Eserleriyle Ölümsüzleşenler, Yaşayan Ölüleri Çileden Çıkarıyor!
Ya­şa­yan ölü­ler ölüm­süz­le­re sal­dı­rıyor!

Ya­şa­yan ölü­ler Yıl­maz Gü­ney’e yö­ne­lik bir sal­dı­rı kam­pan­ya­sı baş­lat­tı.

Bu­gün be­de­nen ara­mız­da ol­duk­la­rı hal­de esa­sen bi­rer ölü olan­lar, be­de­nen öl­dük­le­ri hal­de eser­le­riy­le ya­şa­yan­la­rı öl­dür­mek için çır­pı­nıp du­ru­yor­lar. Yıl­maz Gü­ney’e yö­ne­lik sal­dı­rı kam­pan­ya­sı­nın esas ama­cı da böy­le özet­le­ne­bi­lir.
Sal­dı­rı kam­pan­ya­sıy­la bur­ju­va­zi­nin esas ola­rak ne­yi he­def­le­di­ği­nin iyi kav­ran­ma­sı açı­sın­dan ne­den, ni­çin, na­sıl so­ru­la­rı eş­li­ğin­de per­de­yi bi­raz ara­la­mak ge­re­ki­yor.
O hal­de, ilk ön­ce bu kam­pan­yay­la ya­pıl­mak is­te­nen ne­dir? Bu­na bir ba­ka­lım.
Ya­pıl­mak is­te­nen şu­dur: 9 Ey­lül 1984’te öl­müş olan, bu­gün be­de­nen ara­mız­da ol­ma­yan, fa­kat eser­le­riy­le ya­şa­yan; sa­hip ol­du­ğu gö­rüş­le­ri ve pra­ti­ğiy­le sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın ik­ti­da­rı­na kar­şı açık ve cep­he­den sa­vaş açan, ezi­len­le­rin sa­fın­da mü­ca­de­le bay­ra­ğı­nı yük­sel­ten ve bu­gün sa­de­ce Tür­ki­ye’nin de­ğil, ulus­la­ra­ra­sı alan­da da mil­yon­lar­ca ezil­miş in­sa­nın sev­di­ği, say­dı­ğı bir in­sa­nı; Yıl­maz Gü­ney’i öl­dür­mek. Ya­ni ölüm­süz bi­ri­ni öl­dür­mek is­ti­yor­lar!
Na­sıl öl­dür­mek is­ti­yor­lar?
“Bu adam esa­sın­da lumpen­di ve ka­til­di” di­ye­rek. Bur­ju­va çöp­lü­ğün­de­ki ho­roz­lar bu laf­lar­la ötü­yor. Kim bun­lar?
Bu­nu ya­pan­lar esa­sın­da ara­mız­da ya­şa­yan­lar, vü­cut­ça var olan­lar, fa­kat ken­di­si ga­yet bar­bar olan; sö­mü­rü üze­ri­ne ku­ru­lu bir dü­ze­ni sa­vu­nan; kan emi­ci­le­ri ve on­la­rın ku­ru­lu dü­ze­ni­ni sa­vu­nan ve öl­dük­ten bir sü­re son­ra hiç­bir şe­kil­de ad­la­rı­nın anıl­ma im­ka­nı ol­ma­yan bir­kaç kuk­la. Bun­lar bu­gün be­de­nen ara­mız­da ya­şı­yor­lar ama as­lın­da bi­rer ya­şa­yan ölü­dür­ler.
Ya­şar­ken bi­rer ölü ol­mak veya öl­dük­ten son­ra da ya­şa­mak… Bi­rin­ci­si ko­lay, bun­da bur­ju­va­zi­nin çöp­lü­ğün­de bin­ler­ce­si var. İkin­ci­si­ni ka­zan­mak her­ke­sin har­cı de­ğil. Yıl­maz Gü­ney bu ikin­ci­si­ni ka­za­nan­lar­dan bi­ri. O bu onu­run hak­kıy­la sa­hi­bi!
Pe­ki, Yıl­maz Gü­ney gi­bi­ler be­de­nen yok ol­duk­la­rı hal­de ne­den ya­şı­yor?
Yıl­maz Gü­ney’in öl­dük­ten son­ra da ya­şı­yor ol­ma­sı­nın en te­mel ne­de­ni şu­dur: O, ge­le­cek­te­ki bir dü­ze­ni sa­vu­nu­yor; in­sa­nın ge­le­ce­ği­ni sa­vu­nu­yor, eser­le­rin­de sa­vun­ma­ya ça­lı­şı­yor. Onun için in­san­lar ona sa­hip çı­kı­yor. O, hak­sız­lı­ğa kar­şı is­ya­nı di­le ge­ti­ri­yor. Onun için in­san­lar onu sa­vu­nu­yor, sa­hip çı­kı­yor. Sa­hip çı­kan in­san­lar Yıl­maz’da esas ola­nı gö­rü­yor­lar. Yıl­maz baş­kal­dı­rı­dır, Yıl­maz ge­liş­me­si için­de, açık­ça sos­ya­liz­mi, ko­mü­niz­mi sa­vun­muş bir in­san­dır. Bü­tün bas­kı­la­ra rağ­men bu­nu açık­ça da ilan et­miş bir in­san­dır. Bu yüz­den ezi­len kit­le­ler ona sa­hip çı­kar­ken, bur­ju­va­zi ve uşak­la­rı on­dan nef­ret edi­yor­lar.
“Os­man­lı­da oyun çok” der­ler. fiim­di Yıl­maz’a sal­dı­ran­lar bu­gün bi­rer ölü ol­mak­tan kur­tu­la­ma­dık­la­rı için, ona sal­dı­rı için­de de ol­sa ya­rın na­sıl anı­la­bi­le­cek­le­ri­nin he­sa­bı­nı ya­pı­yor­lar. Bu he­sap için­de­ki Os­man­lı cin­göz­le­ri Yıl­maz’a sal­dır­mak­la ölüm­le­rin­den son­ra da ken­di­le­ri­nin anıl­ma­sı­nı sağ­la­ma ça­ba­sı için­de­ler. Be­de­nen ara­mız­da ol­ma­dı­ğı hal­de ya­şa­ma­ya de­vam eden Yıl­maz Gü­ney’i öl­dür­mek is­te­yen­ler Yıl­maz anıl­dı­ğı za­man ken­di­le­ri de anıl­sın is­ti­yor­lar. Yıl­maz’a sal­dı­ra­rak ken­di­le­ri­ni ya­şat­ma tak­ti­ği­ne baş­vu­ru­yor­lar. De­dik ya “Os­man­lı’da oyun çok”! Me­se­la En­gels’in An­ti-Düh­ring’i var. En­gels An­ti-Düh­ring’i yaz­ma­mış ol­sa Düh­ring’in adı bu­gün bi­lin­mez­di. Düh­ring’i bu­gün tüm dün­ya En­gels üze­rin­den ta­nı­yor.
“Bür­ger Wes­ton” de­nen, ya­ni “Va­tan­daş Wes­ton” de­nen bi­riy­le Marx, “Üc­ret, Fi­yat, Kâr” ya­zı­sın­da po­le­mik ya­pı­yor. O ada­mın yüz­yıl, iki­yüz­yıl son­ra anıl­ma­sı­nın bir tek ne­de­ni ola­cak­tır: Marx’ın ese­rin­de adı ge­çi­yor! Yok­sa hiç­bir ne­den­le bun­la­rın yıl­lar­ca, yüz­yıl­lar­ca anıl­ma, ya­şa­ma im­ka­nı yok­tur.
Bu­gün Yıl­maz’a sal­dı­ran­lar da; ya­rın öbür­gün Yıl­maz’dan bah­se­der­ken şun­lar, şun­lar da onun hak­kın­da şun­la­rı söy­le­miş­ler­di vb. de­ne­rek anıl­sın is­ti­yor­lar. Ama öy­le yağ­ma yok! Bu gi­bi in­san­la­rın esa­sın­da Yıl­maz’la bir­lik­te han­gi bi­çim­de olur­sa ol­sun anıl­ma­ya hak­la­rı yok. O ne­den­le sö­mü­rü dü­ze­ni­nin çöp­lük ho­roz­la­rı­nın adı­nı an­ma­ya­ca­ğız.
Bur­ju­va­zi Yıl­maz’a yö­ne­lik sal­dı­rı kam­pan­ya­sı­nı ne­den şim­di gün­de­me ge­tir­di? He­len kö­ken­li, Cos­ta Gav­ras ad­lı çok ün­lü bir yö­net­men var. Cos­ta Gav­ras esas ola­rak Fran­sa ve Ame­ri­ka’da fi­lim ya­pan ve dün­ya­nın ger­çek­ten ün­lü re­ji­sör­le­rin­den bi­ri ve şim­di­ye ka­dar yap­tı­ğı bü­tün film­le­ri açık sol­cu, si­ya­si film­ler. Si­ne­ma­yı çok iyi bil­di­ği için bü­yük kum­pan­ya­la­rın­da, bü­yük film şir­ket­le­rin de ara­da bir büt­çe­den pa­ra ver­dik­le­ri, ol­duk­ça iyi film­ler ya­pa­bi­len bir yö­net­men. Cos­ta Gav­ras “Ka­yıp” isim­li fil­miy­le, 1982‘de Yıl­maz Gü­ney’le bir­lik­te “Can­nes Film Fes­ti­va­li”nin bi­rin­ci­lik ödü­lü­nü pay­laş­tı­lar.
Cos­ta Gav­ras’ın Yıl­maz Gü­ney’le bir­lik­te bir film yap­ma pla­nı var. İki­si 1984’te bu ko­nu­da otu­rup an­la­şır­lar. Bir­lik­te La­tin Ame­ri­ka’da çe­kil­miş bir yol fil­mi yap­ma­yı ta­sar­lar­lar. Bu yol fil­min­de in­san­lı­ğın için­de bu­lun­du­ğu du­ru­mu an­la­ta­cak­lar. Pro­je­le­ri budur. Yıl­maz’ın er­ken öl­me­si so­nu­cu böy­le bir pro­je­nin ger­çek­leş­ti­ril­me şan­sı or­ta­dan kalk­mış ol­du. Cos­ta Gav­ras’ın bu an­lam­da Yıl­maz’la bir ba­ğı var. Ve Yıl­maz’ı esa­sın­da ya­şat­mak is­te­yen bir in­san. Bu yüz­den de Yıl­maz üze­ri­ne bir film yap­mak is­ti­yor. Bu­nun için na­sıl bir film ya­pa­rım dü­şün­ce­si için­de; özel­lik­le Fa­toş Gü­ney’le tar­tış­ma sü­re­ci için­de Fa­toş Gü­ney’in gö­züy­le Yıl­maz na­sıl an­la­tı­lır dü­şün­ce­siy­le bir film ya­pıl­mak is­te­nir. Bu­nun se­nar­yo­su­nu İn­ci Aral ya­zar ve bu pro­je­nin var­lı­ğı bir ba­sın top­lan­tı­sıy­la du­yu­ru­lur. Bu nok­ta­dan iti­ba­ren gü­rül­tü ko­pu­yor: “Vay ye­ni­den ba­şı­mı­za mit ya­ra­ta­cak­lar. Yıl­maz Gü­ney’i ta­nı­ta­cak­lar. Bi­zi Av­ru­pa’da kü­çük dü­şü­ren, ka­til, lump olan, sa­nat­çı bi­le ol­ma­yan, sol­cu ge­çi­nen bir ada­mı ef­sa­ne­leş­ti­ri­yor­lar” vs. vs. laf­lar­la sal­dı­rı­ya geç­ti­ler. Yıl­maz’ı an­la­tan bir fil­min ya­pıl­ma­sı kar­şı­sın­da bur­ju­va soy­ta­rı­la­rın bu ka­dar gü­rül­tü ko­par­ma­sı­nın, çir­kef sal­dı­rı­lar­da bu­lun­ma­sı­nın al­tın­da ya­tan bir ger­çek var: Kor­ku­yor­lar!
Cos­ta Gav­ra gi­bi bir in­sa­nın Yıl­maz Gü­ney üze­ri­ne bir film yap­ma­sın­dan kor­ku­yor­lar. Çün­kü, Yıl­maz Gü­ney’i ko­nu alan bir film Tür­ki­ye’de fa­şiz­mi de an­la­tan bir film ol­mak zo­run­da. Tür­ki­ye’de fa­şiz­min çeh­re­si or­ta­ya kon­ma­dan Yıl­maz Gü­ney an­la­tı­la­maz. Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak; sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın ik­ti­da­rı­na kar­şı baş­kal­dı­rı­yı, is­ya­nı içe­rir. Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak; iş­çi sı­nı­fı­nın ve tüm ezi­len­le­rin ik­ti­da­rı için mü­ca­de­le­yi içe­rir. Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak; açık­ça dev­ri­mi, sos­ya­liz­mi sa­vun­ma­yı içe­rir. Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak; ken­di­si­ne “ay­dın” eti­ke­ti tak­tık­la­rı hal­de bu köh­ne­miş sis­te­min uşak­lı­ğı­nı ya­pan­la­rın ger­çek çeh­re­si­nin or­ta­ya kon­ma­sı­nı içe­rir. Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak; her tür­lü opor­tü­nüz­me, re­viz­yo­niz­me kar­şı mü­ca­de­le­yi içe­rir. Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak; O’nun ya­şa­mı ve mü­ca­de­le­siy­le hal­kın sev­gi ve say­gı­sı­nı ka­zan­mış ger­çek bir ko­mü­nist sa­nat­çı, sa­vaş­çı ol­du­ğu­nu an­lat­ma­yı içe­rir. Onu an­lat­mak; ezi­len­le­ri sı­nıf bi­lin­ciy­le ay­dın­lat­ma­yı içe­rir…
Cos­ta Gav­ras so­ru­nu bu bü­tün­lük­te ele al­mak is­te­me­se bi­le, fil­min ko­nu­su Yıl­maz’la iliş­ki­li bir tek so­ru­nu iş­le­mek­le sı­nır­lı tu­tul­sa bi­le Yıl­maz’la ta­nı­şan­lar, bu özel­lik­ler­le ta­nış­mak zo­run­da kalabilirler! Bur­ju­va­zi bu­nun bi­lin­cin­de­dir. Bu ne­den­le, bü­tün­lük­lü ola­rak Yıl­maz Gü­ney’i an­lat­mak bir ya­na; Cos­ta Gav­ras’ın Fa­toş Gü­ney’in gö­züy­le Yıl­maz’ı an­la­tan bir film yap­ma­sın­dan bi­le da­ha şim­di­den kor­ku­yor­lar. Kor­ku­la­rın­da hak­lı­lar, Yıl­maz on­la­rın sı­nıf düş­ma­nı­dır!
Sal­dı­rı kam­pan­ya­sı­nın za­man­la­ma­sı bağ­la­mın­da bir baş­ka yan da şu­dur: Tür­ki­ye ye­ni­den Yıl­maz’la ta­nı­şı­yor. Evet Yıl­maz ge­li­yor, in­san­lar Yıl­maz’ı me­rak edi­yor. Genç ku­şak­lar­dan ha­yat­la­rın­da hiç Yıl­maz Gü­ney fil­mi gör­me­miş olan­lar şim­di Yıl­maz Gü­ney film­le­riy­le ta­nı­şı­yor. Bu de­mek­tir ki, genç ku­şak­lar­dan Yıl­maz’la ay­dın­la­nan­lar ola­cak; onun se­ven­le­ri gi­de­rek ço­ğa­la­cak. Onun için de bur­ju­va­zi ga­yet bi­linç­li ola­rak en bü­yük med­ya ku­ru­luş­la­rıy­la bir kam­pan­ya baş­lat­tı, Yıl­maz’ı öl­dür­mek için. Bu kam­pan­ya­da bel­li bir an­lam­da ba­şa­rı­ya da ulaş­tı­lar. Yıl­maz’ı öl­dür­mek an­la­mın­da de­ğil ama, bu tar­tış­ma­nın na­sıl yü­rü­ye­ce­ği ko­nu­sun­da stan­dart­la­rı sal­dı­ran­lar koy­du. Ve tar­tış­ma, Yıl­maz’ı sa­vun­ma id­di­asın­da olan­la­rın önem­li bir bö­lü­mü ta­ra­fın­dan da sal­dır­gan­la­rın çiz­di­ği sı­nır­lar için­de yü­rü­tül­me­ye baş­lan­dı. “Lum­pen­lik ne­dir? Yıl­maz lum­pen miy­di? Ka­til miy­di, de­ğil­miy­di?” Bu tar­tış­ma­da çi­zi­len çer­çe­ve bu ol­du! Yıl­maz’ı sa­vun­ma adı­na tar­tış­ma­ya ka­tı­lan­la­rın bir kıs­mı “evet lu­pen­di ama sa­nat­çıy­dı”, “ka­til­di ama adam Türk si­ne­ma­sı­nın bü­yük bir us­ta­sıy­dı” vs. vs. bi­çi­min­de gü­ya Yıl­maz’ı sa­vun­du­lar!
Biz, en baş­ta böy­le bir tar­tış­ma­nın Yıl­maz’ın sı­nıf düş­man­la­rı­nın pro­voka­tif bir bi­çim­de çiz­di­ği bu çer­çe­ve­de yü­rü­tül­me­si­ne, so­ru­nun bu çer­çe­ve­de tar­tı­şıl­ma­sı­na kök­ten kar­şı­yız.
Bu­ra­da şu so­ru kar­şı­mı­za çı­kı­yor: Sal­dı­ran­lar ne­den tar­tış­ma­yı bu bi­çim­de yü­rü­tü­yor­lar, Yıl­ma­zı öl­dür­mek için baş­ka tür­lü tar­tış­ma im­kan­la­rı var mı?
Yok! Baş­ka tür­lü ne­re­den Yıl­maz’a do­kun­ma­ya ça­lış­sa­lar ora­da sı­nıf­sal te­mel­de to­ka­dı yi­ye­cek­le­ri­ni bi­li­yor­lar. Böy­le ol­du­ğu için de sı­kış­tık­la­rın­da her za­man sa­rıl­dık­la­rı bir yön­te­me baş­vu­ru­yor­lar: Sah­te­kar­lık yap, ça­mur at izi kal­sın!
Yıl­maz so­mu­tun­da bu­nu na­sıl ya­pı­yor­lar?
Yıl­maz’a ça­mur at­mak için ilk ön­ce on­da­ki ge­liş­me sü­re­ci­ni sah­te­kar­ca bir ya­na bı­ra­kı­yor­lar. Yıl­maz’ın ge­liş­me­si için­de çok­tan aş­tı­ğı bir ha­ta­sı­nı san­ki onun sa­vun­du­ğu bir özel­li­ğiy­miş, san­ki o, ka­dın döv­me­yi sa­vu­nu­yor­muş gi­bi ola­yı ak­tar­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar. Bun­la­ra gö­re “Yıl­maz Gü­ney ka­dın dö­ven bir ma­ço er­kek!”. “Ka­nı­tı da var: Yıl­maz Gü­ney Ne­ba­hat Çeh­re’yi döv­müş”! Yıl­maz’ın düş­man­la­rı­nın on­dan ara­ya ara­ya bu­la­bil­dik­le­ri za­yıf yan­lar­dan bi­ri bu. Ama Yıl­maz, için­de ya­şa­dı­ğı top­lum­sal ya­pı­dan dev­ral­dı­ğı bu za­afın özel mül­ki­yet­çi an­la­yı­şın bir ürü­nü ol­du­ğu­nu ge­liş­me­si için­de tes­pit et­miş, mah­kum et­miş ve onu aş­mış bir in­san­dır. Yıl­maz Gü­ney ge­liş­me­si için­de er­kek ege­men sis­te­mi yık­ma­yı önü­ne bir gö­rev ola­rak koy­muş­tur!
Onun bu ge­liş­me­si­ni gö­zar­dı ede­rek onu ka­ra­la­ma­ya ça­lı­şan­la­rın sah­te­kar­lı­ğı­na ba­kın: Ka­dın so­ru­nu bağ­la­mın­da Yıl­maz Gü­ney’i Ne­ba­hat Çeh­re’ye yö­ne­lik bir ha­ta­sıy­la açık­la­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar, ama Fa­toş Gü­ney’in gö­züy­le Yıl­maz Gü­ney’in an­la­tıl­ma­sı­na “ver yan­sın” edi­yor­lar! Yıl­maz’ın ka­dın so­ru­nu­na yak­la­şı­mı bağ­la­mın­da pra­ti­ği­nin ne ol­du­ğu ko­nu­sun­da ne­den Fa­toş Gü­ney’in söy­le­dik­le­ri gör­mez­den ge­li­ni­yor? Onun düş­man­la­rı so­ru­na baş­ka na­sıl yak­laş­sın ki? Öy­le ya, Fa­toş Gü­ney, es­ki Yıl­maz Gü­ney’i de­ğil; bir mü­ca­de­le sü­re­ci için­de sü­zü­lüp ge­len Yıl­maz Gü­ney’in bu nok­ta­da­ki yak­la­şı­mı­nı an­la­ta­cak­tır! Bur­ju­va­zi o du­rum­da Yıl­maz’ı ka­ra­la­ya­cak bir mal­ze­me­yi kul­lan­mak­ta zor­la­na­cak­tır. Bu ne­den­le, sah­te­kar­ca, on­da­ki ge­liş­me sü­re­ci­ni bir ya­na ko­yup 1970’ler­de­ki Yıl­maz Gü­ney’le 1980’ler­de­ki Yıl­maz Gü­ney’i bir ve ay­nı Yıl­maz Gü­ney’miş gi­bi gös­ter­me­ye ça­lı­şı­yor­lar. Ama bu tür bur­ju­va sah­te­kar­lık­la­rın beş pa­ra de­ğe­ri yok. Emek­çi yı­ğın­lar Yıl­maz’ı da onun düş­man­la­rı­nı da iyi ta­nı­yor!
Gü­ney Der­gi­si ola­rak biz, Yıl­maz Gü­ney’in eleş­ti­ril­me­si­ne kar­şı mı­yız? Ke­sin­lik­le ha­yır! Her­kes eleş­ti­ri­le­bi­lir, Yıl­maz Gü­ney de. Bi­zim yön­te­mi­miz, ha­ta­la­rı eleş­ti­ri, öze­leş­ti­ri si­la­hıy­la aş­mak­tır, bu­nu yap­mak gö­rev­dir de. Ama ilk ön­ce ka­ra­la­ma­lar­la eleş­ti­ri­le­ri bir­bi­rin­den ayır­mak ge­re­ki­yor. Eleş­ti­ri­le­re evet, ka­ra­la­ma­ya ha­yır! Bu­gün Yıl­maz Gü­ney’e yö­ne­lik eleş­ti­ri adı­na ge­ti­ri­len­le­rin bi­rer ka­ra­la­ma ol­du­ğu bir bir or­ta­ya çı­kı­yor. Biz bun­la­rı red­de­di­yo­ruz!
Gü­ney Der­gi­si ola­rak bi­zim, Yıl­maz Gü­ney hiç yan­lış yap­ma­dı, o eleş­ti­ri­le­mez vb. bir yak­la­şı­mı­mız yok. Yan­lış­la­rı bi­rer doğ­ruy­muş gi­bi sa­vun­ma ve öy­le gös­ter­me ça­ba­sı için­de ol­ma­yız. Yıl­maz Gü­ney’in de ne bu­na ih­ti­ya­cı var, ne de bu tür Yıl­maz Gü­ney sa­vu­nu­cu­la­rı­na. O so­ru­na bi­lim­sel yak­la­şan bi­ri­dir.
Biz Yıl­maz Gü­ney’in ese­rleri­nin, si­ya­si gö­rüş­le­ri­nin doğ­ru bul­du­ğu­muz yan­la­rı­nın sa­vu­nu­cu­la­rı ola­rak hiç bir za­man Yıl­maz ha­ta­sız­dır, ta­pı­la­cak in­san­dır vs. vs. di­ye yak­laş­ma­dık, yak­laş­ma­yız. Biz ta­pı­na­cak in­san ya­ra­tıl­ma­sı­na kar­şı­yız. Ama biz iş ya­pan in­san­la­rın ha­ta da ya­pa­bi­le­ce­ği­ni bi­li­yo­ruz. So­ru­na ger­çek­te eleş­ti­rel yak­laş­ma gi­bi bir der­di olan her­kes de bu çer­çe­ve­nin bi­lin­cin­de ha­re­ket et­me­li ve ge­nel de­ğer­len­dir­me­de esas ola­na bak­ma­lı­dır. Ama bir ba­kı­yo­ruz bi­ri­le­ri açık­ça sı­nıf ki­ni­ni ku­su­yor, bi­ri­le­ri de Yıl­maz’a eleş­ti­ri adı al­tın­da ken­di şi­zof­re­ni­si­ni or­ta­ya dö­kü­yor.
Ol­gu olan şu­dur; Tür­ki­ye’de Yıl­maz ça­pın­da baş­ka ko­mü­nist sa­nat­çı yok. O dur­ma­dan ken­di­ni ge­liş­tir­me­ye ça­lı­şan; gi­de­rek ge­liş­ti­ren ve ge­li­şen en­der ko­mü­nist bir sa­nat­çı­dır.
1974’te­ki Yıl­maz’la 1979’da­ki Yıl­maz bir ve ay­nı Yıl­maz de­ğil. Açık ola­rak Yıl­maz’ın ken­di­si de bu­nu an­la­tı­yor. Bu nok­ta­da biz, Yıl­maz’da­ki ge­liş­me­nin; ken­di­le­ri­ne ay­dın ha­va­sı ve­ren, ay­dın ol­mak­la bel­ki de bu is­min kul­la­nıl­ma­sın­dan öte bir ba­ğı ol­ma­yan tip­le­rin Yıl­maz’ın bu ge­liş­me­si­ni kav­ra­ma­la­rı za­ten müm­kün de­ğil­dir. On­lar için in­san ye­rin­de du­ran bir­şey­dir. On­la­rın gö­zün­de dün­ya da öy­le­dir. On­lar için ak­la ka­ra var­dır, her­şey yer­li ye­rin­de du­rur. Bu “ay­dın”la­rın dün­ya­ya ba­kış açı­sı o.
Yıl­maz’a sal­dı­ran tip­ler ay­dın ol­ma adı­na bu­gün ne sa­vu­nu­yor­lar?
Bun­la­rın sa­vun­du­ğu şu­dur: “Bu sis­tem va­ro­lan­lar için­de en iyi­si­dir, de­ğiş­mez. Ge­ri­si­ni boş­ve­rin. Bu sis­te­mi de­ğiş­tir­mek­le uğ­ra­şan­lar ge­ri ka­fa­lı­dır. Sis­te­mi de­ğiş­tir­mek­le uğ­ra­şa­ca­ğı­nı­za, ka­fa­nız ça­lı­şı­yor ce­bi­ni­zi dol­dur­ma­ya, dün­ya­nın key­fi­ni çı­kar­ma­ya ba­kın. vs. vb.” Bun­la­rın sa­vun­du­ğu bu­dur.
Bu ara­da öz­gür­lük, eşit­lik adı­na en faz­la sa­vun­duk­la­rı; ken­di­le­ri­nin ga­ze­te say­fa­la­rın­da, TV’ler­de is­te­dik­le­ri gi­bi ku­sa­bil­me­le­ri ve ken­di­le­ri­ne ka­rı­şıl­ma­ma­sı­dır. Her tür­lü pis­li­ği ya­ya­bil­me öz­gür­lü­ğü­nü, ken­di­le­ri için (baş­ka­la­rı için de­ğil!) sa­vu­nu­yor­lar. Bun­la­rın uf­ku bu ka­dar­dır. Uf­ku bu olan­la­rın Yıl­maz’da­ki ge­liş­me­yi an­la­ma­sı, kav­ra­ma­sı müm­kün de­ğil­dir.
Bu tip­le­rin Yıl­maz’da kız­dık­la­rı en önem­li şey­ler­den bi­ri (ki, lump tar­tış­ma­sı bu­nu gös­te­ri­yor); Yıl­maz’ın ger­çek­ten bir halk sa­nat­çı­sı ol­ma­sı. Yıl­maz esa­sın­da bir köy­lü­dür, köy­lü­lük­ten gel­me bir in­san­dır. Kürt’tür, bu bağ­lam­da ezil­mek­te­dir. Hal­kın en yok­sul­la­rı için­den gel­mek­te­dir. Bu bağ­lam­da Yıl­maz, sı­nıf­sal, ulu­sal bas­kı al­tın­da iki, üç kez ezi­len bir in­san­dır. Bu ezil­me­ye başkal­dı­ran ve onun için­de ger­çek­ten hem ken­di­ni ay­dın­la­tan, ay­dın­la­nan ve çev­re­si­ni ay­dın­lat­ma­ya ça­lı­şan bir in­san­dır. Bu yüz­den kit­le­le­rin sev­gi­li­si ol­muş­tur. Bu bağ­lam­da kı­zı­yor­lar Yıl­maz’a. Lump tar­tış­ma­sı­nın bir ne­de­ni de bu­dur. Eğer adı­nı koy­mak ge­re­kir­se; esa­sın­da tam da böy­le bir ay­dın­lan­ma­yı lump­luk vs. ola­rak ad­lan­dı­ran­la­rın ken­di­le­ri lump bi­le de­ğil, pa­çav­ra­dır.
Pe­ki bun­lar Yıl­maz’ı öl­dü­re­bi­lir mi?
Bu sal­dı­rı­lar Yıl­maz’ı ya­ra­lar mı?
Ha­yır! Yıl­maz’a sal­dı­ran­lar ge­le­ce­ğe sal­dı­rı­yor. İn­san­lı­ğın ge­le­ce­ği­ni öl­dür­me­ye kim­se­nin gü­cü yet­mez. Ona sal­dı­ran­lar ken­di ko­kuş­muş dü­zen­le­ri de­vam eder­ken bi­le unu­tu­lup gi­de­cek­ler, ad­la­rı anıl­ma­ya­cak­tır. So­nuç­ta da bu­gün­kü ko­kuş­muş sis­tem­le­ri de bü­tü­nüy­le ta­ri­hin çöp­lü­ğü­ne atı­la­cak­tır.
Ama, Yıl­maz ge­le­ce­ğin sa­vu­nu­cu­su­dur. O, yüz yıl, iki­yüz yıl… son­ra da anı­la­cak, ya­şa­ya­cak­tır.
Yıl­maz ezi­len­le­rin sev­gi­li­si­dir. Bu du­rum ken­di­le­ri­ni ay­dın sa­yan, fa­kat ay­dın ol­mak­la ger­çek ba­ğı ol­ma­yan bir­çok bur­ju­va kö­şe ya­za­rı­nı ol­duk­ça ra­hat­sız et­mek­te­dir. On­lar ta­bu­la­rı yık­ma adı­na hal­kın sa­nat­çı­sı/sa­vaş­çı­sı­nı ka­ra­la­ma öz­gür­lü­ğü hak­kı­nı el­de et­me­ye ça­lı­şı­yor­lar. Hem de ile­ri­ci bir iş ya­pı­yor gö­rün­tü­süy­le!
Ta­bu­la­rı yık­ma bağ­la­mın­da Yıl­maz’ın bi­lim­sel eleş­ti­ri yön­te­mi­ne sa­hip ol­du­ğu­nu bi­len her­kes, en baş­ta onun ta­bu­lar ya­ra­tıl­ma­sı­na kar­şı ol­du­ğu­nu da bi­lir. Ter­si­ni id­dia eden; Yıl­maz’ın ta­bu­lar ya­rat­ma­ya ça­lış­tı­ğı­nı söy­le­yen, ya­lan söy­le­mek­te­dir. Biz de ta­bu­la­ra kar­şı­yız, en baş­ta da Yıl­maz’ın ta­bu­laş­tı­rıl­ma­sı­na kar­şı­yız. Ama ol­gu bu ol­ma­dı­ğı hal­de; san­ki bi­ri­le­ri Yıl­maz et­ra­fın­da bir mit ya­ra­tı­yor­lar, onu do­ku­nul­maz vb. ilan edi­yor­lar da bun­lar da bu tür yak­la­şım­la­ra do­ku­na­rak ile­ri­ci bir iş ya­pı­yor­lar. Böy­le gö­rün­tü­ler de ver­mek is­ti­yor­lar. Gös­ter­me­ye ça­lış­tık­la­rı şey bu­dur. Ama bu da bü­yük bir sah­te­kar­lık­tır. Bi­rin­ci­si böy­le bir ta­bu Yıl­maz et­ra­fın­da hiç kim­se ta­ra­fın­dan ya­ra­tıl­mış du­rum­da de­ğil bu­gü­ne ka­dar. Ger­çek­ten hal­kın ken­di için­de ge­len bir Yıl­maz sev­gi­si var. Bu­nun için her­han­gi bir bi­linç­li ça­ba vs. yok. Tam ter­si­ne bir sü­rü in­san ve ör­güt hal­kın Yıl­maz’a olan bu sev­gi­si­ni kul­lan­mak için Yıl­maz’ı kul­lan­ma­ya ça­lı­şı­yor. Ol­gu bu­dur.
Yıl­maz’ı sa­vun­ma adı­na yo­la çı­kan­la­rın bir bö­lü­mü de esa­sın­da onu öl­dür­me işi­ne ka­tıl­mak­ta­dır. Bun­lar en baş­ta Yıl­maz’ı si­ya­si ki­şi­li­ğin­de so­yut­la­yıp; “O iyi si­ne­ma­cıy­dı ca­nım!” vb. di­yen­ler ve bu lump tar­tış­ma­sın­da “evet lump­tu, ka­til­di fa­kat iyiy­di” vs. di­yen­ler­dir. Bun­lar en baş­ta lump­lu­ğu ka­bul et­mek­le, bü­tün köy­lü­lü­ğü lump ilan edi­yor­lar. Bun­la­ra gö­re bur­ju­va kö­ken­li ol­ma­yan her­kes lump­tur. Eğer lump­luk “aşa­ğı sı­nıf­lar­dan” gel­mey­se, o za­man bü­tün “aşa­ğı sı­nıf”tan ge­len­ler lump­tur! Bu­nu ka­bul eden ve ben Yıl­maz’ı sa­vu­nu­yo­rum di­yen sah­te­kar­lık ya­pı­yor.
Yıl­maz’ın tek ba­şı­na si­ne­ma­cı ola­rak sa­vu­nul­ma­sı yan­lış­tır. Onu yal­nız­ca bir si­ne­ma­cı ola­rak ka­bul et­mek, Onun or­ta­ya koy­du­ğu ve uğ­ru­na aman­sız bir mü­ca­de­le yü­rüt­tü­ğü gö­rüş­le­ri­nin yok sa­yıl­ma­sı­dır. Yi­ne Yıl­maz, sı­ra­dan bir si­ne­ma­cı de­ğil; o, ko­mü­nist bir si­ne­ma­cı­dır. Ve yal­nız­ca ko­mü­nist bir si­ne­ma­cı de­ğil; o, ko­mü­nist bir sa­nat­çı­dır. Yıl­maz’ın sa­na­ta ba­kış açı­sı­nı bi­linç­li ola­rak çar­pı­tıp, onu sı­nıf­sal te­mel­den alı­koy­ma­ya ça­lı­şan­la­rı dış­ta tu­tar­sak (ki, bun­lar onu bi­linç­li ola­rak za­yıf­lat­mak is­te­yen­ler­dir.); O’nu ger­çek­ten se­vip, sa­yan, bu açı­dan sa­vun­ma­ya ça­lı­şan­lar­dan da Yıl­maz’ı bu bü­tün­lük için­de ta­nım­la­ma­yan­la­rın ni­ye­ti ne olur­sa ol­sun, yap­tık­la­rı ger­çek du­ru­mun tes­pi­ti de­ğil­dir; ek­sik­tir, tek yan­lı­dır. O, sa­na­tı sı­nıf­lar mü­ca­de­le­sin­de bir araç ola­rak gör­mek­te; bu araç­la ezi­len kit­le­le­ri ay­dın­lat­ma­yı, on­la­rı sö­mü­rü­süz, sı­nıf­sız bir dün­ya ya­rat­ma mü­ca­de­le­sin­de eğit­me­yi amaç­la­mak­ta­dır. O, ya­şa­mı­nı sos­ya­lizm mü­ca­de­le­si­ne ada­mış­tır. Onu bu bü­tün­lük­le kit­le­le­re ak­tar­ma­yan­lar, onun ger­çek ama­cı­nın göz­ler­den giz­len­me­si­ne hiz­met et­miş olur. Ya­nı­sı­ra, kit­le­le­rin so­ru­nun özü­nü kav­ra­ma­la­rı en­gel­len­miş olur. Yıl­maz’ı sa­vun­ma id­di­asın­da olan her­ke­sin bun­la­rı önem­se­me­si ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nü­yo­ruz.
Yıl­maz’ı sa­vun­ma id­di­asın­da olan­la­rın bir bö­lü­mü de “o ger­çek bir sa­nat­çı bi­le de­ğil­di” di­yenlerin çiz­di­ği çer­çe­ve­de tar­tış­ma­ya ka­tıl­mak­ta, Yıl­maz’ın ger­çek bir sa­nat­çı ol­du­ğu­nu is­pa­ta ça­lış­mak­ta­dır! Bu ne bi­çim tar­tış­ma, bu ne bi­çim sa­vun­ma!
Bi­rin­ci­si, Yıl­maz’ın bir sa­nat­çı bi­le ol­ma­dı­ğı­nı id­dia eden bi­ri tüm dün­ya­nın gö­zü önün­de tek bir­şe­yi is­pat et­miş olur: Ken­di ap­tal­lı­ğı­nı!
Yıl­maz’ın sa­na­tı bağ­la­mın­da da her­şey re­la­tif. O, dün­ya­nın en iyi si­ne­ma­cı­sı, en iyi ro­man­cı­sı de­ğil. Bu­nu söy­le­yen yan­lış ya­par. Yıl­maz’ın da böy­le bir id­di­ası yok­tur, ol­ma­mış­tır. Ama Yıl­maz Tür­ki­ye için dö­ne­mi­nin en iyi si­ne­ma­cı­sı­dır ve bu­gün de ne ya­zık ki hâ­lâ aşı­la­ma­mış­tır. Ro­man­cı­lar için­de de ro­ma­nı bel­li bir dö­nem­de en iyi ro­man ödü­lü­nü hak et­miş­tir. Bu­ra­da kal­kıp Yıl­maz’ın sa­nat­çı olup ol­ma­dı­ğı­nı, tar­tış­ma­ya sok­mak abes­le iş­ti­gal­dir.
Yi­ne; Yıl­maz Kürt ola­rak da sa­vu­nu­la­maz. “Esas özel­li­ği Kürt’tü, o bir Kürt si­ne­ma­cı­sıy­dı” vs. di­yen­ler de yan­lış ya­pı­yor, onu yan­lış sa­vu­nu­yor. Ya da, o “Bü­yük bir Türk si­ne­ma­cı­sıy­dı” vs. Bun­lar yan­lış yak­la­şım­lar­dır. Ona bu çer­çe­ve için­de yak­la­şan­lar, Yıl­maz’dan bir­şey an­la­ma­yan­lar­dır. Onu var eden, Yıl­maz Gü­ney ya­pan ne Kürt ol­ma özel­li­ği­dir, ne Kürt si­ne­ma­cı­sı ol­ma özel­li­ği­dir; ne de Türk si­ne­ma­cı­sı ol­ma özel­li­ği­dir. Ha­yır bun­la­rın hiç bi­ri de­ğil; si­ne­ma­ya yak­la­şım bağ­la­mın­da da hiç bir yo­ru­ma açık ka­pı bı­rak­ma­ya­cak ber­rak­lık­ta onun tav­rı var­dır. O pro­le­ter ve en­ter­nas­yo­na­list ol­ma­ya ça­lı­şan bir si­ne­ma­cı­dır. Seç­ti­ği ve kul­lan­dı­ğı mo­tif­le­rin esa­sı ta­bi ki ken­di gel­di­ği ala­nın; gör­dü­ğü, doğ­ru­dan ya­şa­dı­ğı ala­nın mo­tif­le­ri­dir. Ama an­lat­tı­ğı öy­kü­le­rin içe­ri­ği ke­sin­lik­le yal­nız­ca Kürt­le­rin, ya da yal­nız­ca Tür­ki­ye’nin so­run­la­rıy­la sı­nır­lı de­ğil. Öy­kü­le­rin içe­ri­ği­ni oluş­tu­ran te­mel te­ma ezen­le ezi­len, sö­mü­ren­le sö­mü­rü­len, emek­le ser­ma­ye ara­sın­da­ki ça­tış­ma­dır; sı­nıf ça­tış­ma­sı­dır. Bu Umut’ta da böy­le­dir. Bu Ar­ka­daş’ta da böy­le­dir. Bu En­di­şe’de de böy­le­dir. Bu Yol’da da böy­le­dir. Bu Du­var’da da böy­le­dir. Ve Yıl­maz git­tik­çe ye­rel­lik­ten ev­ren­sel­li­ğe doğ­ru ge­li­şen bir hat çiz­mek­te­dir. Bu an­la­şı­lır da. Çün­kü Yıl­maz sü­rek­li ken­di­ni ge­liş­ti­ren bir in­san­dır. Bu noktayı gör­mek ge­re­ki­yor.
Türk ha­kim sı­nıf­la­rı ve on­la­rın uşak­la­rı Yıl­maz Gü­ney’i unut­tur­mak, onun kit­le­ler­le bu­luş­ma­sı­nı en­gel­le­mek için el­le­rin­den ge­len her­şe­yi yap­tı­lar, yap­ma­ya da de­vam edi­yor­lar. Ama tüm ça­ba­la­rı bo­şu­na. Yıl­maz Gü­ney ve onun ese­ri kit­le­le­rin ma­lı­dır. Ege­men­le­rin bas­kı­la­rı, ya­sak­la­rı, de­ma­goji ve ka­ra­la­ma­la­rı Yıl­maz Gü­ney’in ve onun ese­ri­nin kit­le­ler­le bu­luş­ma­sı­nı en­gel­leye­me­di, en­gel­le­ye­me­ye­cek­tir. Yıl­maz Gü­ney emek­çi­le­rin sev­gi­li­si­dir. O en­ter­nas­yo­nal pro­le­tar­ya­nın bir de­ğe­ri­dir, mü­ca­de­le­siy­le ölüm­süz­le­şen bir ko­mü­nist­tir. Onun ölü­mü de bur­ju­va­zi­yi te­dir­gin et­me­ye de­vam ede­cek­tir.
Mart 2000