum­lu bu­lu­yo­rum.”; “İyi.” ; “Çok fark­lı de­ğil, va­sat di­ye­bi­li­rim.”; “Tek ke­li­mey­le ha­ri­ka, mü­kem­me­lin üze­rin­de.”.

Kuş­ku­suz bu­ra­da yap­tı­ğı­mız an­ket ge­ne­lin tam bir res­mi­ni ve­re­mez, bu­nun için çok da­ha kap­sam­lı an­ket­le­re ih­ti­yaç var. An­cak bu an­ket­ten de el­bet­te bir re­sim çı­kar­mak müm­kün. De­ğer­len­dir­me­ler­den an­la­şıl­dı­ğı gi­bi ka­tı­lan­la­rın ço­ğu bel­li bir si­ya­si bi­lin­ce sa­hip genç­ler­den olu­şu­yor. Yi­ne bun­la­rın ezi­ci ço­ğun­lu­ğu Du­var fil­mi­ni ilk de­fa iz­le­me fır­sa­tı bul­muş ve çok be­ğen­miş­ler­dir. Hep­si­nin Yıl­maz Gü­ney’de gör­dü­ğü fark onun ger­çek­le­ri ce­sur­ca di­le ge­tir­me­si­dir. Yi­ne an­ke­te ka­tı­lan­la­rın he­men hep­si film­de gös­te­ri­len ger­çek­le­rin gü­nü­müz­de de ha­la de­vam et­ti­ği­ni be­lir­ti­yor­lar.
En önem­li so­nuç­lar­dan bi­ri de, ege­men güç­le­rin tüm sus­tur­ma, unut­tur­ma, ka­ra­la­ma gi­ri­şim­le­ri­ne rağ­men, Yıl­maz Gü­ney’in bü­yük bir ko­mü­nist sa­nat­çı ve bü­yük bir kav­ga­cı ola­rak, gü­nü­müz­de hâ­lâ ya­şa­ma­ya de­vam et­me­si ve da­ha da önem­li­si ge­le­ce­ğin tem­sil­ci­si genç ku­şa­ğın yü­re­ğin­de ve bi­lin­cin­de yer et­me­si­dir.
Yıl­maz Gü­ney ve onun eser­le­ri ölüm­süz­dür. O, ken­di de­yi­mi olan “Hal­kın sa­nat­çı­sı, hal­kın sa­vaş­çı­sı ol­ma­lı­dır!” sö­zü­nü hak­kıy­la ye­ri­ne ge­tirmiştir.